'Suriye'deki korkunun kaynağı inşa edilen kadın özgürlükçü paradigmadır' 2026-01-14 11:01:17   ANKARA - Gündeme dair konuşan DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, Suriye eksenli yaşananlara dikkat çekerek, oradaki saldırı ve korkunun kaynağının inşa edilen kadın özgürlükçü paradigma olduğunu belirterek, “Rojava’ya yaklaşım Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne yaklaşımdır” dedi.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi, genel merkez binasında güncel gelişmeleri değerlendirmek üzere toplandı. Toplantı öncesi Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, gündeme açıklamalarda bulundu.    Yeni yılın ilk kadın meclisi toplantısını gerçekleştireceklerini ifade eden Halide Türkoğlu, 2025 yılının kadınlar açısından mücadelenin yükseltildiği, barış umudunu büyüttüğü bir yıl olduğunu belirtti. Halide Türkoğlu, “Sayın Öcalan’ın 27 Şubat Çağrısı ile başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, umuda ve özgürlüğe dair mücadeleleri her alanda büyüten bir süreç oldu ve bu süreç devam ediyor. Biz kadınlar çağrının yapıldığı ilk andan itibaren harekete geçtik. Barış ve demokrasi mücadelesinin öznesi kadınlardır, dedik. Tarlalardan, fabrikalara, evlerden mahallelere gitmedik sokak, çalmadık kapı bırakmayacak şekilde bu çağrıyı yaymayı hedefledik. 8 Mart ruhuyla barış, eşitlik ve özgürlük talebimizi Newroz alanlarında yükselttik. Bu topraklarda en çok da kadınların barışa ihtiyacı var diyerek, ülkenin dört bir yanında kadın örgütlerinin yer aldığı insiyatiflerle taleplerimizi ortaklaştırdık.  Sürecin yasal bir zemininin oluşturulması, kadınların bu sürecin asli özneleri olduğu inancıyla sesimizi, sözümüzü, taleplerimizi Meclis’te oluşturulan komisyonda yükselttik. Meclis çatısı altında yürütülen erkek egemen siyasete karşı, kadın dayanışmasını yükseltmek, barışın dilini oluşturmak ve ortaklaştırmak amacıyla hem dışarda hem mecliste siyasi partilerin kadın yapılarıyla bir araya geldik. Kadına yönelik şiddet ve katliamlarla mücadele önceliğimizdir diyerek 25 Kasım’da da yine barış umudunu diri tutarak haklarımız ve kazanımlarımızı korumaktan bir an olsun vazgeçmedik” diye belirtti.    ‘Rojava’da IŞİD'e diz çökmeyen kadınlardır’   Tüm dünyada yükselen erkek iktidarın savaş politikalarının halkların bir arada özgür yaşama umudunu tehdit ettiğini belirten Halide Türkoğlu, “Kirli çıkarlar, emperyal hayaller uğruna her an, her dakika değişen güç ve ittifak dengeleri özellikle Ortadoğu üzerinden şekillenmektedir. Bugün Suriye’nin Halep kentine bağlı Şexmaqsud, Eşrefiye, Beni Zeyd mahallelerinde kadınlara, halklara, inançlara yönelik gerçekleştirilen katliam bu güçlerin desteğiyle yapılmıştır. Cihadist, kadın düşmanı HTŞ’ye bağlı, Türkiye destekli güçler bu mahallelerde insanlığa, kadınlara karşı suç işlemiştir. Bir kez daha kadın bedeni bir savaş alanı olarak görülmüştür. Tüm kamuoyunun gözü önünde bir kadın direnişçi işkence edilerek katledilmiştir. Bizler şunu çok iyi biliyoruz ki; bu saldırılarla Kürt halkının, kadınların kazanımları hedeflenmiştir. Halkların, kadınların, inançların bir arada özgür ve eşit yaşamına yönelik yapılmıştır. Bugün saldırılan, hedef alınan kadınlar dün Kobanî’’de, Şengal’de, Rojava’da karanlık IŞİD çetelerine karşı direnen, diz çökmeyen kadınlardır. Bizler var olduğumuz sürece demokratik bir Suriye için, kadın özgürlükçü bir Suriye için, direnen mücadele eden kadınlarla birlikte mücadeleyi büyütmekten asla vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz” sözlerini kullandı.    ‘Soykırımcı zihniyete biat etmeyeceğiz’   Devamında ise Halide Türkoğlu şunları ifade etti: “İnsanlığa, kadınlara karşı suç işleyen bu çeteler hesap vermelidir. Saldırılardan kaynaklı mahallerden çıkarken kaçırılan kadınların, gençlerin akıbeti araştırılmalı bu konuda uluslararası hak örgütleri, kadın örgütleri devreye girmelidir. Suriye’nin tekçi, ırkçı, mezhepçi ve cinsiyetçi bir ulus devlet anlayışına ihtiyacı yoktur. Suriye’de halkların, kadınların, gençlerin asıl ihtiyacı çok kimlikli yapısı ve inançlarıyla bir arada ortak, eşit bir yaşamdır. Türkiye’nin Suriye politikası bu yaşamı savunmak üzerinden şekillenmelidir. Mahallelerde ortaya konulan direniş bir kez daha tüm dünyaya gösterdi ki; Kürt halkı da kadınlar da bu cihadist soykırımcı zihniyete biat etmedi, etmeyecek.   Korkunun kaynağı inşa edilen kadın özgürlükçü paradigma    Korkunun kaynağının ne olduğunu biliyoruz. Korkunun kaynağı; Kuzey ve Doğu Suriye’de kadınlar öncülüğünde inşa edilen demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmadır. Rojava’nın direnişidir, halkların birlikte yaşama fikriyatıdır! Günlerdir partimiz, demokratik kitle örgütleri, kadınlar, anneler Suriye’de yaşanan katliamlara karşı yürüyüş ve açıklamalar yaparak özellikle Türkiye’yi uyarmaktadır. Kürt halkının, kadınların varlığına yönelik hiçbir saldırıyı kabul etmeyeceklerine dair güçlü bir irade ortaya koymuşlardır. Bizler yaşanan katliamlara karşı sesimizi ve eylemlerimizi daha da yükseltmek zorunda olduğumuzu biliyoruz, bu bilinç ve kararlılıkla mücadelemizi yükselteceğiz. Çünkü; Rojava bizim varlığımızdır. Rojava bizim kadın kimliğimizdir, onurumuzdur, çizgimizdir! Bunu her alanda göstereceğiz! Bu mücadele sadece Kürt kadınlarının mücadelesi değil, tüm insanlığın ve kadınların mücadelesidir. Tüm kadınlara, kadın örgütlerine, uluslararası kamuoyuna sesleniyoruz: Rojava’ya ses olmak herkesin insanlık görevidir.    Barış Annelerinin talebi   Barış Anneleri Meclisi, Rojava’ya ses olmak için ülkenin dört bir yanından dün Ankara’ya geldi. Anneler Dışişleri Bakanlığı ile görüşmek istedi. Ancak Hakan Fidan bu sesi duymak istemedi. Tüm kamuoyu önünde açıklamalarını gerçekleştiren Barış Annelerinin sözünü buradan sizlerle paylaşmak istiyorum. “Rojava'da insanlık dışı bir savaş yürütülüyor. Bu savaşı yürütenleri kınıyoruz. Türkiye, o çeteleri eğitip savaşa gönderdi. Kürt çocuklarının kanı üzerine plan yapıyorlar. İnsanlığa karşı bir savaş bu. Biz barış istiyoruz. Dışişleri Bakanı istifa etmelidir. Uluslararası kamuoyuna sesleniyoruz. Colani DAİŞ'tir. Türkiye bunları destekliyor. Bir kez daha barış diyoruz. Kürtlerin kanı üzerine pazarlık yapılmasını istemiyoruz.” Barış Annelerinin talebi ve sözü bizim de sözümüzdür diyorum.   Rojava’ya yaklaşım buradaki sürece yaklaşımdır   Binbir emek ve bedelle inşa edilen Rojava’nın hedef alınmasını asla kabul etmeyeceğiz. Rojava’ya yaklaşım Barış ve Demokratik Toplum sürecine yaklaşımı göstermektedir. İçerde Kürt sorununda demokratik bir çözümün sağlanması konuşulurken Suriye’de Kürt halkının, kadınların kazanımlarına yönelik saldırılar onaylanamaz. Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen yaşam, hiçbir zaman Türkiye için bir tehlike olmamıştır. Bu kazanımların bir tehlike olarak görülmesine dönük algı operasyonlarıyla savaş dilini beslemek sürece en büyük zararı vermektedir. Savaşın en ağır bedelini ödeyenler olarak uyarıyoruz; içerde de dışarda da hâkim kılınacak dil ve politika barışın dilidir, barışa hizmet edecek politikaların hayata geçirilmesidir.   İran’dan baskı ve tekçi politikalar sonuç vermemiştir   Tekçi, cinsiyetçi, militarist, mezhepçi bir ulus devlet aklıyla yürütülen her politika nerede olursa olsun halkların, kadınların mücadelesine çarpacaktır. İran’da faşist Molla Rejiminin uygulamalarına karşı oluşan ve Jin Jiyan Azadî isyanlarının devamı olan eylemler bunun göstergesidir. İran’da sokağa çıkan kadınların mücadelesi, demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesi yürüttükleri için tutuklanan, idamla yargılanan Pexşan Ezîzî, Zeynep Celaliyan, Şerifeh Muhammedî, Werîşe Mûradî’nin mücadelesidir. İran’da faşist rejime bağlı ahlak zabıtaları tarafından katledilen Jina Mahsa Amini’nin isyanıdır. Bugün İran’da gerçekleştirilen protestoları böyle okuyoruz. Kadınlar öncülüğünde yoksulluğa, işsizliğe, sömürüye, inkâr ve idam düzenine karşı gerçekleştirilen protestolarda yüzlerce kadın ve genç faşist rejimin hedefi olmuştur. Binlerce kişi katledilmiştir. Halkın, kadınların, gençlerin isyanının gerekçesini anlamak yerine baskı, susturma, sindirme, cezaevlerine hapsetme üzerinden uygulanan politikaların bir sonuç vermediği ortadadır. Rejimin yapması gereken İran’ın çok kimlikli, kültürlü yanıyla kadınların, halkların, gençlerin taleplerine sessiz kalmamak, bu talepleri yerine getirmektir. Aksi her durum kaosu beslemekten öteye geçmeyecektir. İran’dan, Rojava’dan yükselen direniş ve mücadele bizlerin de eşitlik ve özgürlük mücadelesidir.    Türkiye'de kadınların can güvenliği yok   Türkiye’de kadın düşmanı politikalar adeta bir kadın kırımı haline gelmiştir. Bakın 2025 yılında 294 kadın erkekler tarafından katledildi. 297 kadın şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. 2026 yılının ilk haftasında 5 kadın katliamı gerçekleştirildi. Bu ülkede kadınların can güvenliği yoktur. Bu ülkede kadınların yaşam hakkı her gün saldırı altındadır. Kadınların yaşamlarını korumaya dönük önleyici, koruyucu tedbirler uygulanmıyor. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görev yapan bir kadın hakimin erkek savcı tarafından silahlı saldırıya uğraması kadınların adli makamlar dahil devletin hiçbir makamında dahi can güvenliğinin olmadığının göstergesidir. Bu saldırı münferit bir saldırı değildir. Şiddet gören kadınların başvurduğu adalet aradığı mekânların içerisinde şiddetin nasıl üretildiğinin, erkek egemenliğinin nasıl üretildiğinin göstergesidir.    Rojin Kabaiş ve yargı paketi    Şiddet gören, tecavüze uğrayan kadınlar gittiği karakolda şikâyetten vazgeçirilmeye çalışılıyor. Saatlerce karakolda bekletilebiliyor. Ya bu ülkede kadınlar ellerinde koruma kararı ile katlediliyor. Bakın 2025 yılında 23 kadın koruma kararı olmasına rağmen korunmadı, katledildi. Kadınların yaşamları yargı paketleri ile çalınıyor. Bu paketlerden failin payına düşen cezasızlıkla ödüllendirilme iken, kadınların payına düşen şiddet ve katliamlar oluyor. Bakın Rojda Yakışıklı cinayeti bunun en bariz göstergesidir. Yine Rojin Kabaiş davası kadına karşı işlenen suçların adım adım nasıl örtülmek istendiğinin göstergesidir. Rojin’in cansız bedenine ulaşıldığı ilk andan itibaren adeta ağız birliği yaparcasına bu ülkenin yetkilileri bunun bir intihar olduğunu savunup durdu. Kadınların bitmeyen öfkesi ve mücadelesiyle olayın arkasındaki gerçekler tek tek açığa çıkmaya başladı. Ancak açığa çıkan bir başka şey de bu olayın üzerinin nasıl örtülmek istendiği oldu.   Rojin’in bedeni üzerinde iki erkeğe ait bulgular olduğu bilgisi varken, Van Valiliği yürütülen soruşturma kapsamında, ihmali bulunan yurt yetkilileri hakkında soruşturma izni vermiyor. Bu iznin verilmemesi alenen bu olayın faillerinin hala birileri tarafından korunmasıdır. Bu cinayetin faillerinin açığa çıkarılması, yargılanması için mücadele etmek katledilen kadınlara sözümüzdür. “Rojin Kabaiş’e ne oldu?” sorusunu sormaktan vazgeçmeyeceğiz. İyi bilinsin ki; bu ülkede çürümüş yargı sistemine, çöken adalet mekanizmalarına yaşamlarımızı teslim etmeyeceğiz.  Kadınlar için adaletin sağlanması İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasından geçer. Kadınlar için 6284 sayılı kanunun her bir maddesinin uygulanmasından, kararların denetlenmesinden geçer. Kısa vadeli güvencesiz projelerle değil uzun vadeli, güvenceli istihdam alanlarını yaratarak, kadınların yoksulluktan kaynaklı içerisinde kaldığı şiddet mahalinden uzaklaşmasının, sağlanmasından geçer. Elbette ki bunların her biri bizlerin mücadele alanlarını daha fazla büyütme gerekçeleridir. Tüm yaşanılan bu sorunların kadın düşmanlığından bağımsız gelişmediğini biliyoruz.   Kadın mitingi    Ülkede uzunca bir aradan sonra kadınlar Tandoğan’da bir miting gerçekleştirdi. 37 bağımsız kadın kurumunun çağrısıyla yapılan mitinge kadın örgütleri aylarca emek harcadı. Bu mitinge her kesimden, her görüşten kadınlar katılım sağladı. Siyasi partilerden de katılım oldu. Kadın düşmanı politikalara, emek sömürüsüne ve savaşa karşı kadınların açıklamaları ve bir arada olmaları aslında bu ülkede barışın, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin teminatının adımları olmakta ve olacaktır. Çünkü biliyoruz ki her türlü sömürü ve savaş düzenini besleyen ırkçılık ve cinsiyetçiliktir. Kadınların mücadelesi ve ortak buluşmaları en çok da savaşta ısrar eden zihniyeti tedirgin etmektedir.   Algı operasyonu   Bu yönüyle bu mitingin sosyal medyada çarpıtılarak DEM Parti mitingi olarak servis edilmesi, bilinçli bir algı operasyonu olmuştur.  Bu algı operasyonları ile; mitingin asıl kurucuları olan bağımsız kadın örgütlerinin eşitlik, özgürlük, barış taleplerini gölgelemek hedeflenmiştir. Kürt Kadın hareketi ve Türkiye Kadın Hareketinin yıllardır sokaklarda birlikte örmeye çalıştığı özgürlük ve barış mücadelesini itibarsızlaştırmaya dönük çoklu bir linç saldırısına dönüşmesi bunun göstergesidir. Buradan tekrar hatırlatıyoruz; 90’lardan bugüne Kürt kadın Hareketi ve Türkiye Kadın Hareketleri her baskı dönemlerinde, OHAL’de, çatışma ve çözüm süreçlerinde, kayyım atamalarında, faşizmin karşısında her zaman ilk sokağa çıkanlardır. Bazılarının korkudan kendini gizlediği, geri çekildiği zamanlarda sözü ve eylemi gerçekleştiren bir cesarete sahip olan biz kadınların özgürlük mücadelesini hedef almanıza asla izin vermedik, izin vermeyiz.    Örgütlenmediğimiz tek bir alan bırakmayacağız   İşimiz her zamankinden daha fazla zor olsa da mücadelemize olan inancımız, bu uğurda yitirdiğimiz yoldaşlarımızın anıları, cezaevinde esir alınan kadın yoldaşlarımızın direnişi, Barış Annelerinin kararlı duruşu bizlerin en büyük moral ve motivasyon kaynağıdır. Evet öfkeliyiz. Ama asla umutsuz değiliz! Bu motivasyonla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Örgütlenmediğimiz tek bir alan bırakmayacağız. Yozlaşmış, erkek egemen bu düzene karşı onurlu bir yaşamı bu topraklarda inşa edeceğiz. Hiç şüpheleri olmasın ki o karanlık düzenlerine hiçbir kadın biat etmeyecek. Ortadoğu’da kadının hakikati ve tarihi; bu yüzyılda tüm kadınlara, halklara umut ve cesaret vermeye devam etmektedir. İşte Güç de, inanç de  cesaret de buradadır. 2026 yılı bizler için örgütlülüğümüzü, dayanışmamızı büyüterek Barış ve Demokratik Toplum süreci etrafında en sıkı şekilde kenetlenerek onurlu barışı inşa edeceğimiz bir yıl olacağına olan inancımla hepinizi selamlıyorum. Yaşasın kadın mücadelesi. Jin Jiyan Azadî.”