'Abdullah Öcalan'a özgürlük, sürece yasal statü tanınmalı' 2026-07-04 09:01:19   Rozerin Gültekin   AMED - Sürece dair konuşan DEM Parti milletvekili Adalet Kaya, bir yandan barış konuşulurken, bir yandan barışın mimarı Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin devam etmesinin sağlıklı bir sonuç doğurmayacağını belirtti. Adalet Kaya, ayrıca kadınların öncülük etmediği bir sürecin de başarılı olamayacağına dikkat çekti.    Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken, devlet tarafından henüz somut bir adım atılmadı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin devam etmesi ise toplumun sürece güvenin zayıflmasına neden oluyor.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekili Adalet Kaya, Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ve sürece dair değerlendirmelerde bulundu.    Adalet Kaya, sürece dair halkın kaygı da umudu da bir arada yaşadığını belirterek, “En başından beri PKK defalarca adım atmış olmasına ve Sayın Öcalan'ın da baş müzakereci rolüyle pek çok kolaylaştırıcı adım atmasına rağmen iktidarın hala somut, anlaşılabilir bir adım atmadığını söyleyebiliriz. Bunların hepsi 2013-2015 süreciyle başlamış olan güvensizlik hissini iyice pekiştirdi. Ancak diğer yanda da halkın umutlu bekleyişi sürüyor. Gittiğimiz her yerde, kadınlarla, gençlerle, esnafla, işçiyle, emekçiyle bir araya geldiğimizde o umudu biz görüyoruz. Bu umudu büyütmek gerekiyor. Var olan duyarlılığı mobilize etmek gerekiyor. Süreci takip eden, her adımı izleyen bir toplum gerçekliği var ama bunun mobilizasyonu ne yazık ki tam anlamıyla söz konusu değil. Artık her kesimin aksiyon alması gerekiyor. Sadece siyasetçilerin ya da DEM Parti'nin meselesi değil bu. Bu sivil toplumun, kadın hareketinin, ekoloji hareketinin, iş insanları örgütlerinin, her kesimin kendini ifade edebileceği, iradesini ortaya koyabileceği bir zemin” dedi.   ‘Toplumu dışarıda tutmak süreci tıkatır’   Barışın inşası için birleşmenin çözüm yolu olduğunu belirten Adalet Kaya, “Hem küresel güçler hem de ulus devlet rejimi yıllardır parçalayarak, ayrıştırarak, kutuplaştırarak bu zemini zayıflatmış, halkları birbirine düşman eden, birbirinden uzaklaştıran siyasetler ve politikalar hayata geçirmişler. Birliği sağlayarak, farklılıkları koruyarak ortak bir zeminde bu saldırıya karşı koyabiliriz. Ortadoğu bugün tam bir savaş cehennemine çevrilmiş durumda bunlara 'dur' diyecek paradigmaya sahibiz. Bunun toplumsallaşmasını sağladığımız oranda da Ortadoğu'daki kaosu sona erdirebilecek örgütlü güce kavuşabileceğimizi ifade edebiliriz. Barış ve Demokratik Toplum Süreci pek çok coğrafyayı etkileyebilecek güce, bilgiye sahip. Çatışma çözüm süreçlerine baktığımızda, sivil toplumun, kadın hareketlerinin, ekoloji hareketlerinin, toplumsal kesimlerin dahil olduğu çözüm süreçleri daha kalıcı şekilde ilerliyor. Dolayısıyla iktidarın toplumu, sivil toplumu, kadın hareketlerini dışarıda bırakarak izlediği bu yol, ne yazık ki sığ bir yol, barış sürecini daraltır ki geldiğimiz noktada o daralmayı da hissediyoruz” diye belirtti.   Karadeniz’den Akdeniz’e barış çalışması    Sürecin toplumsallaşması için çeşitli çalışmalar gerçekleştirdiklerini aktaran Adalet Kaya, toplumun tüm kesimleri ile bir araya geldiklerini söyledi. Adalet Kaya, “Türkiye'nin batısında da Halkların Demokratik Kongresi çatısı altında pek çok toplantı, bir araya geliş söz konusu. Kürdistan'da işçilerle, emekçilerle, kadınlarla, gençlerle, farklı kesimlerle bir araya gelerek bu süreci konuştuğumuz zeminler yaratıyoruz. Tarlada çalışan kadınlarla, fabrikada çalışan işçilerle bir araya gelerek bu süreci anlatıyoruz. Bunu Karadeniz'de de Marmara'da da Akdeniz'de de yapıyoruz. Çalışmalar çok boyutlu ilerliyor. Çünkü bu meseleye pek çok kesimin iradesini de katarak toplumsallaştırmak çok önemli. İktidar süreci çok dar bir alana sıkıştırmış durumda. Dolayısıyla bizim işimiz bütün herkese bu meselenin özünü, içeriğini tüm boyutlarıyla anlatmak olmalı” ifadelerini kullandı.    Süreçte kadınların rolü    Kadınların barış ve çözüm süreçlerindeki deneyimlerine de dikkat çeken Adalet Kaya, “Bugün kadınlar hem mücadele hem barışın inşasında, siyasette, yerel yönetimlerde özne. Dolayısıyla kadının içerisinde olmadığı, katılımının olmadığı, ruhunun olmadığı hiçbir süreç tam anlamıyla onarıcı bir adaleti getirmeyecektir. Dünya örneklerinde de bu var, kadınların barış müzakeresinde olmadığı örneklerde süreçlerinin akamete uğradığı somut bir şekilde açığa çıkmıştır. Diğer yandan savaşın, çatışmanın sürdüğü dönemlerde kadınlar çok farklı boyutlarda şiddetten etkilenen kesimi ifade ediyor. Çatışmanın yaşandığı dönemde Ekin Wan'ın bedeninin teşhir edilmesi, yerlerde sürüklenmesi gerçekleşti. Bunun için adaletin tesis edilmesi, ancak kadınların da o masada olması ile mümkündür. Çünkü o duyguyu, ruhu, bunun ne demek olduğunu ancak bir kadın ifade edebilir. Evladını kaybetmiş anneler bu meseleyi daha çok ciğerinden hisseden tarafı ifade ediyor. Dolayısıyla kadınların, annelerin müzakerenin ve barış süreçlerinin pek çok boyutunda olması bu sürecin daha sağlıklı, onurlu, kalıcı bir şekilde ilerlemesini sağlar” diye belirtti.    Tecrit sürüyor    Adalet Kaya, son olarak bir yandan barış sürecinin diğer yandan tecrit politikasının devam ettiğine vurgu yaparak Sayın Öcalan'ın yasal statüsünün tanınması ve fiziki özgürlüğünü sağlayacak yasal adım atılması gerektiğinin altını çizdi. Adalet Kaya, “İktidar, devletin bürokratları, DEM Parti heyeti, bayramlarda aile görüşleri, avukat görüşleri Sayın Öcalan'la gerçekleştiriyorlar. Bütün bunların hepsi iktidarın kontrolünde gerçekleşiyor. Sayın Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlük koşullarının oluşması ve baş müzakereci rolünün yasa ile tanımlanması gerekiyor. O zaman belki tecrit kalktı diyebiliriz. İktidar tarafı herkesle rahatlıkla görüşebilirken Sayın Öcalan sınırlı kişilerle ve devlet kontrolünde görüşmelerini gerçekleştiriyor.    İsteyen herkes Abdullah Öcalan ile görüşmeli    Bu ne kadar sağlıklı bir sonuç üretebilir ki? Özgürlük koşullarının sağlanması Türkiye halkları ve Ortadoğu halkları açısından da oldukça önemli. Mesela herhangi bir gazeteci görüşmek istiyor ama ‘Ben gidersem daha sonra başıma dert açılır mı?’ kaygısı var. 2013-2015 sürecinde bu görüşmeleri yapan siyasetçilerin çoğu yargılandı. Dolayısıyla insanlarda hala bu güvensizliği var. Farklı kesimlere ulaşmak, süreci herkese anlatmak gibi bir derdimiz var. Sayın Öcalan'ın da bu anlamda çok büyük bir gayreti var. Tüm kesimlere ilk günden beri mektuplarla iletişim kurmaya çalışıyor. Halk, anayasal reform, ceza kanununda reform, terörle mücadele kanununun kaldırılması, kayyumlara dair maddenin tamamen kaldırılması gibi pek çok yasal düzenlemeyi bekliyor. Sayın Abdullah Öcalan'ın tarif ettiği gibi kök hücre yasasına ihtiyaç var. Kök hücre yasasının Meclis tatile girmeden önce geçmesi için çok büyük bir çaba içerisindeyiz” diye konuştu.