Avukat Rengin Ergül: Fiziki özgürlük umut hakkından geçiyor 2026-06-02 09:05:23   Melek Avcı   ANKARA-  Ağırlaştırılmış müebbet alan tutsaklarının ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün umut hakkına ilişkin yasal değişikliklerin yapılmasından geçtiğini söyleyen Avukat Rengin Ergül, sivil toplum örgütleri olarak komite izleme sürecini takip ettiklerini ve yeni bildirimlerin hazırlıklarını yaptıklarını söyledi.   Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (AKBK), kamuoyunda “umut hakkı” olarak bilinen ağırlaştırılmış müebbet cezalarına ilişkin Türkiye’ye verdiği süre Haziran ayında doluyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yıllardır uygulanmayan kararları nedeniyle Türkiye hakkında siyasi uyarılar yapılırken, Bakanlar Komitesi Ankara’dan Haziran 2026 sonuna kadar somut yasal düzenleme ve ilerleme bilgisi talep ediyor. Süreç, yalnızca bireysel başvurular değil, Türkiye’deki ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin tamamını ilgilendiren yapısal bir insan hakları sorunu olarak değerlendiriliyor.   AKBK’nin denetimindeki “Gurban grubu” dosyası; Emin Gurban, Hayati Kaytan, Civan Boltan ve Abdullah Öcalan hakkında verilen AİHM kararlarını kapsıyor. AİHM, ağırlaştırılmış müebbet cezalarının herhangi bir koşullu salıverme ya da yeniden değerlendirme mekanizması olmadan uygulanmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesini ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme, tahliye umudu olmadan ömür boyu cezaevinde tutulmanın insan onuruyla bağdaşmadığını belirtti. AİHM’e göre devletlerin, müebbet hapis cezaları için belirli bir süre sonra etkili bir gözden geçirme mekanizması oluşturması gerekiyor. Ancak Türkiye’de bazı ağırlaştırılmış müebbet cezalarında koşullu salıverme yolu tamamen kapalı tutuluyor. Bakanlar Komitesi de Türkiye’den yalnızca başvurucular için değil, benzer durumda bulunan tüm tutsakları kapsayacak yasal düzenlemeler yapılmasını istiyor.   Türkiye, 27 Haziran 2025’te Avrupa Konseyi’ne bir eylem planı sundu ancak mevcut yaklaşım korunduğu için plan yeterli bulunmadı. Eylül 2025’te alınan ara kararda Türkiye’den gerekli düzenlemeleri gecikmeden yapması istendi.  Haziran toplantısında komitenin takviminde "umut hakkını" şuan için gündeme getirmeyeceği ön görülüyor.   Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği (MAFDAD)üyesi Avukat Rengin Ergül, umut hakkına dair değerlendirmelerde bulundu.    ‘2015’ten beri dosya komitenin önünde’   "Öcalan 2 Kararı" ile başlayan Gurban Grubu dosyasının 2015'ten beri Bakanlar Komitesi'nin önünde olduğunu ifade eden Rengin Ergül, bu davanın 2015'ten beri geliştirilmiş nitelikli prosedür olarak değerlendirildiğini belirtti. Rengin Ergül, " Aslında 2015'ten bu yana Bakanlar Komitesi'nin kendi pratiğine, teamülüne göre  yılda en az bir kere gündeme alması gereken bir dava grubuydu. Bakanlar Komitesi bu konuda öncelikle eksik kaldı. Bu izlemeyi kendi teamülüne uygun yapmadı. Dolayısıyla Türk Devleti de bu kararlarla ilgili adım atmadı ve bu adım atmayışı da komite tarafından izlenmemiş oldu. Türk Devleti bunu fırsat bildi ve yıllardır bu konuda bir düzenleme yapılmıyor. 'Umut Hakkı' tartışması özellikle Bahçeli'nin çıkışıyla birlikte daha sonrasında resmi olarak başlayan süreçle birlikte şu an bütün Türkiye'nin gündeminde ancak bu umut hakkı dosyaları 2015'ten beri Bakanlar Komitesi'nin izlemesinde. Bu konuda adımlar atılmış olması gerekiyordu ama Türk Devleti adım atmadı. Bakanlar Komitesi,  2021 yılından bu yana özellikle biz sivil toplum örgütlerinin sürekli dışarıdan buraya üçüncü bir göz olarak bildirim sunmasıyla bu grubu daha sık gündemine almaya başladı. Öyle olunca da tabii ki Türk Devleti'ni belli adımlar atmaya zorlamaya başladı” sözlerini kullandı.   ‘Meclise raporunda referans verilen bir hazırlık yok’    Bunlardan en önemli adımı da Eylül 2025'te attığını hatırlatan Rengin Ergül,  “Eylül 2025 toplantısında Türkiye'ye Haziran 2026'ya kadar süre tanıdı ve Türkiye hakkında ara karar kurdu. Yasa değişikliği yapılması gerektiğini, sorunun yapısal olduğunu ve bu konuda da aslında hem Meclise hem de Meclis çatısı altında kurulan komisyona atıfta bulundu. Şimdi bakıyoruz, geçtiğimiz Eylül ayından bugüne umut hakkına dair ne Mecliste ne komisyonda herhangi bir gelişme yaşanmadı. Gelişme olarak görebileceğimiz tek şey komisyonun raporu ise eğer; komisyonun raporunda sadece AİHM kararlarının uygulanması, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda birtakım öneriler var.  Ancak buna ilişkin bir takvim yok. Buna ilişkin bir planlama yok. Buna ilişkin bir yasa taslağı hatta referans verilen bir hazırlık bile yok. Bir yasa hazırlığı da yok. Sadece bizim sivil toplum olarak yıllar söylediklerimizi komisyon raporunda tekrarlamış oldu. Bu da Türkiye'nin adım atmadığı anlamına geliyor” diye belirtti.    ‘Türkiye henüz komiteye bir eylem planı da sunmadı’   “Haziran 2026'ya kadar da Türkiye bir adım atmazsa komite  Eylül ya da ilerleyen toplantısında Türkiye ile ilgili yeniden kararlar alacaktır” diyen Rengin Ergül, Türkiye’nin Haziran sonuna kadar komiteye bir eylem planı sunmak zorunda olduğunu belirtti. Rengin Ergül, “ Türkiye henüz komiteye bir eylem planı sunmadı. En azından bizim komitenin web sitesinden takip ettiğimiz kadarıyla henüz bir eylem planı sunmadı. Türkiye elbette eylem planı sunacaktır. Ancak eylem planında yine geçtiğimiz yıllarda yaptığı gibi manipüle edici içeriklerle; bu cezanın istisna olduğunu ve herkese uygulanmadığını anlatan ve Türkiye'de yasal reformların gerçekleştiğini anlatan bir plan sunacaktır” dedi.   ‘Hazırlıklarımızı yapıyoruz'   “Biz, Türkiye'deki sivil toplum örgütleri komite izleme sürecini takip ediyoruz ve yeni bildirimlerin hazırlıklarını da yapıyoruz.  Türkiye'nin eylem planından sonra, eylem planının içerdiği öneriler, ortaya attığı iddialar bakımından bizim yine bir bildirim sunmamız gerekecektir” diyen Rengin Ergül, komitenin atıf yaptığı Meclis komisyonun görevini tamamlamasıyla birlikte kararın atıfın nasıl okunması gerektiğini şöyle açıkladı: “ Şimdi iki cepheye ayırırsak birincisi komisyonun işlevi; Komisyon başından beri kendisinden beklenen misyonu yerine getirmedi. Bakanlar Komitesi'nin komisyona yaptığı atıf çok kıymetliydi. Komisyonun kendisine atfetmediği bir anlamı içeriyordu ve komisyon bunu yerine getirmedi. Ortada tabii ki henüz yasal bir güvencesi olmayan fiilen yürütülen bu süreç ve komisyon üyelerinin çoğunun aslında yürütülen süreçle ilgili bütün tartışmalara hakim olmaması, kendi parti içinde ve devlet içindeki bütün tartışmalara hakim olmaması, komisyonun daha cesur adımlar atmasının önünde bir engeldi diye düşünüyoruz. Bu komisyon bir şanstı fakat bu şansı tam anlamıyla yerine getirmedi. Ama umut hakkı dosyaları yasa değişikliği gerektirdiği için daimi muhatap Meclis. Meclis hala sürece bağlı olarak ya da süreçten bağımsız bu işlevini yerine getirmek zorunda. Bir yasa hazırlığı yapmak zorunda hukuki olarak.    Daimi muhatap yasa değişikliğini yapacak Meclis’tir   Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmeler gereği,  umut hakkı ile ilgili, ağırlaştırılmış müebbet ile ilgili yasadaki engelleri ve düzenlemeleri yeniden gözden geçirmek ve yasalarını değiştirmek zorunda. Komisyon işlevini yerine getirmemiş olsa dahi daimi muhatabımız Türkiye Büyük Millet Meclisi ve meclisin bunu her koşulda her süreçte yapma imkanı var. Komitenin alacağı tutuma dair ise önümüzde iki dava örneği var; Kavala ve Demirtaş dosyaları.  Kavala dosyasında Türkiye hakkında birden fazla kez ara karar alındı. Daha sonra Türkiye bu kararlara uymadığı için en son ihlal prosedürü başlatıldı ve Bakanlar Komitesi'nin en üst yaptırımı ihlal prosedürü. İhlal prosedüründen bu yana da Türkiye yıllardır bu dosyada adım atmıyor. Ki Kavala dosyasındaki adım yasa hazırlığı da gerektiren bir adım değil. Basit bir mahkeme kararıyla uygulanabilecek bir karar. Ancak uygulanmıyor ve Bakanlar Komitesi'nin de Avrupa Konseyi'nin de gündeminde. Diplomatik olarak Türkiye'nin ilişkilerini ve toplantılarını etkiliyordur. Türkiye'nin en büyük şikayetlerinden birisi konseyde sürekli Kavala dosyasının önlerine çıkartılması. Ama bunun ötesinde bir yaptırım olmadı. Olacağını da düşünmüyoruz açıkçası.  Diğer dosya olan Demirtaş-Yüksekdağ dosyasına baktığımızda orada da birden fazla kurulmuş ara karar var. Ancak hala ihlal prosedürü orada da yok. Sadece ara kararlar var. Bizim bahsettiğimiz umut hakkı dosyaları Gurban grubunda ise tek bir ara karar var. Dolayısıyla bizim öngördüğümüz komite eğer bir yaptırım uygulamak isterse ilk yapacağı şey Türkiye hakkında ikinci bir ara karar kurmak ve Türkiye ile ilgili toplantılarda diplomatik ilişkilerde Gurban grubunu da Kavala ve Demirtaş gibi bir baskı aracı olarak sürekli gündemde tutması olabilir.”   ‘Gurban Dosyası birçok kişiyi etkiliyor’   Dünyada bir insan hakları krizi yaşanırkan Avrupa Konseyi’nin genel olarak işlevlerini yerine getirmekte işlevsiz kaldığını vurgulayan Rengin Ergül, sadece Gurban Grubu dosyası olarak değil daha geniş çözüm önerileri perspektifinde bakmak gerektiğini belirtti. Bu dosyanın birçok kişiyi etkileyeceğini söyleyen Rengin Ergül, “Bütün dünya kamuoyunun tartışması gereken konular. Ancak tabii ki biz bunları can yakıcı haliyle bu dosyalarda yaşıyoruz. Gurban grubu dosyaları evet, doğrudan Sayın Abdullah Öcalan'ı etkiliyor ve Sayın Abdullah Öcalan şu anda yüzyıllardır inkar edilen Kürt kimliğinin yasal güvence altına alınması konusunda Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri konusunda baş müzakereci. Dolayısıyla bu, bütün Kürtler için can yakıcı ve acil bir mesele. Yine sadece bu dosyalar Sayın Abdullah Öcalan'ı etkilemiyor. Binlerce siyasi mahpus var ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olan ve cezası ölünceye kadar infaz edilecek olan binlerce Kürt, yüzlerce Kürt genci var. Bu çok can yakıcı bir mesele. Hem barış ve demokratik toplum süreci açısından hayati ve acil bir mesele hem de genel olarak bu cezayı infaz etmekle karşı karşıya kalan yüzlerce, binlerce insanın hayatını etkileyen bir dosya grubu. Bu nedenle de bizler, Bakanlar Komitesi ve Avrupa Konseyi'nin bütün yapılarında hem hukuken hem siyaseten, hem de diğer bütün araçlarla baskı uygulamak zorundayız” diye konuştu.   ‘Türkiye ağırlaştırılmış müebbeti yasasından kaldırmak zorunda’   Türkiye’deki süreç de düşünüldüğünde umut hakkı ve statü tartışmalarının iç içe değerlendirilmesine ilişkin ise Rengin Ergül iki noktaya dikkat çekerek şöyle devam etti: “Umut hakkına dair özgür basında yıllardır röportajlar yapıyoruz. Süreç başlamadan önce de özgür basın umut hakkıyla ilgili haber yapıyordu o zamanda dile getirdiğimiz şey, Türkiye'deki ağırlaştırılmış müebbet rejiminin binlerce insanı etkilediğiydi. Evet, bu yasal düzenlemelerin öncelikle Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün kast edilerek getirildiğini, bunun Meclis tutanaklarında bile tespit edilebildiğini ifade ediyorduk. Ancak bugün geldiği noktada binlerce insanı etkilediğini ifade ediyorduk. Herhangi bir barış sürecine atıfta bulunmadan Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olduğu için yasasını değiştirmek zorunda olduğunu söylüyorduk. Bu söylediklerimizden geriye düşeceğimiz hiçbir şey yok. Halen bunlar geçerli. AİHS’e taraf olduğu için temel hak ve özgürlüklerle ilgili hem kendi anayasasına hem sözleşmeye uygun olarak ağırlaştırılmış müebbetle ilgili Türkiye yasasında değişiklik yapmak zorunda. Ölünceye kadar hücrede infaz edilen hapis cezasını hem yasadan hem de fiilen ortadan kaldırmak zorunda. Bu süreç olsun ya da olmasın Türkiye'nin atması gereken bir adımdır.   ‘Şuan Sayın Abdullah Öcalan'ın tutukluluğu meşru değildir’   Mevcut Barış Ve Demokratik Toplum Süreci açısından bütün müzakere süreçlerinin doğalı olarak, sürecin her aşamasının şeffaf olmaması, kamuoyunun her aşamadan haberdar olmaması, bütün tartışmalardan haberdar olmaması müzakere süreçlerinin doğasında var ve dolayısıyla bizim de bu süreçte hakim olmadığımız tartışmalar var. O nedenle, özellikle devlet hattında bu nasıl tartışılıyor, buna ilişkin bahsedilen statü, umut hakkının yerine ikame edilecek bir çözüm olarak mı öneriliyor bilemiyoruz.  Sayın Öcalan'ın süreç açısından rolü yatsınamaz. Bunu dünya kabul etmiş durumda. Dünya, Sayın Öcalan’ın açıklamalarını takip ediyor. Dünyanın siyasetçileri, sivil toplum örgütleri, hukukçu ve yine PKK bu konuda Sayın Öcalan’ın kararları ve tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediyor ve Kürt halkı zaten Sayın Öcalan’ı halk önderi olarak kabul ediyor. Sayın Öcalan’ın pozisyonuna ilişkin birtakım öneriler getirilebilir. Süreç aşamasında iki tarafın da mutabık olduğu birtakım öneriler getirilebilir. Bu hukuki statü olarak tartışılabilir veya mekân tartışmaları yapılabilir. Ancak biz hukuk cephesi şunu söyleyebiliriz; şuan Sayın Abdullah Öcalan'ın tutukluluğu meşru değil.   ‘Fiziki özgürlük umut hakkı’dan geçiyor’   Sayın Abdullah Öcalan, Öcalan 2 Kararı doğrultusunda 25 yıllık cezasını infaz etmiş durumda. Sayın Öcalan'ın İmralı'da tutulma koşulları hem hapis süresi bakımından hukuka aykırıdır, meşru değildir hem de Türkiye'nin mevcut yasaları bağlamındaki avukatla görüş hakkı ve dış dünya ile iletişim konusunda getirilen sınırlamalar, uygulanan tecrit bakımından hukuka aykırıdır. Dolayısıyla biz hukuk cephesinden Sayın Öcalan’a uygulanan bu hukuksuzlukların sonlandırılmasını talep edebiliriz. Ve burada da en büyük argümanımız Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne giden yolun umut hakkı ile ilgili yasal değişikliklerin yapılmasından geçiyor. Bizim en büyük savunumuz ve argümanımız budur. Ama elbette ki süreçte müzakerenin tarafları, müzakerenin ilerleyişine ilişkin birtakım formüller geliştirebilirler. Bu müzakere süreçlerinin doğasında dünya örneklerinde de görülebilir. Biz hukuk cephesi olarak, Sayın Abdullah Öcalan'a uygulanan hukuksuzlukların sonlandırılmasını yüksek sesle ifade etmek, teşhir etmek ve bu konudaki başvuruları sürdürmek zorundayız.”