‘Barınma sorunu öğrencileri eğitimden uzaklaştırıyor’ 2026-09-17 09:03:07   İSTANBUL - Barınma sorununun kadın öğrencilerin eğitimden uzaklaşmasına ve kadınların özgürleşme imkânlarını sınırlamasına neden olduğunu dile getiren Kampüs Cadıları’ndan Özgür Güler, güvenli, nitelikli ve erişilebilir yurtların sağlanması gerektiğini söyledi.   Üniversitelerin açılmasıyla birlikte artan öğrenci sayısına paralel bir barınma politikası geliştirilmemesi, öğrencileri yüksek kiralar, özel yurtlar, apartlar ve tarikat yurtlarına mecbur bırakıyor. Özellikle ailesinden ekonomik destek alamayan kadın öğrenciler açısından barınma sorunu, eğitim hayatından uzaklaşmaya kadar varan sonuçlar doğuruyor.   Kampüs Cadıları’ndan Özgür Güler, üniversite öğrencilerinin barınma sorununun, yurt kapasitesizliği, ekonomik yoksulluk ve toplumsal cinsiyet temelli denetimin kadınların eğitim hakkını ve özgürleşme imkânını sınırlandırdığını söyledi. Özgür Güler, barınmanın yalnızca “kalacak bir yatak” meselesi olmadığını belirterek, güvenli, nitelikli ve erişilebilir yurtların sağlanması gerektiğini vurguladı.   ‘Yurt kapasitesi yetersiz’   Küçük şehirlerde KYK ve belediye yurtlarının yetersizliği nedeniyle öğrencilerin daha fazla apart ve tarikat yurtlarına yöneldiğini belirten Özgür Güler, yeni üniversiteye başlayan öğrencilerin de kapasite yetersizliği nedeniyle devlet yurtlarına yerleşmekte zorlandığını ifade etti. Özgür Güler, “Yeni üniversiteye başlamış bir öğrencinin devlet yurtlarında kapasite eksikliği nedeniyle yurda yerleşme olasılığı daha düşük olabiliyor. Her yıl bir önceki dönemden kalan öğrenciler nedeniyle birikmişlik yaşanıyor ve devletin sunduğu imkânların kısıtlılığı öğrencileri farklı barınma biçimlerine yöneltiyor” dedi.   Cemaat yurtları   Küçük şehirlerde üniversite ve kampüslerin çevresinde cemaat yurtlarının yaygın olduğunu belirten Özgür Güler, “Özellikle küçük şehirlerde neredeyse her üniversitenin ve kampüsün çevresinde farklı cemaatlere ait üç-dört yurt bulunuyor. Bugün KYK yurtlarında giriş çıkış saatleri ya da devletin uyguladığı erkek egemen politikalar nedeniyle sorunlar yaşanıyorsa, cemaat yurtlarında bu sorunların çok daha ağır biçimde yaşandığını görüyoruz” diye belirtti.   ‘Kadınlar eğitimden uzaklaşıyor’   Barınma sorununun ekonomik boyutunun kadın öğrenciler üzerinde daha ağır sonuçlar yarattığını belirten Özgür Güler, “Hayat pahalılığının yanında eve çıkmak da öğrenciler açısından kolay değil. Özellikle aile desteği olmayan kız öğrenciler açısından daha ucuz barınma yöntemleri öne çıkıyor. Devletin yeterince alan açmadığı noktada tarikat yurtlarına yönelimin arttığını görüyoruz. Devlet yurdu çıkmadığında, belediye yurdu ya da görece daha seküler bir vakfın yurdu gibi alternatifler de bulunamadığında öğrenciler okuldan uzaklaşabiliyor. Eğitimini dondurup bir-iki yıl çalışarak para biriktirmek zorunda kalabiliyor, hatta üniversiteyi tamamen bırakabiliyorlar” ifadelerini kullandı.   ‘Yaşam tarzına müdahale’   Apartların da öğrenciler açısından erişilebilir olmaktan çıktığını belirten Özgür Güler, aylık ücretlerin 10-20 bin TL’ye ulaştığını söyledi. Özgür Güler, “Apartlar, tarikat yurtlarına göre görece daha iyi imkânlar sunabiliyor. Ancak aylık ücretleri 10-20 bin lira arasında değişiyor ve bu miktarlar öğrenciler için ciddi bir ekonomik yük oluşturuyor. Üstelik bu ücretlerin ödendiği apartlarda bile giriş çıkış saatlerine müdahale edilmesi, aileye sürekli bilgi verilmesi ve apart yöneticilerinin öğrencilerin yaşamı üzerinde söz sahibi olmaya çalışması gibi sorunlarla karşılaşıyoruz” dedi.   ‘Kadınlar denetleniyor’   Devlet yurtlarının kapasite yetersizliği, üniversitelere ait yurtların özelleştirilmesi ve yoksulluğun bir arada barınma krizini derinleştirdiğini belirten Özgür Güler, “Devletin öğrencilere verdiği burs 4 bin lira, iki hafta bile yetmiyor. Genç kadınların çalışma imkânları erkeklere göre daha sınırlı olabiliyor. Bunun yanında kadın oldukları için kaldıkları yerde sürekli hesap vermek zorunda kalabiliyorlar. Aile evinden çıktıklarında özgürleşmeyi beklerken, ekonomik sorunlar nedeniyle farklı biçimlerde denetlenmeye devam ediyorlar. Eğitimine devam edebilmesi için desteklenmesi gereken öğrenciye, ihtiyaç duyduğu para çalışması karşılığında veriliyor. Böylece sosyal destek bir hak olmaktan çıkıp bir lütuf gibi sunuluyor” diye belirtti.   Kadın ve erkek öğrencilerin barınma imkânlarına erişiminde toplumsal cinsiyet farkının büyük olduğunu ifade eden Özgür Güler, “İstanbul dışında diğer illere baktığımızda, yeni üniversiteye başlayan erkek öğrencilerin il dışına çıkma oranının daha yüksek olduğunu görüyoruz. Bunun nedenlerinden biri, bir erkeğin akrabasının yanında kalmasının daha kolay olması. Erkek öğrenci yurt imkânlarına ulaşamadığında daha düşük maliyetli alternatifler bulabilirken genç kadın açısından durum farklı” dedi.   ‘Ailesinden destek görmeyenler üniversiteyi bırakıyor’   Kadınların üniversiteyi aynı zamanda aile baskısından uzaklaşabilecekleri bir özgürleşme alanı olarak gördüğünü belirten Özgür Güler, “Aile baskısından uzaklaşmak, ekonomik özgürlüğünü kazanmak ve yaşamı üzerinde kendi kararlarını verebilmek istiyor. Ancak mevcut ekonomik koşullar bunu zorlaştırıyor. Ailesinden destek almayan bir kadın, farklı bir ilde üniversite kazanmış olsa bile ‘Sana yurt çıkmazsa seni geçindiremeyiz’ baskısıyla üniversiteye gidemeyebiliyor” şeklinde dile getirdi.   ‘Barınma sorunu eğitim hakkını engelliyor’   KYK yurtlarında yaşanan güvenlik sorunlarının da ailelerin kız çocuklarını başka kentlere göndermesine engel olduğunu belirten Özgür Güler, “Her yıl İstanbul’un en büyük kız KYK yurtlarında bile taciz olayları yaşanıyor. Bu nedenle aileler kızlarını yurda göndermek istemiyor. Aileyle çatışma cesareti de bazen genç kadında bulunmayabiliyor. Bunun sonucunda eğitim hayatında geri çekilme, üniversiteden vazgeçme ve yeniden aile evine dönme yaşanabiliyor. Bir süre sonra ya evlilik yoluna yöneliyor ya da güvencesiz çalışma koşulları içerisinde işçileşiyor. Böylece barınma sorunu yalnızca öğrencinin nerede kalacağını değil, eğitim hakkını, ekonomik bağımsızlığını ve geleceğini de belirleyen bir meseleye dönüşüyor” diye aktardı.   ‘Barınma desteği gerekiyor’   Üniversite sayısının ve öğrenci nüfusunun artmasına rağmen buna paralel bir barınma politikasının oluşturulmadığını söyleyen Özgür Güler, “İktidar döneminde çok sayıda üniversite açıldı ve üniversite eğitimi yaygınlaştırıldı. Ancak üniversitelerin sayısı ve öğrenci nüfusu artarken buna paralel bir barınma politikası geliştirilmedi. Devlet, açtığı üniversitelerin öğrencilerinin barınma ihtiyacını da karşılamak zorunda. İstanbul, özel ve devlet üniversitelerinin yoğunluğu nedeniyle bu sorunun en görünür olduğu illerden biri. Farazi bir örnek verecek olursak, 150 üniversite varsa bunun yalnızca yüzde 10’unu karşılayacak devlet yurdu kapasitesi bulunması yeterli değil. Yurt kapasitesinin öğrenci sayısına paralel biçimde artırılması gerekiyor” diye ifade etti.   İstanbul’daki belediye yurtlarının daha pahalı olmasına rağmen sundukları hizmetlerin niteliği nedeniyle tercih edildiğini ifade eden Özgür Güler, “KYK yurtlarında öğrencilerin ihtiyaç duyduğu psikolojik ve sosyal destek hizmetleri yeterince nitelikli biçimde sunulmuyor. Bazı hizmetlerin din temelli bir anlayışla yürütülmeye çalışılması da ayrıca sorun yaratıyor” dedi.   ‘Barınma yalnızca bir yatak değil’   Barınmanın yalnızca öğrencinin gece kalacağı bir mekân olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Özgür Güler, “Öğrencinin özel hayatına saygı duyulan, güvenli, sağlıklı, temiz ve hijyenik koşullarda yaşayabildiği; sosyal alanlara ve ihtiyaç duyduğu hizmetlere erişebildiği bir yaşam alanı oluşturmak gerekiyor. Bugün öğrenciler öncelikle kalacak bir yer bulmaya çalıştığı için yurtların niteliğine ilişkin sorunları dahi yeterince tartışamıyor. Öncelikle barınma sorununun çözülmesi, ardından yurtlardaki yaşam koşullarının niteliğinin tartışılması gerekiyor” diye belirtti.   ‘Kız yurtlarında denetim daha fazla’   Yurtlardaki giriş çıkış uygulamalarının kadın öğrenciler üzerindeki denetimi artırdığını belirten Özgür Güler, “Bir dönem giriş çıkış saatlerinde geç kalan veya izin alan öğrencilerin ailelerine bilgilendirme mesajı gönderilmeye başlandı. Bu uygulamanın önce bazı KYK yurtlarında başladığı, ardından diğer illere yayılarak GSB’nin resmî uygulamasına dönüştüğü görüldü. Kız yurtlarında öğrenciler iki gün boyunca yurda gitmediğinde idare tarafından aranabiliyor ve izin alması gerektiği hatırlatılıyor. Erkek yurtlarında ise aynı denetimin aynı biçimde uygulanmadığı örneklerle karşılaşıyoruz. Bu farklılıklar, kadın öğrencilerin yaşamının erkek öğrencilerden daha fazla denetlendiğini gösteriyor. Denetim anlayışı yalnızca giriş çıkış saatleriyle sınırlı değil. Kız yurtlarında güvenlik, yemek, su ve elektrik gibi temel hizmetlere ilişkin sorunlar da yaşanıyor. Öğrencilerin bu sorunlara karşı gerçekleştirdiği eylemler ise zaman zaman yönetimlerin geri adım atmasına ve koşulların iyileştirilmesine neden oluyor” şeklinde dile getirdi.   ‘Örgütlenmemiz gerekiyor’   Yurtlarda yaşanan sorunlara karşı öğrencilerin örgütlenmesinin sonuç alabildiğini belirten Özgür Güler, “Son bir yılda kız yurtlarında yaşanan zehirlenme ve taciz vakalarına karşı gerçekleştirilen eylemler, öğrencilerin örgütlü mücadelesinin sonuç yaratabildiğini gösterdi. Öğrencilerin ses çıkarması, örgütlenmesi ve dayanışma ağları kurması önemli. Bu mücadele küçük şehirlerde de güçlendirilmeli. Her zaman yeni bir yurt açmak mümkün olmayabilir ancak kira desteği gibi mekanizmalar öğrencilerin ekonomik yükünü önemli ölçüde azaltabilir. Büyük şehirlerle sınırlı kalan bir konumdan ziyade, sivil toplum kuruluşlarının küçük şehirlerdeki öğrencilere de destek götürdüğü politikalar izlenmesi gerekiyor” diye ifade etti.   ‘Öğrencilerin toplumla teması engelleniyor’   Barınma sorununun öğrencilerin kentle kurduğu ilişkiyi de etkilediğini belirten Özgür Güler, “Öğrencilerin mahallelerin içinde yaşaması, üniversitede edindikleri bilgi birikimini mahalle içerisinde yaydığı ve kültürel etkileşimi artırdığı bir ortam yaratıyor. Oysa mevcut yurtların önemli bir bölümü mahallelerin içinde değil, daha uzak bölgelerde bulunuyor. Üniversitelerin ve kampüslerin kendileri de çoğu zaman şehrin dışında. Bu nedenle öğrencilerin halkla buluşabileceği alanların dışına çıkılıyor” şeklinde dile getirdi.   ‘Barınma hakkı eğitim hakkının parçası’   Barınmanın piyasadan satın alınan bir hizmete dönüşmesinin ekonomik eşitsizliği eğitim hakkına yansıttığını belirten Özgür Güler, “Maddi açıdan güçlü öğrenciler özel yurtlarda kalabilir veya kendi evlerine çıkabilirken dar gelirli ailelerin çocukları yurt aramak, kalabalık evlerde yaşamak, çok uzak bölgelerde kötü koşullarda barınmak ya da eğitimlerine ara vermek zorunda kalabiliyor. Eğitim hakkı yalnızca üniversite sınavına girip başarılı olmakla başlamıyor. Üniversiteye geldikten sonra güvenli bir yerde barınma hakkının bulunması da bu hakkın bir parçası. Genç kadın güvenli ve nitelikli bir barınma imkânına ulaşamadığında eğitim hakkı yalnızca kâğıt üzerinde var oluyor” diye ifade etti.   ‘Kamusal güvenliğe odaklanılmalı’   Kadın öğrencilerin ev kiralarken de toplumsal cinsiyet temelli müdahalelerle karşılaşabildiğini belirten Özgür Güler, “Kadın öğrenciler ev sahipleriyle ilişkilerinde de toplumsal cinsiyet temelli sorunlar yaşayabiliyor. Bazı ev sahipleri genç kadınların hayatları üzerinde söz sahibi olabileceklerini düşünüyor ve onların yaşamlarına müdahale etmeye çalışıyor. Kadının gece dışarıda olması bir sorun olarak görülmemeli. Bir kadın gece dışarıdayken başına bir şey geldiğinde ‘O saatte orada ne işi varmış?’ diye sormak yerine, kamusal alandaki güvenlik eksikliğine odaklanmak gerekiyor” dedi.   Özgür Güler, güvenli ve nitelikli yurtların sağlanmasının kadınların eğitim hakkını kullanabilmesi ve üniversitenin kadınlar açısından gerçek bir özgürleşme alanına dönüşebilmesi için temel koşullardan biri olduğunu söyledi.