İktidar medyası süreci ‘güvenlik’ eksenine hapsediyor 2026-08-02 09:03:20   Melike Aydın    İSTANBUL-Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'taki Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla başlayan yeni süreç, ana akım medyada büyük ölçüde silah bırakma ve güvenlik politikaları ekseninde sunuluyor. Bu yayıncılık anlayışı, Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin temel başlıkları görünmez kılarak hakikatin çarpıtılarak aktarılmasına yol açıyor.   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısıyla başlayan yeni süreç, Kürt sorununun demokratik ve siyasal çözümünün tartışıldığı tarihsel bir döneme işaret ediyor. Ancak bu dönemin toplumsal ve siyasal içeriği, ana akım medya tarafından büyük ölçüde güvenlik politikaları çerçevesinde ele alınıyor. Süreci silah bırakma başlığına indirgeyen yayınlar, demokratikleşme, eşit yurttaşlık ve müzakere eksenli tartışmaları geri plana iterken, kamuoyunun sürecin bütünlüklü siyasal çerçevesine erişimini de sınırlandırıyor.   Sürecin ekseni: Demokratik çözüm ve ortak yaşam   Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı "Barış ve Demokratik Toplum" çağrısıyla yeni bir evreye giren süreç Kürt sorununun demokratik ve siyasal çözümünün tartışıldığı tarihsel bir dönemin başlangıcı. Ancak bu tarihsel eşik, Türkiye'de egemen medya tarafından büyük ölçüde ters yüz edilerek kamuoyuna aktarılıyor. Süreci silah bırakma başlığına sıkıştıran, devletin güvenlik politikalarını merkeze alan ve Kürt halkının demokratik çözüm taleplerini kasten görünmez kılan ana akım medya, bir kez daha hakikatin değil resmi ideolojinin taşıyıcısı olarak hareket ediyor. Böylece kuruluşundan bu yana inkar ve imha politikalarının karşısında geliştirilen demokratik çözüm perspektifi, kamuoyuna eksik, çarpıtılmış ve manipülatif bir çerçevede sunuluyor.   Oysa Abdullah Öcalan'ın İmralı'dan verdiği mesajlarda ısrarla altını çizdiği nokta, yürütülen sürecin bir teslimiyet ya da al-ver pazarlığı olmadığıdır. Abdullah Öcalan, bunu demokratik siyaset alanını genişletmeyi hedefleyen bir müzakere ve mücadele süreci olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım Türkiye'deki siyasal tıkanıklığı aşmanın yanı sıra Kürt halkının yaşadığı Kürdistan başta olmak üzere Ortadoğu'da derinleşen savaş, kriz ve hegemonya mücadelelerinin yarattığı siyasal boşluğa demokratik bir alternatif üretmeyi amaçlıyor. Barış ve Demokratik Toplum paradigması tam da bu nedenle bir çatışmasızlık formülünü aşan, halkların eşit, özgür ve demokratik ortak yaşamını esas alan yeni bir siyasal inşa önerisi olarak ortaya konuluyor.   Çerçeve yasa teknik değil siyasal bir düzenleme   Bu çerçevede gündeme gelen yasal düzenlemeler de yalnızca silahsızlanmaya ilişkin teknik metinler olarak okunamaz. Heyetler arasında yürütülen görüşmelerde tartışılan çerçeve yasanın demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün genişletilmesi, Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasakların kaldırılması ile siyasal katılımın güvence altına alınmasına ilişkin düzenlemeler içermesi bekleniyor. Barış ve Siyasallaşma Komisyonu ile Meclis bünyesinde oluşturulması planlanan İzleme Komisyonu da bu sürecin toplumsal ve siyasal zeminde ilerlemesini sağlayacak mekanizmalar olarak tartışılıyor. Abdullah Öcalan'ın toplumun farklı kesimleriyle doğrudan iletişim kurmasının önünü açacak düzenlemeler de bu çerçevenin önemli başlıkları arasında yer alıyor.   Ana akım medya güvenlik söylemini öne çıkarıyor   Ne var ki ana akım medya bu tartışmaları kamuoyuna taşımak yerine, süreci bilinçli biçimde güvenlik eksenine hapsediyor. Demokratikleşme, yerel yönetimler, anadil hakkı, siyasal katılım ve toplumsal uzlaşma gibi başlıklar ya haber metinlerinden çıkarılıyor ya da "devletin tavizi" söylemiyle kriminalize ediliyor. Böylece kamuoyunun, sürecin gerçek siyasal içeriğine ulaşmasının önüne geçiliyor; Kürt halkının onlarca yıllık demokrasi ve eşit yurttaşlık talepleri görünmezleştiriliyor.   Hakikat mücadelesi ve özel savaş politikaları   Bu yaklaşım, devletin uzun yıllardır sürdürdüğü özel savaş politikalarının medya alanındaki devamı niteliğinde okumak doğru olur. Bir yandan müzakere yürütüldüğü açıklanırken diğer yandan özgür basın kurumlarının dijital mecralarına yönelik erişim engelleri, sosyal medya hesaplarının kapatılması ve alternatif bilgi kanallarının hedef alınması tesadüf değil. Çünkü barış süreçlerinde en az hukuki düzenlemeler kadar belirleyici olan bir başka mücadele alanı da hakikatin kim tarafından üretileceğidir. Devlet, psikolojik savaş aygıtlarını devrede tutarak toplumsal algıyı kendi siyasal ihtiyaçlarına göre şekillendirmeye çalışırken, özgür basın ise Kürt halkının taleplerini, müzakere başlıklarını ve demokratik çözüm perspektifini görünür kıldığı ölçüde hedef haline geliyor.   Hangi başlıklar görünmez kılınıyor?   Dolayısıyla Meclise gelmesi beklenen çerçeve yasanın tartışılması kadar bu yasanın hangi siyasal paradigma üzerine inşa edildiği, kamuoyuna hangi yönleriyle aktarıldığı ve hangi yönlerinin sistematik biçimde karartıldığı da önemli. Çünkü herkesin hakkı olan insanca yaşamın inşa edilebilmesi için inkar politikalarının son bulduğu, herkesin eşit ve özgür iradesinin tanındığı demokratik bir geleceğin bugünden inşa edilmesi için bir çaba söz konusu. Bu nedenle süreci yalnızca güvenlik başlığına indirgeyen her yayıncılık pratiği hakikatin eksiltilmesine ve demokratik çözüm tartışmasının daraltılmasına hizmet ediyor.   Medyada çokça örneği olsa da bazı haber örnekleri şu şekilde:   *27 Temmuz Hürriyet Gazetesi Abdulkadir Selvi T24 Aktarımı; Haber süreci teknik bir silah bırakma ve güvenlik bürokrasisi başlığına sıkıştırıyor. Düzenleme anayasal haklar, anadil veya yerel demokrasi boyutundan tamamen soyutlanarak 6 aylık geçici bir infaz sınırlandırması ve MİT tespiti prosedürüne indirgenerek kamuoyuna sunuyor.    *29 Temmuz Hürriyet, Ebru Karatosun haberi Ana akım medyanın yasal düzenlemeyi kurucu bir kök yasa yerine sadece dağdan inenlerin adli denetimi olarak çerçevelediğini ortaya koyuyor. 5 yıllık siyaset yasağı ve güvenlik tedbirleri gibi asayişçi başlıklara odaklanıyor.   *26 Temmuz Sözcü Gazetesi Rahmi Turan köşe yazısı Yazıda ifade edilen "hakikat yerine resmi ideolojinin taşıyıcısı olma" ve güvenlikçi söylemi yeniden üretme durumuna iyi bir örnek. Yasal çerçevenin sunduğu demokratik entegrasyon ihtimalleri doğrudan suç ve cezalandırma parantezine çekiyor.     *27 temmuz Akit Gazetesi “DEM Parti’li Koçyiğit’den “Terörsüz Türkiye Yasası” açıklaması! “Çerçeve yasa sonuç değil, yeni başlangıcın ilk adımı” başlıklı haberi. Haber dili, demokratikleşme boyutunu ikincilleştirirken “silahların devreden çıkarılması” temasını merkezileştiriyor. Bu çerçeve, sürecin siyasal dönüşüm içeriğini daraltan bir yayıncılık pratiğini ortaya koyuyor.