Ben görünmez miyim neyim?

  • 09:05 29 Nisan 2026
  • Emek/Ekonomi
Melek Avcı 
 
ANKARA - Emek piyasasında, kadınların görünmez kılındığını söyleyen Karin Brunzell, bir kadının sunduğu fikrin dikkate alınmadığını, kısa süre sonra aynı şey bir erkek tarafından söylendiğinde ise övgüyle karşılandığını ifade etti. Karin Brunzell, bunun kadınların emek ve sözünün değersizleştirilmesinin sadece bir örneği olduğunu söyledi. 
 
1 Mayıs 2026’ya girerken, dünya genelinde kadın emeği hâlâ büyük ölçüde görünmeyen bir emek olarak varlığını sürdürüyor. Kadınlar, küresel ölçekte istihdama erkeklere kıyasla daha düşük oranlarda katılırken; hizmet sektörü, kayıt dışı, güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışmaya mahkûm ediliyorlar. Ancak bu tabloyu asıl ağırlaştıran, ücretli emeğin ötesinde kalan bakım, ev içi üretim ve duygusal emek gibi görünmeyen alanlar.
 
Pandemi sonrası dönemde derinleşen ekonomik krizler, savaşlar ve artan yoksulluk, bu eşitsizlikleri daha da tırmandırdı. Birçok ülkede kadınlar işgücünden ilk çıkarılan, en son geri dönebilen kesim olurken; ev içi emek de katlanarak arttı. Kadınlar hala hem iş yaşamında var olma mücadelesi veriyor hem de ev içinde artan bakım yükünü tek başına taşımaya zorlanıyor. İş yaşamında varlık gösteren kadınlar ise bu alanlarda, birçok şiddet biçimiyle de yüz yüze kalmakta. 
 
Kadınlar tüm bu koşullar altında 1 Mayıs’ı bu yıl karşılarken,  ST Sendikası Uluslararası İlişkiler Sekreteri Karin Brunzell, kadınların hala emek mücadelesinde karşı karşıya kaldıkları durumlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
 
Emek ve çocuk bakımı 
 
Küresel ölçekte kadın emeğindeki dönüşüme bakıldığında, ülkeden ülkeye kıtadan kıtaya arada çok büyük bir uçurum olduğunu söyleyen Karin Brunzell, önemli olanın her düzeyde eşit fırsatlara sahip olmak gerektiğini belirtti. Karin Brunzell, “Çalışma hayatı hemen hemen her ülkede erkekler için tasarlanmıştır. Daha önce tartıştığımız bir başka konu da menopoz döneminde kadınları nasıl destekleyebileceğimize ilişkindi. Bu, bazı ülkelerde konuşması bile zor olan bir konu ve eğer konuşursanız, çalışma yaşamında kadınların koşullarını değiştirmek yerine, durum kolayca onların aleyhine dönebilir. Bunlar iki önemli örnek. Bir diğeri ise, kendi ülkem olan İsveç'e baktığımda, emek piyasasında kadınlar için en önemli olan şeyin, çocuk bakımı hakkını elde etmemiz olduğunu söyleyebilirim. Kısmen vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen, uygun fiyatlı çocuk bakımına ulaşılabiliyor. Böylece çocuğunuzun tüm masraflarını tek başına karşılamak zorunda kalmıyorsunuz. Bu hak elde edilmeden önce, kadınların çalışması onlara göre gerçekten anlamsızdı çünkü çalışırken kazandığınız bütün para, maaşınız çocuk bakımına gidiyordu. Ve 45 yaşına kadar çocuklara bakmak için evde kalıp sonra kariyere başlayıp, hayatınızın son döneminde 19 yaşında çalışmaya başlayan bir erkekle aynı emekli maaşını almanız imkânsız oluyor. Bu çok ama çok adaletsiz. Değiştirmemiz gereken çok şey var ve ne yazık ki hala bunu çözümleyemeyen kadınlar da var çünkü bazı kadınlar hala eski sistemi koruyor.  Ben genellikle şunu söylerim; Bunu anlamıyorsanız, dikkatinizi vermiyorsunuz demektir çünkü eğer bugünkü sistemin nasıl olduğunu fark etseniz, kızmanız ve bunu değiştirmeniz gerektiğini hissetmelisiniz” diye belirtti. 
 
‘Yüksek ücretli özel sektörde erkek egemenliği var’
 
Kadın emeği mücadelesinin tarihsel süreçte geliştiğini ancak hala parçalığı olduğunu söyleyen Karin Brunzell, “Kendi ülkemde emek-işgücü piyasasına gelince, kadınlar öncelikle erkeklerin grevlerini ve mücadelelerini destekleyerek ama çok geçmeden kendilerini örgütleyerek de mücadeleye katkıda bulundular. Başlangıçta kadınların, erkek sendikalarına girmelerine izin verilmiyordu. Böylece bazıları kendi sendikalarını kurdular ve sonra erkekler mücadele konusunda kadınların ve erkeklerin birlikte durması gerektiğini fark etti. Ama yine de birçok ülkede emek piyasası çok bölünmüş durumda. Çoğunlukla kamu hizmetlerinde hala kadınlar var ve özel sektörde düşük gelirli işlerde de çok sayıda kadın var, ancak yüksek ücretli özel sektöre geldiğinizde erkek egemenliği söz konusu” dedi. 
 
Ev içi emeği bölüşmek
 
Kadının bedeniyle ilgili kararlardan, iş yaşamına kadar bir müdahalenin olduğunu ve buna karşı mücadele yürüttüklerini söyleyen Karin Brunzell, “Biz mücadele ediyoruz, ama aynı zamanda kadınlara karşı savaş açan güçler de var. Örneğin benim ülkemdeki mevcut hükümet ve Hıristiyan demokratlar, eskiye dönmemizi istiyorlar. Ama bakın, ülkemizde, çocuklarımızla yaklaşık bir yıl boyunca evde kalma hakkımız var. Bu hakkın bir kısmını kadınlar, bir kısmını da erkekler kullanabiliyordu. Yani nasıl kullanacağınıza kendiniz karar verebilirsiniz. Bizde bu sistem var ama başlarda erkekler hiç sorumluluk almıyordu. Fakat şimdi bir değişim oldu, artık erkekler çocuk bakımının sorumluluğunun üçte birini üstlenmek durumunda. Bu çocuklar için de önemli çünkü erkekler eski rollerinden tamamen farklı bir şekilde rol model oluyorlar. Eskiden sabah evden çıkıp gece geç saatlerde eve dönen, belki çocuklarla yarım saat falan oynayan, sonra da anneleri onları yatıran bir ilişki iken şimdi ise kahvaltılarını pişiren, öğle yemeğini servis eden, onları oyun parkına götüren, hastalandıklarında onlara bakan adamlar ve gerçek anlamda ev içi emeği bölüşen ebeveynler var” diye konuştu.
 
Kreş ve kız kardeşlik desteği
 
“Bununla birlikte herkesin maddi olarak karşılayabileceği, yüksek kaliteli kreş hizmetine erişim hakkı bence en önemli konulardan biri her yerde” diyen Karin Bruzell şunları söyledi: “Bu birinci sırada geliyor; çünkü bu olmadan, çocukları için endişelenen hiçbir kadın işe gidip çalışamaz. Çocukları, bir komşuda kaldığında ya da çocuklara bakmak için yaşını almış olan annesiyle evde olduğunu bilerek çalışamaz. Bu yüzden bunun birinci sırada olduğunu söyleyebilirim. İkinci sırada ise, taciz, şiddet, cinsel saldırı veya başka bir şey olduğunda her seferinde ayağa kalkabilmemiz, karşı koyabilmemiz gerekiyor. Biri sizi olduğunuzdan daha küçük göstermeye çalıştığında bir şeyler söylemeliyiz, ama aynı zamanda birbirimizi desteklemeliyiz. Ve bu belki de en önemli, kız kardeşlik ile yaklaşabilmek. Kötü bir durumla yüz yüze olan bir kız kardeşinizi gördüğünüzde ona destek olmalı, o bunun farkında olmasa bile, bir şeyler söylemeli, neden ses çıkarması gerektiğini anlatmalısınız.” 
 
İş yaşamında da görünmezlik büyüyor
 
Evin içinden çıkıp iş yaşamına katıldıklarında da sorunların bitmediğini ve kadınların birçok durumla mücadele etmek durumunda kaldığını belirten Karin Brunzell, “Bence emek piyasasının en zor kısmı cinsel taciz… Bu tacizler bu pek çok şekilde ortaya çıkabiliyor. Söyledikleri bir şey, bakış veya fiziksel taciz etme;  yanı sıra ise bir toplantıda, bir yerde sözünüzün kesilmesi, bir irade olarak söylediklerinizin dikkate alınmaması olabiliyor. Bu bence çok yaygın, özellikle bir kadın bir şey söyler, bir fikir sunar fakat kimse dinlemez, beş dakika sonra bir erkek aynı şeyi söyler ve herkes ‘ah, ne harika bir fikir’ diye düşünür. Ve kadınlar orada birbirine bakarak  ‘ne oluyor’ der.  ‘Ben görünmez miyim neyim?’ Bunlar sadece birkaç örnek, ama bence asıl sorun, yan yana çalıştığımız arkadaşlarımıza çalışma arkadaşı olarak bakamıyor olmamız. Onlara erkek ve kadın olarak bakıyoruz ve bu bir sorun, çünkü erkeklerin ve kadınların davranışlarına farklı değerler biçiyoruz” ifadelerini kullandı. 
 
‘Göçmen kadınlar daha savunmasız’
 
Göç alan Avrupa'da, göçmen kadınların iş bulma sürecine, dil bariyeri, taciz ve deport edilmenin gölgesinin düştüğünü söyleyen Karin Bruzell, emek alanında en kırılgan gruplardan birinin göçmenler olduğunu belirterek şöyle konuştu:  “Şu anki hükümet, insanları geri gönderebilmek için, örneğin kadınların tüm haklarını ellerinden almış olan demokratik olmayan İslamcı hükümetlerle müzakerelere başladı. Bu gerçekten korkunç bir durum.  Şu anda Avrupa ülkelerinde çok yaygın olan bir şey var. Orada çalışmak istiyorsanız, dili bilmeniz gerekiyor ve sadece dili bilmekle kalmayıp, iyi derecede konuşabilmeniz gerekiyor. Aksi takdirde, iş bulamazsınız. Bu, erkeklere kıyasla kadınlar için daha zor çünkü daha önce tartıştığımız konuya geri dönersek, genellikle çocuklardan ne yazık ki kadınlar sorumlu oluyor. Göçmen kadınlar için okula gitmek, yeni bir dil öğrenmek ve aynı anda çalışmak çok daha zor. Yaklaşık yedi yıl kadar önce Lübnan’daydık. İsveçli sendika temsilcileri, savaştan önce oradaki Filistin mülteci kamplarını ziyaret etmişti. Lübnan'da bu kamplarda nesillerdir yaşayan çok sayıda mülteci vardı. Kadınların durumu ise... Bir anneyle sohbet ediyorduk. İki genç kızı vardı ve kızları için görebildiği tek gelecek, evlenebilecekleri birini bulmaktı. Çünkü iş bulma şansı çok azdı ve eğer evlenmezlerse o koşullarda başlarına kötü şeyler gelebilir, fuhuşa zorlanabilirlerdi, tek çare olarak bunu görüyordu anne. Yani göçmenlerde kadınlar daha savunmasız.” 
 
Kadına insan hakları temelinde bakmak
 
“Bence değiştirmemiz gereken ilk şey, insan haklarından bahsederken kadınları da bu kapsamın içine almamız gerektiğidir” diye belirten Karin Bruzel, “İnsan hakları, kadın haklarıdır. Kadınlar her zaman erkeklerle aynı haklara ihtiyaç duymaz. Çoğu zaman aynı haklara ihtiyacımız vardır, ancak bazen başka haklara da ihtiyacımız var ve değiştirmemiz gerekiyor ki, genç kadınların regl olması gibi kadın meselelerini konuşmak bariyer olmasın; bu insani bir şey olmalı, olması gerektiği gibi normal olmalı. İş ortamlarında kadınlar için sorun teşkil etmeyecek şekilde düzenlemeler yapılmalıdır. İsveç'teki çoğu iş yerinde artık tüm tuvaletlerde regl gören kadınlar için gerekli malzemeler bulunuyor. Çok basit değil mi? Böylece, beklemediğiniz bir anda regl olursanız, paniğe kapılmanıza gerek olmadan, herşey hazırdır. Kadınlara yaklaşım insan hakları temelinde olursa bunları yapmak çok kolay olacaktır çünkü emin olun bu erkeklerin sorunu olsaydı, tüm bunlar 100 yıl önce halledilmiş olurdu.  Kadınlara da gerçek anlamda insan haklarının tanınması gerekiyor. Eğer bu noktadan başlarsanız, o zaman bu hem Hindistan'daki kadınlara hem de ABD’de nitelikli bir işte çalışan kadınlara uygun olacaktır” sözlerini kullandı.