Çiğdem Doğu: Türkiye'yi demokratikleştirme iradesini büyütmeliyiz 2026-06-03 10:33:33   HABER MERKEZİ - Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan KJK Yürütme Konseyi Üyesi Çiğdem Doğu, Türkiye’yi demokratikleştirme iradesinin zayıf olduğunu belirterek, "Burada en öncü rol oynaması gereken güç kadınlar ve gençlerdir. Bu cepheden süreci iyi örmek, iyi tartışmak, gündemler oluşturmak ve o politik iradeyi ortaya koymak çok önemlidir" dedi.   Komalên Jinên Kurdistanê (KJK) Yürütme Konseyi Üyesi Çiğdem Doğu, gündeme ilişkin Medya Haber televizyonunda önemli değerlendirmelerde bulundu. Çiğdem Doğu’nun değerlendirmesinde öne çıkan bazı başlıklar şöyle:    Süreç    Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin tıkandığı tartışmalarına dikkat çeken Çiğdem Doğu, "Süreçle ilgili çok tartışmalar var. İki ayın ardından Önder Apo ile görüşmeler yapıldı. Önderlik tıkanan süreci açmak açısından yoğunlaşmalarını ifade etti. Görüşmeden sonra Devlet Bahçeli’nin belirttiği bazı hususlar oldu. Sonra iktidar cephesi tarafından dile getirilen hususlar oldu. Daha çok iyi niyet beyanı mı diyelim? Bu süreci tıkatmak istemiyoruz mealinde okunabilecek, süreç tıkanmamıştır, süreç devam ediyor ve benzeri değerlendirmeler ve iyi niyet beyanları söz konusu oldu.   İyi niyet beyanları yeterli değil   Ama realiteye baktığımız zaman bu iyi niyet beyanlarının dışında henüz hâlâ somut bir adım ortada yoktur. Şüphesiz bunlar da önemsizdir demiyorum. Bunlar da önemlidir süreci ilerletmek, geliştirmek açısından. Olumsuz, tersi bir yaklaşım içerisinde olmamanın tabii ki bir anlamı var. 100 yıllık bir Kürt ve Türk halkları arasında yaşanan çözümsüzlük, savaş gerçekliği, buna karşı bir barış gerçekliğini, kardeşlik hukukunu ortaya koymak açısından yeterli midir diye sorulsa, tabii ki yeterli değildir.   Barış toplumsallaşmalı   Bu işi toplumsallaştırmak çok önemli. Barış dediğimiz şey, öyle sadece üstte bir kesimin kararıyla gerçekleşebilecek bir şey değildir. Bu kesinlikle halkların, halkın, kadınların özellikle de fiili olarak içinde olduğu, iradesini ortaya koyduğu, katıldığı bir süreç olarak işlemek zorunda.   İktidar sürece pragmatist yaklaşıyor   İktidar cephesinden baktığımız zaman, iktidar da bu süreci alabildiğine bölgesel konjonktürle ele alma durumu, dünyadaki gelişmeler, alabildiğine böyle pragmatik sürecin gidişatına bakarak gönderme durumu. Bu da sığlaştıran, süreci sığ ele alan, pragmatist ele alan, kendi çıkarlarına göre barışı aslında kendi parti çıkarlarına göre durumu ele alan ve ona göre süreçleri değerlendiren bir yaklaşımı söz konusu.   Çözümün toplumsal iradesi ortaya çıktıkça pragmatik yaklaşmak isteyen, farklı çıkarları olan, farklı çıkarlarına göre süreci şekillendirmek isteyen güçler de istedikleri gibi hareket edemezler.    Türkiye'yi demokratikleştirme iradesi zayıf   Buradan o cepheye baktığımızda da, bu sorunu çözme, Türkiye’yi demokratikleştirme, Cumhuriyeti demokratikleştirme açısından toplumsal iradeyi ortaya koyma, bunun örgütlülüğünü geliştirme, bunun gündemlerini yaratma boyutuyla baktığımızda tabii ki çok ciddi bir yetersizlik ve zayıflık var. Şimdi bizce en önemli yan da budur. Burayı daha fazla güçlendirmemiz gerekiyor ki, burada da en öncü rol oynaması gereken güç de tabii ki kadınlar ve gençlerdir. Bu cepheden de bu süreci iyi örmek, iyi tartışmak, gündemler oluşturmak ve o politik iradeyi ortaya koymak çok önemlidir.   CHP'ye saldırılar   Türkiye’nin çok ciddi bir demokrasi sorunu var. CHP Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk partisi, Atatürk’ün de kurduğu bir parti konumundadır. CHP’nin politikalarıyla da şekillenen antidemokratik bir Cumhuriyet gerçekliği var. İlk başından itibaren böyle ilerledi, bugüne kadar da geldi. Şimdi tabii CHP bu gerçeklikle karşı karşıya geldi. Gelmiş olduğumuz durumda baktığımız zaman demek ki şöyle bir şey; bir yerde bir antidemokratik gerçeklik varsa kimse şunu dememeli, bu beni ilgilendirmiyor, bu beni bağlamaz dememeli. Yüzyılı geçen bir süre içerisinde CHP’nin iktidar olduğu dönemler oldu, olmadığı dönemler oldu. Ama büyük oranda anti-Kürt devletin anti-Kürt anayasanın yine bu biçimde şekillenmesinde rol oynayan bir parti olarak Cumhuriyet’in bu biçimde şekillenmesine önemli bir payı ve katkısı vardır.   Yıllarca mesela Kürtlere, halklara, işçilere, köylülere, kadınlara ezilen bütün kesimlere dönük tabii ki devletin çok ciddi saldırıları olduğu, antidemokratik yaklaşımları olduğu bunlar herkes tarafından bilinen hususlardır. Şimdi CHP toptan bu sonuçlarla karşı karşıya geldi AKP iktidarı döneminde. Burada görülüyor ki çok ciddi içe dönük bir müdahale var aslında.   Bu tabii ki kabul edilemez. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin ilerlemesi ve gidişatı açısından da baktığımıza elbette ki kabul edilemez. Bu sürecin gidişatını pozitif bir etki yaratma temelinde değil de tamamen negatif bir etki yaratma biçiminde bir etkisi var. Demokratik süreci barışı geliştirmek istiyoruz. Tam da böyle bir süreci geliştirmeye çalışırken bir partiye, üstelik de bu parti Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kuruluş partisidir, ilk kurucu partisidir. Böyle bir partiye saldırının gerçekleşmesi doğru değildir, sürecin gidişatı açısından da elbette ki kaygılara, şüphelere yol açıyor.    Madem bir demokratik süreç geliştirilmek isteniyor, herkesle barış... Başta Kürt sorununu çözme ve Kürtlerle barışmak ama bir bütün toplumsal bir barış. Böyle bir sürecin içerisinde CHP’ye dönük böyle bir yaklaşımın sergilenmesi tabii ki iktidarın bu süreci ne kadar samimi ele aldığına dair şüpheleri büyüten bir yaklaşım oluyor.    CHP’ye karşı yapılan bu saldırı karşısında da o ortak tutumunu sergilemek, bu sürecin gidişatı açısından önemlidir.    Ekolojik saldırılar    Kapitalizmin doğaya verdiği zarar, insanın bu kadar tüketici bir varlık haline gelmesinin yaratmış olduğu sonuçlar. Farklı biçimde bir ekolojik savaş var, ekolojik kırım var. Bu kavramlar çok önemli. Asla sıradan öyle normal ele alınacak bir biçimde ele alınmamalı. Doğaya verdiği zarar zaten birinci suçtur. Ama bir de bunun etrafında oradaki toplumun yaşamına çok büyük bir zarar veriyor. O toplumun sağlığına çok ciddi bir zarar veriyor. O toplumun geleceğine dönük çok ciddi zararlar veriyor. İnsanların soluduğu hava, içtiği su, üzerinde yürüdüğü toprak... Bütün bunların hepsi zehirleniyor.    Bunun soykırımdan ne farkı var? O yüzden hem Kürt halkına hem de genel anlamda tabii ki Türkiye halklarına karşı uygulanan böylesi politikalar çok yoğundur. O zaman buradaki o kırım politikalarını görmek ona dönük olarak da çok ciddi politika oluşturmamız gerekiyor. Ekolojik politikaların ortaya konulması çok önemlidir. Tabii ki bu anlamda ortaya çıkan direnişler var. Gimgim’da mesela çok önemli direnişler oldu. Çeşitli yerlerde mesela buna dönük eylemler oldu, Dersim’de oldu. Farklı şehirlerde eylemsellikler oldu. Ciddi bir duyarlılık böyle günbegün ortaya çıkıyor. Çok anlamlıdır. Çok önemlidir. Bu anlamda bu direnişlerin hem süreklileşmesi hem de derinleşmesi lazım.    Rojava'da entegrasyon     Rêveberiya Xweser biçiminde yaklaşık 14-15 yıl boyunca halk kendi kendini yönetti. Halklar açısından muazzam bir laboratuvar, deneyim ve birikim oldu. Kadınlar açısından da böyledir. Yapılan anlaşmalarla birlikte entegrasyon dediğimiz süreç hayata geçiyor. Rêveberiya Xweser, özyönetim dediğimiz, Rojava’da ortaya çıkan halkın iradesinin buna demokratik temelde entegre olması, yaklaşım esas da budur. Fakat ortaya çıkan entegrasyonda tabi ki problemler gözüküyor. Bunlar yansıyor.   Geçici hükümetin yaklaşımları   Suriye devleti bulduğu her fırsatta, basına yansıyan, basında da değerlendirilen, oradaki yetkililer tarafından da değerlendirilen hususlar, tartışma başlangıçta farklıdır, planlamalar farklıdır, ortaklaşılan hususlar farklıdır. Fakat pratikleşme aşamasına geçildiğinde bakıyoruz ki orada devlet böyle kendi merkezi ağırlığını ortaya koyan ve aslında o demokratik toplumun, oradaki toplumun iradesini, kadınların iradesini aşındıran, buradan aslında bulduğu fırsatları kendi çıkarlarına göre kullanmak isteyen bir tutum içerisinde olduğu görülüyor. Bu çok tehlikeli tabii ki. Bu yaklaşım en başta aslında Şara Hükümeti’nin kendisini çökertir. Bunu Esad rejiminin gidişiyle zaten görmüştük.   Bunu bu biçimiyle devam ettiren, HTŞ çizgisi, biraz daha radikal İslamcı çizgi dediğimiz şeyle devam ettirmeye çalışan bir gerçeklik var. Bunun da tutunamayacağı açıktır. Demokratik entegrasyon temelinde ele alması tabii ki Şara Hükümeti’nin kendi geleceği açısından da önemli olacaktır. Eğer ki bir geleceği olacaksa bu gelecek ancak kendisini demokratikleştirmesi temelinde olabilir. Halklara demokratik yaklaşması temelinde olabilir. Başka bir geleceği de yoktur.   YPJ'nin tanınmaması kabul edilemez   Bunun çok önemli bir yanı da kadın boyutudur. Özellikle de YPJ boyutudur. YPJ sadece Rojava’da bulunan Kürt kadınlarının özsavunma örgütü değildir. Muazzam bir evrensel güç olmuştur. YPJ bütün dünya kadınlarının bir özsavunma kimliği olarak ortaya çıktı. Bütün Ortadoğu kadınlarının özsavunma ve kimliği olarak kendisini ifadelendirdi. O yüzden tabii ki YPJ’nin demokratik entegrasyonda iradesinin tanınmaması, görülmemesi tabii ki asla kabul edilemez. Bunu hiçbir kadın kabul etmez.   YPJ'yi sahiplenmeliyiz   YPJ kendi aslında statüsünü yaratmıştır, kendi kimliğini yaratmıştır. Fiili olarak ortaya çıkan böyle bir irade vardır. Bunu geriletmek, bunu yok saymak Suriye hükümetinin haddine değildir. Suriye hükümetinin haddine değildir. Onlar bunun kararını veremezler. YPJ’yi yalnız bırakmamamız gerekir. YPJ nasıl kızgın savaş içerisinde bütün kadınlar adına bir mücadele verdiyse ve o anlamda bütün kadınların onurlu kimliğini ifade ettiyse, ortaya koyduysa elbette ki şimdi de bütün dünya kadınlarının onu kendi onuru olarak, kendi kimliği olarak, kendi varlığı olarak görmeli ve sahip çıkmalı. Çünkü varlığın devamı gerçekten savunmadan geçer. Savunmasız bir varlık yoktur dünyada. Bu kadın açısından da geçerli. YPJ’nin başlatmış olduğu kampanyaya bütün kadınların çok aktif bir biçimde katılması, bütün Kürt kadınlarının en başta çok aktif bir biçimde katılması, sahiplenmesi ve bulundukları bütün coğrafyalarda diğer kadınları da buna katabilmesi, dahil edebilmesi çok çok önemlidir.     Mücadeleyi büyütmeliyiz   Bugün YPJ’dir ama yarın öbür gün Türkiye olabilir, Almanya olabilir, başka bir ülke olabilir ama kadınların kendisini korumaya aldığı özel bir statünün anayasalarda, yasalarda mutlaka ortaya konulması lazım. Bu çok önemli bir şey. İşte bunun ilk adımlarını biz YPJ ile birlikte atabiliriz. Suriye yeniden şekillenirken YPJ’yi ne kadar sahiplenirsek, ne kadar politik özsavunma olgusu olarak, kimliği olarak sahiplenirsek ve bütün kadın mücadelelerine mal edebilirsek elbette ki devletin kendisi içerisinde de, anayasanın kendisi içerisinde de çok önemli bir değişim dinamiğini yaratabiliriz. Bu açıdan önemlidir. Bütün dünya kadınlarını YPJ’yi çok güçlü bir biçimde sahiplenmeye ve mutlaka bu konuda savunma statüsünü kazanıncaya kadar mücadeleyi büyütmeye çağırıyorum.   Haziran ayı şehitleri   Haziran ayı da aslında şehitler ayıdır. Gûlan, Sema Yüce, Zilan arkadaş şahsında, fedai eylemler gerçekleştiren kadın şehitlerimiz... Haziran ayını bu biçimde ele alıyoruz. Bu anlamda önümüzdeki süreci bu fedai şehitlerimizin yol göstericiliğinde, onların öncülüğünde bu biçimde yeniden kendimizi ele almak, kadın mücadelemizi bu anlamda daha güçlendirmek ve toplumdaki dönüşüm mücadelesini bu temelde Zilan’ın anlamlı yaşam çizgisi, Sema Yüce’nin mücadele çizgisi, heval Gûlan’ın mücadele çizgisi, bunlarla birlikte kadın özgürlük mücadelesini gerçekten güçlendiren, başlatmış olduğumuz bir hamle vardı, şimdi kadın zamanıdır.   Bu perspektifle şimdi kadın zamanıdır hamlemizi, tam da işte fedai şehitlerimizin özgürlükçü çizgisiyle daha da güçlendiren eylem, etkinlikler, anmalar bu temelde daha da anlamlandıran bir sürece dönüştürelim. Önümüzdeki süreci bu temelde de ele alalım ve bu büyük şehitlerimize böyle layık olabilelim. Bu vesileyle ben şehitlerimizi, Haziran şehitlerimizi de minnetle anıyorum. Bu temelde hem toplumsal mücadelemizde hem bir bütün mücadelemizde onları en güçlü bir biçimde yaşatmanın mücadelesini büyütelim diyorum."