Gülistan Tara’nın ardından: Ödenen bedellerle açılan yol barışla sürmeli 2026-08-22 09:01:14   Pelşin Çetinkaya   ÊLIH - Özgür Basın emekçisi Gülistan Tara’nın katledilmesinin ikinci yılında kardeşi Dicle Tekik Erdem, onun çocukluğundan gazetecilik mücadelesine uzanan yaşamını anlattı. Dicle Tekik Erdem, “Gülistan’ı anlatırken yalnızca kardeşimi değil, haksızlık karşısında sessiz kalmayı reddeden, adalet duygusuyla hareket eden bir kadını anlatıyorum” dedi.   Kamerasını savaşın, şiddetin ve hak ihlallerinin gölgesinde bırakılan insanların yaşamlarına çeviren Özgür Basın emekçisi Gülistan Tara, gazeteciliği yalnızca yaşananları aktaran bir meslek olarak değil, hakikatin peşinden gitme ve toplumun sesini duyurma sorumluluğu olarak gördü. Kadınların, çocukların ve toplumun maruz kaldığı hak ihlallerini görünür kılmak için çalışan Gülistan Tara, özellikle savaş ve çatışma ortamında yaşananları kamuoyuna ulaştırmak için büyük bir emek verdi. Gazetecilik yaşamı boyunca baskılara ve tüm engellemelere rağmen hakikatin izini sürmekten vazgeçmeyen Gülistan Tara, Özgür Basın geleneğinin kadın gazetecilerinden biri olarak çalışmalarını sürdürdü.   23 Ağustos 2024’te, savaşın en yoğun olduğu bölgelerden birinde, Hêro Bahadîn ile birlikte Güney Kürdistan Bölgesi’nin Silêmanî kentinde gazetecilik faaliyetlerini yürüttüğü sırada SİHA saldırısında katledildi. Gülistan Tara’nın katledilmesi, gazetecilere yönelik saldırıların yanı sıra savaşın gerçekliğini kamuoyuna ulaştıran kadın gazetecilerin karşı karşıya kaldığı tehditleri de bir kez daha görünür kıldı. Gülistan Tara’nın ailesi, meslektaşları ve mücadele arkadaşları ise onun yaşamını ve gazetecilik mirasını yaşatmaya devam ediyor.   Dicle Tekik Erdem, kardeşi Gülistan Tara’yı anlattı.   Dicle Tekik Erdem, kardeşinin 15 yaşında evden ayrılmasında 1990’lı yıllarda Kürtlere yönelik baskı ve hukuksuzlukların da etkili olduğunu belirterek, “Gülistan’ın 15 yaşında evden ayrılması, o yaşta bir çocuğun ailesini bırakıp gitmesi elbette bizim için çok zor oldu. Ancak o dönem, özellikle 1990’lı yıllarda Kürtlere yönelik ciddi haksızlıkların, hukuksuzlukların ve baskıların yaşandığı bir dönemdi. Gülistan’ın evden ayrılışının en önemli nedenlerinden birinin de yaşanan bu haksızlıklar olduğunu düşünüyorum. Yapılan zulme karşı bazı şeyleri sorgulaması, yaşananları kabul etmemesi ve adaletsizliklere karşı duyarlı olması belki de bu kararı almasında etkili oldu. Bugün dönüp baktığımda, Gülistan’ın daha çocukluğundan itibaren güçlü bir adalet duygusuna sahip olduğunu görebiliyorum. O yaşta belki yaşadıklarını ve düşündüklerini bugünkü gibi ifade edemiyordu ama her şeyin farkında olan, sorgulayan ve haksızlıkları kabul etmeyen bir çocuktu. Kürtlere yönelik zulme ve yaşanan adaletsizliklere karşı duyarlılığı da onun mücadele yolunu seçmesinde önemli bir etkendi” dedi.   ‘Yarattığı değerler bizim için onur ve gurur kaynağı’   Gülistan Tara’nın Şengal ve Rojava’da savaşın ortasında halkın ve kadınların yaşadığı acıları dünyaya duyurmak için gazetecilik yaptığını dile getiren Dicle Tekik Erdem, “Evden ayrıldıktan sonra onu bir daha göremedik. 15-16 yaşlarındaydı. Hayatının büyük bir bölümünü birbirimizden ayrı geçirdik. Bir kardeş olarak bunları anlatmak çok zor ve çok acı. Çünkü ayrı kaldığımız yıllar boyunca hep aynı sorularla yaşadık: ‘Ne yapıyor, nasıl, nerede, yaşıyor mu?’ Bu sorular bizim için büyük bir özlem ve acı kaynağıydı. Ancak Gülistan’ın halkına, kadınlara ve özellikle Kürt kadınlarına dair yarattığı değerleri bugün düşündüğümüzde, yaşadığımız acının yanında büyük bir onur ve gurur da hissediyoruz. Aradan yıllar geçtikten sonra Gülistan’ın basın alanında çalışmalar yürüttüğünü öğrendik. Özellikle Şengal’de ve Rojava’da, savaş nedeniyle yerinden edilen insanların, yurtsuz bırakılan kadınların arasında yer aldığını öğrendik. Orada yalnızca bir gazeteci olarak bulunmadığını, aynı zamanda insanların acılarına ortak olduğunu, onlarla bir duygu ve yaşam yoldaşlığı kurduğunu gördük. Bu elbette bizim için büyük bir gurur kaynağıydı” ifadelerini kullandı.     ‘Haksızlık karşısında sessiz kalmayı reddeden bir kadındı’   Dicle Tekik Erdem, kardeşinin savaşın ve çatışmaların ortasında halkların yaşadığı haksızlıkları görünür kılmayı kendisine görev edindiğini belirterek, “Gülistan yalnızca bir gazeteci değildi. Savaşın ve çatışmaların ortasında yaşam mücadelesi veren insanların yaşadığı haksızlıkları ve hukuksuzlukları dünya kamuoyuna duyurmayı kendisine bir görev edinmişti. Yaşananların görünür olması, insanların sesinin duyulması için mücadele etti. Ben bugün Gülistan’ı anlatırken yalnızca 15 yaşında evden ayrılan kardeşimi anlatmıyorum. Aynı zamanda haksızlık karşısında sessiz kalmayı reddeden, adalet duygusuyla hareket eden bir kadını anlatıyorum. Onu, Kürt kadınlarının mücadelesi içerisinde kendi değerlerini yaratan bir kadın olarak anlatıyorum” diye belirtti.   ‘Hikâyesini yaşatmak bize düşen bir sorumluluktur’   Gülistan Tara’nın hikâyesini kadınlara ve Kürt halkına aktarmanın bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Dicle Tekik Erdem, “Gidişi bizim için her ne kadar acı olsa da Gülistan’ın hayatının büyük bölümünü mücadele arkadaşları ve yoldaşlarıyla geçirdiğini biliyoruz. Bugün onu kaybettik. Ancak onun neye inandığını, hangi değerlere sahip çıktığını ve nasıl bir mücadele yürüttüğünü anlatmak, özellikle kadınlara ve Kürt halkına aktarmak bizim sorumluluğumuzdur. Çünkü onun hikâyesinin unutulmaması yalnızca bir anma meselesi değil, aynı zamanda ona karşı taşıdığımız bir sorumluluktur. Bugün savaşın durduğu, silahların sustuğu ve yeni bir sürecin yaşandığı bir noktadayız. Hareketin de farklı bir yöne evrildiği bir dönemdeyiz” sözlerini kullandı.   ‘Ödenen bedellerle açılan yol demokrasi ve barışla sürdürülmeli’   Dicle Tekik Erdem, Gülistan Tara ve mücadele arkadaşlarının yıllarca verdiği emek ve ödediği bedellerin bugün barış ve silahsızlanma sürecine ulaşılmasında önemli bir rol oynadığını söyleyerek, “Bugünlere gelirken Gülistan’ın ve onun gibi nice yoldaşının verdiği emeklerin, ödediği bedellerin büyük bir payı olduğunu düşünüyorum. Onların yürüttüğü mücadele ve yarattığı değerler sayesinde bugün silahsızlanma ve barış sürecinin konuşulduğu bir noktaya gelindi. Bizim bugün en büyük dileğimiz, onların mücadeleleri ve verdikleri bedellerle açılan bu yolun demokrasi ve barış yolunda ilerlemesidir. Gülistan’ın ve mücadele arkadaşlarının bıraktığı mirasın, barışın ve demokratik yaşamın inşasında yaşatılmasıdır” ifadelerini kullandı.     ‘Gülistan’ı anılarıyla ve değerleriyle yaşatacağız’   Gülistan Tara’yı ve onunla birlikte mücadele eden tüm arkadaşlarını her daim yaşatmaya devam edeceklerini aktaran Dicle Tekik Erdem, “Mezarlığındaki fotoğrafta elinde tuttuğu çiçek annem içindi. O anki heyecanıyla çekilmiş bir fotoğraf. Mezarlığının taşında da çok sevdiği bir şarkının sözleri yer alıyor. Biz de mezarını bu anısıyla yaşatmak istedik. Gülistan’ın en sevdiği renklerden biri de sarıydı ve sarı rengi bulundurduk. Şalları da çok severdi. Şal da bağladık mezarlığına. Onun hatıralarını, anılarını, sevdiği ve değer verdiği eşyaları koruyarak onu ölümsüzleştirmek istedik. Gülistan’ı ve onunla birlikte mücadele eden tüm arkadaşlarını her daim yaşatmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.