Irkçı saldırıya karşı ortak mücadele çağrısı 2026-08-27 20:12:38     İSTANBUL - Zonguldak’ta mevsimlik Kürt tarım işçilerine yönelik ırkçı saldırıya karşı yapılan ortak açıklamada, saldırıların münferit olmadığı vurgulanarak ırkçılık ve cezasızlığa karşı ortak mücadele çağrısı yapıldı.   Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadıköy İlçe Örgütü ve İstanbul Geri Dönüşüm İşçileri Derneği, Zonguldak’ta mevsimlik Kürt tarım işçilerine yönelik gerçekleştirilen ırkçı saldırıya ilişkin Süreyya Operası önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Eylemde “Irkçı saldırılara sessiz kalmıyoruz” pankartının yanı sıra İstanbul Geri Dönüşüm İşçileri Derneği tarafından Hz. Muhammed’in “Irkçılığa çağıran bizden değildir, ırkçılık davası uğruna savaşan bizden değildir, ırkçılık davası uğruna ölen bizden değildir” hadisinin yazılı olduğu pankart taşındı.   Açıklama öncesinde, Gine’de 22 Ağustos’ta meydana gelen ve aralarında 5 çocuğun da bulunduğu şiddetli atık heyelanında yaşamını yitiren 30 geri dönüşüm işçisi için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Aynı alanda 2019 yılında da 9 işçinin yaşamını yitirdiği hatırlatılırken, Gine’deki atık işçileri dayanışma ve ırkçılığa karşı ortak mücadele mesajlarını iletti. Eylemde ilk açıklama İstanbul Geri Dönüşüm İşçileri Derneği’nden Mustafa Ay tarafından okundu.   ‘Irkçılıkla mücadele hepimizin sorumluluğudur’   Zonguldak’ta yaşananların, Türkiye genelinde geri dönüşüm ve mevsimlik tarım işçilerinin karşılaştığı sistematik bir durum olduğunu vurgulayan Mustafa Ay, ırkçılıkla mücadelenin tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu ve mevsimlik işçilerin yalnızca bu tür saldırılarla değil, günlük emek süreçleriyle de görünür olması gerektiğini ifade etti. Mustafa Ay, “Irkçılıkla mücadele hepimizin sorunu ve sorumluluğudur. Faşistlerin ifade özgürlüğü olamaz. Faşistlerin örgütlenme özgürlüğü olamaz. Burada yalnızca Kürt mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı saldırıya dikkat çekmek için bir araya gelmedik. İnsan, doğuştan sahip olduğu ten rengi, milliyeti, cinsiyeti gibi kimlikleri kendi varoluşu olarak öne çıkararak bir aidiyet kurmaya kalkarsa, mutlak olarak bir düşmana ihtiyaç duyacaktır. Bin yıllık komşumuz bir anda terörist olabilir. Aynı dine inanmıyorsun diye hatta aynı dine inansan bu sefer mezhebin farklı diye giyotin tepende sallanmaya başlar” şeklinde konuştu.   ‘Cezasızlığın sonucu’   Ardından söz alan DEM Parti Kadıköy İlçe Yöneticisi Nihal Taş, saldırının sistematik olduğunu vurgulayarak, “Saldırganlardan üçünün adli kontrolle serbest bırakılması, bu olayın ciddiyetinin göz ardı edildiğini göstermektedir. Zonguldak Valiliği’nin olayı ‘münferit bir tartışma’ olarak lanse etmesi de aklımızla alay etmektir. Düzce’de, Haymana’da, Kocaeli’nde, Sultandağı’nda ve daha nicelerinde yaşanan yüzlerce örnek ortadayken, her seferinde aynı ‘münferit’ yalanına sığınmak, sistematik ırkçılığı gizleme çabasından başka bir şey değildir” dedi.    ‘Eşitsiz uygulamaların sonucu’   Saldırıların hasat bittikten, çoğunlukla da emeğin karşılığı ödenecekken patlak vermesinin tesadüf olmadığını kaydeden Nihal Taş, “Açgözlülük, ırkçılığı araçsallaştırmakta, Kürt emekçilerin güvencesiz ve çok zor şartlarda bin 500 kilometre yol kat ederek evlerine ekmek götürmek için çalışıp kazandıkları birkaç kuruşa dahi göz dikilmektedir. Bölgedeki inkar ve eşitsizlik politikalarının sonucu olarak Kürt coğrafyasındaki yoksulluk, emekçileri binlerce kilometre uzaklara, güvencesiz koşullarda çalışmaya zorlamaktadır. Bu, hem sınıfsal sömürünün hem de etnik ayrımcılığın iç içe geçtiği bir saldırı biçimidir” diye belirtti.   ‘Devlet politikaları bu saldırıları besliyor’   Yüzyılı aşkın süredir Rumlara, Ermenilere, Alevilere, Kürtlere yönelik benzer yağma ve linç olaylarının devletin örtülü desteği veya göz yummasıyla yaşandığını söyleyen Nihal Taş, “Amedspor maçında yapılan sarı torba provokasyonundan bir buçuk sene önce TRT dizisinde sarı torba, devletin mesajı olarak yer almış ve normalleştirilmiştir. Irkçı dili üreten, teşvik eden ve cezasızlıkla ödüllendiren devlet politikaları devam ettikçe bu sistematik saldırılar devam edecektir” sözlerini kullandı.    Talepler ve mücadele vurgusu   Nihal Taş taleplerini şu şekilde sıraladı:   “*Saldırı, nefret saiki ihtimali gözetilerek tüm yönleriyle soruşturulmalı.    *Failler, caydırıcı ve ağırlaştırılmış cezalarla hukuk önünde hesap vermeli.    *Mevsimlik tarım işçileri ve ailelerinin can güvenliği güvence altına alınmalı.    *Çalışma, barınma, ulaşım ve sağlık koşulları insan onuruna yakışır hale getirilmeli.    *Devlet ve medya, Kürt ve diğer azınlık yurttaşları hedef alan ayrımcı dili ve söylemi tamamen terk etmeli.”    ‘En güvencesiz işlerde Kürtler ve göçmenler çalışıyor’   Eylemde konuşan DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu ise kalıcı barış için emekçilere ve kadınlara önemli görevler düştüğüne dikkat çekti. Kezban Konukçu, “En güvencesiz alanlarda, en korumasız alanlarda iş alanlarında Kürt işçilerin, göçmen işçilerin çalıştığını ve hayatını kaybettiğini görüyoruz. Ve bunun tesadüf olmadığını çok iyi biliyoruz. Bu coğrafyadaki ayrımcılık, ötekileştirmenin bir sonucu olarak Kürt emekçiler, göçmen emekçiler en korumasız alanlarda çalışıyorlar. Ve bu yetmediği gibi Zonguldak’ta en son gördüğümüz gibi bu ayrımcı yaklaşımlar sonucu çalışma alanlarında çalışmak için gittikleri gurbette saldırıya maruz kalıyorlar. Bunlar da münferit olaylar değil ve tesadüf değildir” diye vurguladı.    ‘Kürt halkının taleplerine sahip çıkan sınıf hareketi’   Sınıf mücadelesinin tek başına ekonomik taleplerle sınırlı kalamayacağını ifade eden Kezban Konukçu, egemenlerin işçileri bölerek yönettiğini belirtti. Kezban Konukçu, “Bugün emekçiler için de, işçiler için de çalışma yürütürken tabii ki çok önemli ekonomik talepler, ekonomik taleplerin yerine getirilmesi, sendikal mücadele için son derece önemlidir. Ancak bütün çalışmayı yaparken aynı zamanda Kürt halkıyla, Kürt halkının eşit yurttaşlık, vatandaşlık talebiyle dost bir emek hareketi yaratmadığımızda bu döngü içinde devam eder emek mücadelesi. Çünkü emekçiler birlikte aynı işi yaparken de aralarında ayrımcılık yaratarak egemenler, patronlar daha kolay yönetmeye çalışıyorlar işçileri. Bunun karşısında biz mutlaka ve mutlaka Kürt halkının taleplerine sahip çıkan, kalıcı barış talebini, eşit yurttaşlık talebini, ana dilde eğitim talebini, bütün bu taleplere sahip çıkan, aynı zamanda dayanışan bir sınıf hareketi yaratmak zorundayız” diye konuştu.    ‘Türkiyeli emekçilere büyük görev düşüyor’   Kürt halkının uzatılan elinin havada kalmaması gerektiğinin altını çizen Kezban Konukçu, “Barış sürecinin birilerinin siyasi emellerine alet olmaması için çok açık bir şekilde ifade edelim. Rejimin kendini yeniden tahkim etmesini engellemek için Kürt halkından çok Türkiyeli emekçilere görev düşüyor. Çünkü Kürt halkı bu zamana kadar mücadeleyi yükseltti, bir noktaya getirdi. Türkiyeli halklara elini uzatıyor, emekçilere elini uzatıyor. Bu elin havada kalmaması için bu taleplerin karşılanması gerekiyor. Toplumda sadece sonuçları üzerinden değil, Kürt sorununun nedenleri üzerinden tartışabilmemiz ve bunlara çözüm geliştirebilmemiz gerekiyor. Stadyumlarda sarı torba sallayanların mutlaka ve mutlaka gereken cezayı alması gerekiyor” ifadelerine yer verdi.    ‘Barışa ihtiyaç var’   Faşizme ve ayrımcılığa karşı ortak mücadelenin şart olduğunu söyleyen Kezban Konukçu, “Ayrımcılıktan beslenenlerin, bu savaş ortamından beslenenlerin gereken cezayı aldığı ve halkların gerçek anlamda birbirini gördüğü bir ortamda biz kalıcı bir barışı örgütleyebiliriz. Bunun bilinciyle bir kere daha ifade etmek isterim ki hem doğuda hem batıda, nerede bulunursak bulunalım, bulunduğumuz her yerde emekçilerin, halkların dayanışmasını örmekten başka şansımız yok. Ancak bunu ördüğümüzde bu coğrafyada faşizmi geriletebileceğiz. Bu ülkede Kürt halkından daha çok belki de kadınların ve emekçilerin barışa ihtiyacı var” dedi.    Açıklama, “Bijî biratiya gelan” ve “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganlarıyla sona erdi.