Pınar Dinç: Silahların susması ekolojik bir barış anlamına gelmiyor 2026-10-16 09:02:06   İSTANBUL- Siyaset bilimci Pınar Dinç, savaşın doğada yarattığı yıkımın çatışmalardan daha uzun sürdüğünü belirterek barışın ekolojik onarımı da kapsaması gerektiğini vurguladı. Pınar Dinç, “Önce neyi kaybettiğimizi göreceğiz. Neleri kaybettik, nerelerde yanlış yaptık? Ondan sonra bunu nasıl onaracağımızı düşünmemiz lazım” dedi.   İsveç’teki Lund Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları ve Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Pınar Dinç, 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansına katılacak. Konferans öncesinde ajansımıza konuşan Pınar Dinç, ekolojinin kadın mücadelesi, emek, demokrasi ve barışla ilişkisini değerlendirdi. Çatışmaların ormanlarda, tarım alanlarında, su kaynaklarında ve kırsal yaşamda yarattığı tahribata dikkat çeken Pınar Dinç, ekolojik yıkımın görünür kılınması, onarım süreçleri ve bölge halklarının karar alma mekanizmalarına katılımı üzerine konuştu.   ‘Ekoloji barıştan sonraya bırakılacak teknik bir mesele değil’   Çatışmaların çevresel etkilerinin silahların susmasıyla sona ermediğini vurgulayan Pınar Dinç, “Çatışmalar insanların yaşadıkları coğrafyaları etkiliyor. Ormanlar yanıyor, tarım alanları kayboluyor; su kaynakları, kırsal geçim kaynakları, bunların hepsi etkileniyor aslında savaşta. Ve çoğu zaman bu etkiler de çatışmanın kendisinden daha uzun sürüyor” şeklinde konuştu. Çevresel tahribatın yeterince belgelenmediğini ve özellikle Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde doğaya yönelik müdahalelerin güvenlik meselesi haline getirildiğini ifade eden Pınar Dinç, ekolojinin barıştan sonraya bırakılabilecek teknik bir konu olmadığını belirtti.   ‘Ekoloji barışın merkezinde olmalı’   Nasıl bir barış istendiği tartışılırken ekolojinin de merkezde bulunması gerektiğini kaydeden Pınar Dinç, “Ekoloji, ‘Hadi barış olsun, barıştan sonra çevre meselesine de bakarız’ diyebileceğimiz teknik bir mesele değil. Tam tersine, ‘Nasıl bir barış istiyoruz biz? Bu barışta taleplerimiz nelerdir?’ sorularını tartışırken ekoloji bu işin tam da merkezinde olması gereken bir şey” diye konuştu.   ‘Filistinli ile Efrînlilerin zeytin ağaçlarına aynı tepki verilmiyor’   İnsanların köyleriyle, dağlarıyla, sularıyla kurduğu ilişkinin de çatışmalarla birlikte tahrip edildiğini belirten Pınar Dinç, doğayla kurulan bağın tahrip edilmesinin yaşanan travmanın bir parçası olduğunu söyledi. Filistin ile Efrîn örneklerini karşılaştıran Pınar Dinç, “Türkiye’de mesela Filistin meselesine bakış, Kürt meselesine bakıştan biraz daha makul bir yerde değil mi? Filistinlilerin zeytin ağaçlarının kesilmesi, tahrip edilmesi nasıl bir öfke yaratıyor, ‘İsrail böyle bir şey yapıyor’ diye? Ama benzer bir şey Afrin’de yapıldığı zaman kimse onu o kadar konuşmuyor. Oysa Filistin’de yaşayan bir Filistinlinin zeytin ağacıyla kurduğu ilişkiyle Afrin’de yaşayan bir Kürt’ün zeytin ağacıyla kurduğu ilişki arasında bir fark yok. Filistin’den birileriyle, Afrin’den birileriyle konuşun. Size aynı şeyleri söylüyorlar, aynı duygularla bahsediyorlar” ifadelerini kullandı.   ‘Silahların susması ekolojik barış anlamına gelmiyor’   Çatışmaların en ağır maliyetini insanların ödediğini ancak doğanın da bu yıkımın bir parçası olduğunu belirten Pınar Dinç, köy boşaltmalarının yalnızca insanların evlerinden edilmesi anlamına gelmediğini, tarım alanlarının, hayvanların, ormanların ve su kaynaklarının da zarar gördüğünü ifade etti. “Burada yaşanan acı sadece insanlarla alakalı bir şey değil. Onların tabiatlarıyla, çevreleriyle ve bunlarla kurdukları ilişkiyle de alakalı. Aslında bütün bir ekosistem kaybediliyor” diyen Pınar Dinç, ekolojik tahribatın etkilerinin bölge sınırlarını aşabildiğine dikkat çekti. Pınar Dinç, “Sadece silahların susması, ekolojik bir barış anlamına gelmiyor” dedi.   ‘Çatışmasızlık adı altında ekolojik tahribat ve sömürü devam etmemeli’   Çatışmasızlık sürecinde enerji ve ticaret koridorları gibi projelerin gündeme gelebileceğini belirten Pınar Dinç, kalkınma söyleminin ekolojik maliyetleri görünmez kılmaması gerektiğini vurguladı. Doğal varlıklarla ilgili kararların nasıl alınacağına ve bu kararlardan kimlerin yararlanacağına dikkat çeken Pınar Dinç, bölgede yaşayan halkların karar alma mekanizmalarında doğrudan yer alması gerektiğini söyledi. Pınar Dinç, “Büyük bir kalkınmacı söylem ön plana çıkacak. Kalkınmadan, enerji koridorlarından, ticaret koridorlarından bahsediliyor. Elbette çatışmasızlık sürecinde bu tarz şeyler olabilir. Ama bunlara ilişkin kararların nasıl alınacağı, burada doğanın ve ekolojik dengenin nasıl gözetileceği çok çok önemli meseleler” dedi.   ‘DEM Parti’ye, ekoloji örgütlerine ve sivil topluma sorumluluklar düşüyor’   Ekolojik yıkıma yönelik eleştirilerin güvenlikçi söylemlerle bastırılabildiğini belirten Pınar Dinç, “Buna karşı herhangi bir şey söylediğiniz zaman ‘Sen çözüme karşısın’ deniliyor. Hemen terörist olarak yaftalanıyorsunuz. ‘Kalkınmacılık karşıtısın, insanların, gençlerin iş bulmasını istemiyorsun’ gibi söylemlerle karşılaşıyorsunuz” ifadelerini kullandı. Pınar Dinç, ekolojik yıkımın önlenmesi için DEM Parti’ye, ekoloji örgütlerine, sivil topluma ve bölgede yaşayan halka sorumluluk düştüğünü belirtti.   ‘Önce neyi kaybettiğimizi göreceğiz’   Ekolojik yıkımın kadın, emek ve toplumsal yaşamdan ayrı düşünülemeyeceğini kaydeden Pınar Dinç, öncelikle yaşanan kayıpların kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Yaklaşık on yıldır çalıştığı Kürdistan’ın üç farklı bölgesinde tarihsel söküp çıkarmacı politikaların izini sürdüğünü belirten Pınar Dinç, köy boşaltmaları, orman yangınları, hidroelektrik santraller ve su kaynaklarına yönelik müdahalelerin yarattığı tahribatın görünür kılınması gerektiğini vurguladı. Pınar Dinç, “Önce neyi kaybettiğimizi göreceğiz. Neleri kaybettik, nerelerde yanlış yaptık? Ondan sonra bunu nasıl onaracağımızı düşünmemiz lazım” dedi. Pınar Dinç, onarımın yeniden ağaçlandırma, toprak rehabilitasyonu ve su kaynaklarının korunmasının yanı sıra insanların yaşam alanlarıyla ilişkilerinin yeniden kurulmasını da kapsaması gerektiğini belirtti.   ‘Doğal varlıklarla ilgili kararı yalnızca devlet almamalı’   Doğal varlıklarla ilgili kararların yalnızca devlet tarafından alınmaması gerektiğini ifade eden Pınar Dinç, “Burada çok daha büyük bir toplamın bir araya gelip bu kararları vermesi lazım. Uzmanların, orada yaşayan bölge halklarının, sivil toplumun olması lazım” diye konuştu. Onarımın uzun yıllar alabileceğine dikkat çeken Pınar Dinç, çatışmasızlık sürecinin ekolojik açıdan bir potansiyel taşıdığını ancak bunun doğru politikalarla mümkün olabileceğini belirtti. Pınar Dinç, “Bu, çok dikkatli planlanması gereken, çok fazla danışılarak ve çok tutarlı bir şekilde yapılması gereken bir şey. Her şey doğru rotada ilerlese bile çok uzun yıllar alacak bir süreçten bahsediyoruz. Yeter ki doğru ilerlesin” şeklinde konuştu.   ‘Barış süreçleri her zaman çevresel adalet getirmedi’   Barış süreçlerinin her zaman çevresel adalet ve onarım getirmediğini belirten Pınar Dinç, Kolombiya örneğine dikkat çekerek, “Kolombiya, sanırım hepimizin aklının bir kenarında olan, bunun en büyük örneği” dedi. Gerillanın geri çekilmesinin ardından bölgede ormansızlaşmanın arttığını ifade eden Pınar Dinç, ekolojinin barışın ayrılmaz bir parçası olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Pınar Dinç, “Nasıl ki kadından bahsediyorsak, nasıl ki patriyarka sorunundan bahsediyorsak, nasıl ki emekten bahsediyorsak doğayı da aynı şekilde bunun içine katmamız lazım. ‘Önce barış olsun, sonra bunları çözeceğiz’ demek değil. Hayır, barışı, demokrasiyi, bütün bunları bir arada düşünmek lazım” dedi. Pınar Dinç, ekolojik yıkımın görünür kılınması ve kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini kaydetti.   ‘Kürdistan’da ekolojik yıkım görünmez kılınıyor’   Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşanan çevresel tahribatın toplumsal tepki yarattığını ancak Kürdistan’da benzer yıkımların aynı karşılığı bulmadığını söyleyen Pınar Dinç, Cudi, Gabar ve Dersim’de yaşananların kamuoyunda yeterince gündemleşmediğine dikkat çekti. Pınar Dinç, “Kazdağları’nda, Akbelen’de tamamen neoliberal bir motivasyon var. Daha fazla enerji, daha fazla para. Tam neoliberal bir mantık orada işliyor. Kürdistan’da ise genel olarak bütün o Kürdistan coğrafyasında, özellikle çatışmaların olduğu bölgelerde, o neoliberal açgözlülüğün içine bir de demografik mühendislik meselesi giriyor” ifadelerini kullandı. Kürdistan’da doğaya yönelik tahribatın yalnızca ekonomik çıkarlarla açıklanamayacağını belirten Pınar Dinç, “Bir güvenlikçi bakış açısı, bir demografik yeniden mühendislik, oranın sadece doğasına değil, insanına da, kültürüne de, diline de yönelik bir talan ve tahrip bence söz konusu oluyor” ifadelerini kullandı.   ‘Şirketleri ve ihaleleri takip etmeliyiz’   Çatışmasızlık sürecinde bölgeye hangi şirketlerin gireceğinin, doğal kaynakların kimler tarafından işletileceğinin ve elde edilen kazancın kimlere aktarılacağının takip edilmesi gerektiğini belirten Pınar Dinç, kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesinin önemini vurguladı. Pınar Dinç, “Tamam, çıkarıyoruz bu kaynakları da ne oluyor? Kime gidiyor? Nasıl oluyor? Bunun doğaya etkisi ne? Bütün bu konularda bizim son derece tetikte olmamız lazım. Söz üretmemiz lazım. Kamuoyunun dikkatini çekmemiz lazım. Kamuoyunu bilgilendirmemiz lazım” diye konuştu.   Kadınlar barışı ve ekolojiyi birlikte tartışacak   Kadınların bir araya gelerek ortak sorunlarını, taleplerini ve hayallerini konuşmasının önemine dikkat çeken Pınar Dinç, katılımcıların yalnızca dinleyici olmadığı, karşılıklı deneyim paylaşımına dayanan bir buluşmanın hedeflendiğini söyledi. Pınar Dinç, “Hepimizin kadın olmak etrafında şekillenen ortak dertleri var, ortak talepleri var, ortak hayalleri var. Ve bunları bir araya gelip konuşmak üzerine bir çağrıydı bu” dedi. Kadınların buluşmasının barış meselesiyle sınırlı olmadığını belirten Pınar Dinç, “Nasıl ki çevre meselesi tek başına değerlendirilecek bir konu değilse çevre meselesi, emek meselesi, patriyarka, demokrasi, barış; bütün bunların aslında iç içe geçişlerini de konuşmak istiyoruz” sözlerini kullandı.   Pınar Dinç, buluşmanın karşılıklı öğrenmeye ve ortak düşünce üretmeye alan açacağını belirterek herkesi konferansa katılmaya davet etti.