İHD: Zorla kaybetmeler insanlığa karşı suçtur

  • 13:44 30 Ağustos 2025
  • Güncel
 
WAN - İHD Wan Şubesi, zorla kaybetmelerin Türkiye’de sistematik bir devlet politikası haline geldiğini belirterek, kayıpların akıbetinin açıklanması ve faillerin yargılanması çağrısı yaptı.
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) Wan Şubesi, 30 Ağustos Dünya Zorla Kaybedilenler Günü dolayısıyla basın toplantısı düzenledi. Dernek binasında düzenlenen toplantıda basın metnini İHD Wan Şubesi yöneticisi Serpil Sezer okudu.
 
‘Gözaltında kaybetme insanlığa karşı suçtur’
 
Uluslararası hukukta zorla kaybetmenin, Türkiye’de ise gözaltında kaybetme olarak ifade edilen durumun bir insana karşı işlenebilecek en ağır suçlardan ve insan hakkı ihlallerinden biri olduğunu söyleyen Serpil Sezer, gözaltında kaybetmenin, çok sayıda uluslararası belgede insanlığa karşı suç olarak tanımlandığını ifade etti. Serpil Sezer, “Türkiye’de zorla kaybetmeler, 1915’te Ermeni aydınlarının kaybedilmesiyle başlayan bir pratik olarak tarihimize girmiş, 1980 askeri darbesi döneminde yeniden uygulanmış ve Kürt meselesine yönelik güvenlik politikaların bir sonucu olarak silahlı çatışmanın yoğun yaşandığı 1990’lı yıllarda neredeyse her gün insanların gözaltına alınıp kaybedilmesiyle sistematik bir devlet politikasına dönüşmüştür. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) tespitlerine göre Cumhuriyet dönemindeki ilk gözaltında kaybedilme vakası 1936’da yaşanmış, 1936–1984 yılları arasında toplam 16 kişi gözaltına alınarak kaybedilmiştir. 1990’lı yıllarda ise özellikle OHAL bölgesinde, kayıplarını arayanların da zorla kaybedilmeye maruz kaldığı olaylarla karşılaşılmış; 1993, 1994 ve 1995 yılları gözaltında kaybetmelerin en yoğun yaşandığı dönem olmuştur. Yalnızca 1994 yılında beş yüzün üzerinde zorla kayıp iddiası gündeme gelmiştir” dedi.
 
‘Zorla kaybetmeler insanlığa karşı bir suçtur’
 
Türkiye’deki cezasızlık politikaları nedeniyle  İHD ve kayıp yakınlarının yaptığı tüm başvuruların sonuçsuz kaldığını vurgulayan Serpil Sezer, “Ailelerin ısrarlı arayışlarına, tanıklara ve delillere rağmen Türkiye’de kayıp dosyalarının büyük bir çoğunluğu soruşturma aşamasında zaman aşımı gerekçesiyle kapatılmıştır. Davaya dönüşen az sayıdaki dosya ise bu ağır hak ihlalinin tekrarlanmasına yol açan cezasızlık politikaları nedeniyle beraat kararlarıyla sonuçlandırılmıştır. Devletin yükümlülüğü zorla kayıpları ve buna yol açan politika ve uygulamaları görmezden gelmek değil, kayıpların akıbetini açığa çıkarmak ve failleri adalet önüne çıkarmaktır. Aileler ve insan hakları savunucuları olarak zorla kaybetmelerin devletin bilgisi ve denetimi altında gerçekleşmiştir; bu nedenle devlet, bu suçla yüzleşme ve mücadele etme sorumluluğunu taşıdığını biliyoruz. Bu bakımdan, cezasızlık politikalarıyla failleri korumak yerine hakikati ortaya çıkarmak ve adaleti sağlamak devletin en temel yükümlülüğüdür. 30 Ağustos Dünya Zorla Kaybetmeler Günü vesilesiyle bir kez daha hatırlatıyoruz: Zorla kaybetmeler insanlığa karşı bir suçtur ve zaman aşımına uğratılamaz” sözlerini kullandı. 
 
Serpil Sezer son olarak taleplerini şu şekilde sıraladı:
 
“*Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin ilgili kararları uygulansın.
 
*Galatasaray Meydanı’ndaki keyfi yasaklama son bulsun.
 
*Devlet, gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etsin.
 
*Gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklansın, onlardan geriye kalanlar ailelerine teslim edilsin.
 
*Gözaltında kaybetme suçunun fail ve sorumlularını koruyan cezasızlığa son verilsin ve adalet sağlansın. Bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmesin.
 
*Gözaltında kaybetme fiilinin insanlığa karşı işlenen suç olarak düzenlenmesine, önlenmesine ve cezalandırılmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılsın.
 
*Türkiye, imzalamaktan kaçındığı, BM Tüm Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme ile Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni Kuran Roma Statüsü'nü imzalasın, onaylasın ve uygulasın.
 
*Türkiye BM Zorla veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubu başta olmak üzere bu alanda çalışan insan hakları kurumları ve uzmanlarının çalışmalarını kolaylaştırıp ve iş birliği içinde hareket etsin.
 
*Benzer şekilde, zorla kayıplarla ilgili her türlü çalışmaya başta İnsan Hakları Derneği ve Cumartesi Anneleri / İnsanları olmak üzere ilgili insan hakları örgütleri, savunucuları ve uzmanların çalışmasını kolaylaştırsın, iş birliği içinde hareket etsin.
 
*BM, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nin insan hakları bölümleri Türkiye’yi zorla kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması, adaletin sağlanması ve cezasızlığın son bulması yönünde adım atacağı çalışmalar yürütsün.”