Kadın katliamları önlenebilirken neden önlenmiyor? 2026-07-15 09:04:13   İZMİR – Mor Dayanışma'dan Deniz Uslu, kadın katliamlarının önlenebilir olduğunu belirterek, "Önleyemiyorlar değil, önlemiyorlar" dedi. Deniz Uslu, cezasızlık politikaları, işletilmeyen koruma mekanizmaları ve kadın karşıtı politikaların erkek şiddetini beslediğini vurguladı.   Kadın katliamları Kürdistan ve Türkiye'de artarak sürüyor. JINNEWS'in Haziran 2026 Şiddet Çetelesi'ne göre 29 kadın katledildi, 14 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Kadın örgütleri, etkin koruma mekanizmalarının işletilmemesi, cezasızlık politikaları ve kadınları aileyle sınırlayan politikaların erkek şiddetini beslediğini belirterek, kadınların yaşam hakkının ancak etkin hukuki mekanizmalar ve örgütlü mücadeleyle korunabileceğini vurguluyor.   Mor Dayanışma'dan Deniz Uslu, artan kadın katliamları ve cezasızlık politikalarını değerlendirdi.   'Katliamları önleyemiyorlar değil, önlemiyorlar'    Kadın katliamlarının Türkiye'de büyük ölçüde önlenebilir olmasına rağmen gerekli önlemler alınmadığı için yaşanmaya devam ettiğini kaydeden Deniz Uslu, kadınların şiddete uğradıklarından şikâyetçi olduğunu, koruma ve uzaklaştırma kararları aldırabildiğini; ancak bu kararların etkin biçimde uygulanmadığını ve denetlenmediğini ifade etti. Elektronik kelepçe gibi temel koruma mekanizmalarının yeterince kullanılmadığına dikkat çeken Deniz Uslu, “Mevcut politikalar kadınları korumakta yetersiz kalırken, İstanbul Sözleşmesi gibi şiddeti önlemeye yönelik önemli mekanizmaların da yürürlükten kaldırılmış olması tabloyu daha ağır hâle getiriyor. Sorun yalnızca ihmalkârlık değil; kadın cinayetlerini ve erkek şiddetini önlemeyi öncelemeyen bir siyasi anlayışın varlığıdır. Önleyemiyorlar değil, önlemiyorlar. Kadınların ev içine hapsedildiği, çocuk, hasta ve eş bakımının temel sorumlusu olarak görüldüğü; çalışma hayatına katıldıklarında ise güvencesiz ve esnek çalışma modellerine yönlendirildiği politikalar izleniyor. Oysa kadınlar açısından ev her zaman güvenli bir alan değil. Bu anlayış, kadın emeğini ve bedenini daha fazla sömüren, şiddeti önlemek yerine kadınları şiddetin yaşandığı ortamda tutan bir politikayı güçlendiriyor” dedi.   'Koruma sistemi devletin etkin denetimine dayanmalı'   Bugün çok sayıda kadının defalarca şikâyetçi olmasına rağmen gerekli yaptırımlar uygulanmadığı için katledildiğini dile getiren Deniz Uslu, “Koruma ve uzaklaştırma kararları çoğu zaman alınabiliyor; ancak bu kararların ihlal edilmesi durumunda etkin bir denetim mekanizması işletilmiyor. Oysa uzaklaştırma kararının ihlali hâlinde elektronik kelepçe ve otomatik bildirim sistemi gibi uygulamalar devreye girse birçok kadın cinayeti engellenebilir. Kadınların her an KADES uygulamasını kullanabilecek durumda olması beklenemez; telefonlarına erişemeyebilir, internet olmayabilir ya da saldırgan telefonu elinden almış olabilir. Bu nedenle koruma sisteminin yükü kadının üzerine değil, devletin etkin denetimine dayanmalıdır. Burada söz konusu olan yalnızca bir prosedür değil, kadınların yaşam hakkıdır” diye konuştu.   'Anadili Türkçe olmayan kadınlar ciddi hak kayıpları yaşıyor'   Kadınların adalete ve hukuka erişiminin ciddi biçimde sınırlı olduğunu vurgulayan Deniz Uslu, pek çok kadının haklarını bilmediğini, bilenlerin ise karakol ve savcılık süreçlerinde gerekli yönlendirmeleri alamadığını belirtti. CMK kapsamında ücretsiz avukat talep etme hakkının çoğu zaman kadınlara hatırlatılmadığını, darp raporu, şikâyet süreci ve diğer hukuki işlemlerin eksik veya yanlış yürütüldüğünü ifade eden Deniz Uslu, “Bu nedenle kadın örgütleri, baroların adli yardım büroları ve gönüllü avukat ağları sürece dâhil olarak kadınların hak kaybı yaşamamasını sağlamaya çalışıyor. Taciz ve cinsel saldırı vakalarında da benzer sorunlar yaşanıyor. Kadınlar hastane ile karakol arasında yönlendiriliyor, ifadeleri uygun olmayan ortamlarda alınıyor veya savcılıkta etkin biçimde dinlenemiyor. Hukuki süreçler erişilebilir ve anlaşılır olmadığı gibi, adli yardım mekanizmaları da kadınlar açısından kolay işlemiyor.  Bu nedenle şiddet, taciz, tecavüz veya tehdit durumlarında kadınların süreci mümkün olduğunca kadın örgütleriyle birlikte yürütmesi büyük önem taşıyor. Dil engeli yaşayan kadınlar açısından adalete erişim daha da zorlaşıyor. Ana dili Türkçe olmayan, örneğin Kürtçe, Arapça veya Çerkesçe konuşan kadınlar, karakol ve savcılık işlemlerinde ciddi hak kayıpları yaşayabiliyor. Tercüman desteğinin sağlanmaması kimi zaman telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açıyor. Fatma Altın Makas bunun en somut örneğiydi. Ana diliyle görüşme hakkı olmasına rağmen bu imkânlar sağlanmadığı için bir kadın öldürüldü. Bunun yanında hukukun dili de sade ve erişilebilir değil. Yurttaşların avukat desteği olmadan haklarını takip edebilmesini zorlaştıran karmaşık hukuk dili de adalete erişimin önündeki önemli engellerden biridir” sözlerine yer verdi.   'Tüm kamu görevlilerine toplumsal cinsiyet eğitimi verilmesi gerekiyor'   Kadına yönelik şiddetin önlenebilmesi için İstanbul Sözleşmesi'nin yeniden yürürlüğe girmesi gerektiğini kaydeden Deniz Uslu, “Sözleşmedeki hükümler yalnızca kadın cinayetleri sonrasında değil, cinayetlerin hiç yaşanmaması için gerekli önleyici mekanizmaları içeriyor. Bunun yanında emniyet personeline, savcılara ve ilgili tüm kamu görevlilerine toplumsal cinsiyet eğitimi verilmesi zorunlu hâle gelmeli. Şiddet ve cinsel saldırı mağduru kadınlarla doğru iletişim kurulması, travmanın anlaşılması ve hukuki sürecin doğru işletilmesi ancak bu eğitimlerle mümkündür. Bugün kadına yönelik şiddet alanında yeterli bilgiye sahip olmayan personelin görev yapması ciddi hak ihlallerine yol açıyor. Belediyelerin, valiliklerin ve ilgili kamu kurumlarının psikolojik ve hukuki destek merkezlerini yaygınlaştırması; bu hizmetlerin yalnızca mesai saatlerinde değil, çalışan kadınların da ulaşabileceği biçimde sunulması gerekmektedir. Her mahallede ve her ilçede erişilebilir kadın dayanışma merkezleri kurulmalı, kadın sığınma evlerinin sayısı ve niteliği artırılmalıdır. Güvenli barınma imkânı, şiddetten uzaklaşan kadınların en temel ihtiyaçlarından biridir” şeklinde konuştu.   'Etkin koruma mekanizmaları uygulanmalı'   Kadınların ekonomik bağımsızlığını sağlayacak pozitif ayrımcılık içeren istihdam politikalarının hayata geçirilmesinin önemine değinen Deniz Uslu, nafaka hakkına yönelik girişimlerden de vazgeçilmesi gerektiğine dikkat çekti. Nafaka hakkının çoğu kadın için boşanma sonrasında ayakta kalmasını sağlayan tek ekonomik güvence olduğunu, çoğu zaman da oldukça düşük miktarlarda olduğunu dile getiren Deniz Uslu, “Pek çok erkek nafaka ödememek için farklı yöntemlere başvururken, kadınların bu sınırlı güvencesinin de ortadan kaldırılmaya çalışılması onları şiddet gördükleri evliliklerde kalmaya zorlamaktadır. Kadın cinayetlerinin ve erkek şiddetinin önlenmesi mümkündür. Bunun için etkin koruma mekanizmalarının uygulanması gerekir” sözlerini kullandı.