DEM Parti Eş Genel Başkanları: Çatışma dili, barış iradesini Suriye’de bastırıyor 2026-01-11 13:06:48     ANKARA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, saldırıların Kürtleri hedef alan sistematik bir yok etme politikası olduğunu vurguladı. Tülay Hatimoğulları, kadınlara yönelik vahşetin insanlığın ortak vicdanına saldırı olduğunu belirtirken, Tuncer Bakırhan Türkiye’ye “Bu saldırıların tarafı olmayın” çağrısı yaptı.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye Geçici Hükümetine bağlı çetelerin Halep’e yönelik saldırılarına dair genel merkez binalarında açıklama gerçekleştirdi.     ‘Şam hükümeti 10 Mart mutabakatına uymadı’   İlk olarak burada konuşan Tülay Hatimoğulları, Halep’in mahallelerine yönelik saldırıların açık bir insanlık suçu olduğunu belirtti. Rejimin dilinden düşürmediği 10 Mart Mutabakatın Halep’te atılan her bombanın sıkılan her kurşunla ayaklar altına alındığını kaydetti. Tülay Hatimoğulları, “Şam Yönetimi, 10 Mart Mutabakatına uymadığını açıkça göstermiştir  Halep pratiğinde. IŞİD armalarıyla sivil yerleşimlere ağır saldırılar düzenleniyor. ‘Kürdün kanı helaldir’ şeklindeki karanlık fetvalarla açıkça saldırılar teşvik ediliyor. Bu, yalnızca Kürtlere değil, insanlığın ortak vicdanına yönelmiş bir saldırıdır. Bir kez daha ifade ediyoruz ki, Kürtler sadece siyasetin değil, ahlakın, haysiyetin, onurun sınırını gösteren turnusol kağıdı olmuştur.  Bir Kürt kadın direnişçi saldırıya uğruyor. Ve bir binadan aşağıya atılıyor. Bu, bir vahşettir. Bunu gerçekleştirenler vahşet sürüsüdür. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bunun, ne bir din ne bir vicdan ne bir inanç ne bir siyaset ne de savaş hukuku böyle bir uygulamayı asla kabul etmez, edemez. Başta kadınlar olmak üzere herkesi en yüksek perdeden buna karşı çıkmaya ve sesini yükseltmeye davet ediyoruz” dedi.    Halep’i Kürtsüzleştirmeyi hedefleyen bir saldırıdır    Tülay Hatimoğulları şöyle ekledi: “ Şêxmeqsûd ve Eşrefiy’de  yaşanan saldırılar, geçici yönetim adı altında HTŞ ve ona bağlı çetelerin gerçekleştirdiği meşru olmayan, insanlık dışı saldırılardır. Kürt halkını Suriye’de sıkıştırmayı, Halep’i Kürtsüzleştirmeyi hedefleyen bir saldırıdır. Suriye gerçekliğine aykırı olan bu saldırı sadece Kürt halkının itiraz edeceği bir nokta değil, bütün Türkiye ve bölge halklarının buna karşı itirazını yükseltmesi gerekiyor. Kürt düşmanlığını bir siyaset mesleği hâline getirenlere de sesleniyoruz: Kimse Kürtlüğü düşmanlık üzerinden bir yatırım aracına dönüştürmeye kalkmasın. Barış, nefret toprağında yeşermez. Bu halkın yaşadığı şiddete çanak tutan siyasetçiler, tarihin çöp sepetinde yerini bulacaktır. Bölgenin jeopolitiğini etkileyen çok önemli gelişmeler olurken ‘klasik Kürt düşmanlığını’ sürdürmek; bölgedeki yeni gelişmeleri kavramamaktır. Buna dair strateji geliştirememe demektir. Bu, Türkiye halklarının yararına değildir.    Halep bugün bir insanlık sınavıdır    Halep bugün bir insanlık sınavındadır. Bu sınavda herkes tarafını seçmek zorundadır. DEM Parti olarak biz, Suriye halklarının ortak, eşit ve kardeşçe onurlu bir barış içinde yaşayabileceği bir gelecek tahayyülünün yanındayız ve  bunu savunuyoruz. Suriye’nin asli bileşenlerinden biri olan kadim Kürtlerin hak ve hukukunun güvence altına alınmasını savunduğumuzun altını bir kez daha çiziyoruz. Kürtlerin söz sahibi olmadığı, güvende olmadığı bir Suriye sizce huzur bulabilir mi? Alevinin, Dürzinin, Hristiyanın, seküler Sünni Arabın eşit yurttaş ve güvende olmadığı ve kendini güvende hissetmediği bir Suriye güvende ve huzur içinde olabilir mi? Bütün kimlikler ve inançlar özgür olmadıkça, Suriye özgür ve mutlu olamaz. Demokratik bir Suriye’nin yolu da bunları inşa etmekten geçer.”   Mili Savunma Bakanlığı’na çağrı    Mili Savunma Bakanlığı’na seslenen Tülay Hatimoğulları, “Gerilimi tırmandıran söylemlerden derhal vazgeçin. Yapılan açıklamalar bu saldırıları teşvik etmektedir. Suriye hakkında kurulan her sorumsuz cümle, Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye bomba ve mermi olarak geri dönüyor. Milyonlarca Kürdün yüreğini yaralıyor. Söz, bazen silahtan daha yaralayıcı olabiliyor. Herkesi sorumluluğa davet ediyoruz. Türkiye’de iktidar ve devlet; Suriye’de çatışmanın değil, diyaloğun tarafında olmalıdır. Diyalogun kapılarının açılabilmesi için görev ve sorumluluk üstlenmelidir. Bu kapsamda Halep’te şu an itibariyle devam eden ateşkesi olumlu buluyoruz. Bu ateşkesin kalıcı hale gelmesinin önemli olduğunun altını çiziyoruz. Bu ateşkesin kalıcı haline getirilmesinin, yerinden edilen insanların evlerine dönmesinin, mahallelerin iradesinin tanınmasının önemini vurguluyoruz. Ve bu konuda sorumluluk sahibi olan herkese ve her tarafa sorumluluğunuzu yerine getirin, izleyici ve kışkırtan taraf olmayın diye çağrımızı yineliyoruz. Halepte’ki saldırılar bir daha tekrar etmemek üzere durmalıdır. Kalıcı bir çözüme odaklanılmalı. Bizler kalıcı bir barışın tesis edilmesi için demokratik zeminde mücadelemize devam edeceğiz. Bir kez daha Halep’te varlığı, onuru ve geleceği için direnenleri selamlıyoruz. Ve şu bilinmeli ki Türkiye’de ve Suriye’de bütün provakasyonlara, oyun içinde oyun tezgahlayanlara rağmen bizler bu topraklarda kalıcı bir barışı, demokrasiyi, onurlu bir barışı, kardeşliği eşit yurttaşlığı tesis edene dek mücadelemiz devam edecektir” sözlerini kullandı.    Tuncer Bakırhan: iki yüzlülük    Ardından söz alan Tuncer Bakırhan, şunları söyledi: “Mahallelerini korumaya çalışan kadın güvenlik güçlerine saldıranların, onların saçını çekenlerin o ellerini Kürtler geçmişte kırdı, yarın da kırar. O zalim, katliamcı ellerinizi Kürt kadınlarından çekin! IŞİD’i sözde her yerde arayan uluslararası koalisyon, Halep’e baksın - IŞİD’i ve benzer örgütleri orada görecek. Gazze için gözyaşı dökenlerin, Halep’i Gazze’ye dönüştürmeye çalışması büyük bir ikiyüzlülüktür. Şex Meqsud ve Eşrefiye direnişi, IŞİD zihniyetine karşı verilen onurlu mücadelenin devamıdır. Diyarbakır’dan İstanbul’a, Van’dan İzmir’e bütün Kürtlerin kalbi bugün Halep için atıyor. Şex Meqsud ve Eşrefiye’de direnen halkı selamlıyoruz.  Onların direnişi yalnızca bir savunma değil; insanlık onurunun, özgür yaşama iradesinin ifadesidir.  Bu halk yalnız değildir. Dayanışmamız açıktır, nettir ve sürecektir. Çünkü Halep’te akan kan, yalnızca iki mahallenin değil, Suriye’nin ortak geleceğinin de yükünü ağırlaştırmaktadır.   Siz bir diplomat mısınız, yoksa asker misiniz?   Bugün Halep, Ortadoğu’nun ortasında çalan bir yangın alarmı gibidir; bu sesi duymamak, yangının büyümesine göz yummak demektir. Buradan Türkiye’ye açık ve net bir çağrı yapıyoruz: Bu saldırıların tarafı olmayın. Gerilimi büyüten değil, çözümü güçlendiren bir rol üstlenin. Diyalog kapılarını açın. Ancak ne yazık ki pratikte bunun tam tersi yapılmıştır. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ‘ya güç görecekler ya güç tehdidi’ şeklindeki ifadeleri, diplomasinin değil, çatışma siyasetinin dilidir. Soruyoruz: Siz bir diplomat mısınız, yoksa asker misiniz? Siz diplomasi koridorlarından mı yoksa Şara’nın yönettiği operasyon odasından mı konuşuyorsunuz? Karar verin diplomatsanız diplomatlığınızı yapın. Değilseniz gidin Suriye operasyon odasında oturun ne olduğunuzu bilelim.  Bu dil, İmralı’dan yükselen barış iradesini Suriye sahasında bastırma girişimidir. Bunun ötesi yok. Bu tutum, sürece karşı darbe mekaniğini Suriye’de aktif kılma çabasıdır.”