'Taşınamayan kelimeler doğa bilgeliğini de yok ediyor'
- 09:03 15 Temmuz 2026
- Kültür Sanat
Melek Avcı-Azize Akoğlu
RİZE- UNESCO tarafından "açıkça ve kesinlikle tehlikede" olarak sınıflandırılan Lazcayı göç nedeniyle öğrenemeyen Ebru Demir, "Bir dil yalnızca kelimeler değil, bir halkın yaşam bilgeliğidir. Biz bu mirastan mahrum kaldık" diyerek anadil kaybının kültürel hafızaya etkisine dikkat çekti.
UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu), Tehlike Altındaki Dünya Dilleri Atlası'nda “açıkça ve kesinlikle tehlikede” kategorisinde sınıflandırılan Lazca, gelecek nesillere aktarılma sorunu ile karşı karşıya. Dünyadaki Laz nüfusunun yüzde 98'inin yaşadığı Türkiye'de, Lazcayı konuşabilen, az konuşabilen ya da konuşamasa da anlayabilen kişi sayısının 250 bin ile 500 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Lazcanın tehlike altında olmasının başlıca nedenleri arasında dilin aile içinde yeterince konuşulmaması ve çocuklara aktarılmaması gösteriliyor. Türkiye'de farklı diller eğitim sistemine dahil edilmezken, Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı okullarda Lazca, 2013 yılında Rize'nin Fındıklı ilçesinde seçmeli ders olarak okutulmaya başlandı. Ancak seçmeli dersle sınırlı kalan bu sistem, çocukların anadillerini öğrenmesi ve dilin sürekliliğinin sağlanması açısından yeterli görülmüyor.
Nesilden nesle aktarılamıyor
Rize'nin Fındıklı ilçesi ile Artvin'in Hopa, Kemalpaşa ve Arhavi ilçelerinde yaptığımız gözlemlerde bölge halkı ve farklı kimliklerle sohbet ettik. Özellikle Lazcanın, bölgede konuşulan Hemşinceye kıyasla daha fazla tehdit altında olduğu ve nesilden nesle aktarılamadığı bölge halkı tarafından dile getirildi. Lazcanın okullarda yer almaması ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında kullanılmaması nedeniyle görüştüğümüz bir kişi, bu dili çocuklarına öğretemediğini, çocuklarının Lazca konuşmadığını ve kendilerinin de eskisi kadar kullanmadığını aktardı.
Adını dilden alan kentte Hemşince konuşulmuyor
Öte yandan yerel halk, Kemalpaşa ve Hopa ilçelerinde çoğunlukla Ermeni olduklarını ve Hemşince konuşulduğunu, Hemşincenin bu kentlerde hâlâ nesilden nesle aktarılabildiğini belirtti. Bu bölgelerde yaşayan halkın, özellikle köylerde ve yaylalarda yaşamını sürdürmesi, kent yaşamına daha mesafeli durması nedeniyle bu dilin henüz kaybolmadığını, ancak korunmaması hâlinde 30-40 yıl sonra unutulabileceğini ifade ettiler. İlginç olan ise adını dilden alan Hemşin ilçesinde Hemşincenin neredeyse hiç konuşulmuyor olması. Diğer bir nokta ise asimilasyon politikalarına maruz kalan ve anadili Hemşince olan Ermenilerin bir kısmının kimliklerini reddettiğini, bunun da ırkçılık gibi nedenlerden dolayı olduğu dikkat çekti.
Rize'nin Fındıklı ilçesinde bulunan Gola Kültür, Sanat ve Ekoloji Derneği ise 20 yıldır yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dil, kültür, sanat ve ekoloji alanlarında çalışmalar yürütüyor. Derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Demir, kendi deneyimini aktararak, bir Laz olarak Lazcayı çok sonradan öğrendiğini belirtti. Ebru Demir, dil aktarımının sadece kelimelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda bir yaşam birikimini de barındırdığını ifade ediyor.
'Doğa bilgeliklerini aktaramadılar'
Ebru Demir, konuşmasına başlamadan önce Lazca "Arı ile Koyun" masalını kendi dilinde okuyarak söze başlıyor. Fındıklı'dan memuriyet nedeniyle Giresun'a taşındıklarını ve kendisiyle kardeşinin orada doğduğunu aktaran Ebru Demir, bu nedenle Lazcayı duyarak büyümediklerini söyledi. Ebru Demir, “Maalesef anadilimiz Türkçe. Benim babaannemin, dedemin ve anneannemin ana dili Lazca. Biz her yaz Giresun'dan Fındıklı'ya geldiğimizde babaannemizle veya dedelerimizle iletişimi Türkçe kuruyorduk. Ama onlar Türkçeyi sonradan öğrenmiş olduğu için aslında bize doğa bilgeliklerini, yaşam ritüellerini aktaramadılar. Ben kendimi bu konuda eksik hissediyorum” dedi.
Dernekte Lazca masalları seslendiriyor
Lazca ile çok sonradan tanıştığını söyleyen Ebru Demir, 2022 yılında Gola Derneği ile birlikte Lazcayla olan ilişkisinin güçlendiğini söyledi. Ebru Demir, “Babamın Laz Halk Masalları derlemesi üzerine kitapları var. Gola Derneği'yle 2022'de tanıştım. Bununla birlikte Lazcayla olan ilişkim bir seviye daha arttı. Çünkü 20 yıllık bir dernek ve aslında bu dilin kaybolmaması için çok sayıda çalışma ve festival gerçekleştirmiş. Dernekte Lazca masalları seslendirmeye başladım. Lazca bilmediğim hâlde, kelime kelime anlamlarını öğrenerek hazirundaki insanlara o masalları canlandırarak anlattım. Bu süreçte tabii Lazcam da orada öğrendiklerimle biraz daha gelişti” diye konuştu.
'Lazcanın doğayla ilişkisi beni çok etkiledi'
Lazcanın doğayla ilişkisinin kendisini çok etkilediğini dile getiren Ebru Demir, “Lazcayla ilgili öğrendiğim en çarpıcı bilgi, çöp kelimesinin olmamasıydı. Bu beni çok etkilemişti. Çünkü bizim atalarımız, ikinci kuşak öncesi, hayatlarında çöp çıkarmıyorlar; çöp diye bir şey yok. Her şey dönüşüyor. Kabuklar toprağa karışıyor, yakılacaklar yakılıyor. Çöp diye bir şey yokmuş zamanında. Şimdi ise çöplerle çok büyük sorun yaşıyoruz. Bütün insanlık bunu yaşıyor. Bu benim için çok etkileyici bir bilgiydi. Sonra ağaçlara yaklaşımları… Babamın kitabında anlatılan bir ağaç masalı var. Bir ormancının baltayı omzuna atıp ormana gidişini anlatır. Ağaçların nasıl korktuğunu, nasıl dile geldiğini anlatır. Baltacı tek tek bütün ağaçlarla konuşur. Oldukça uzun, manzum ve şiirsel bir eser. Ormancı, ağaçların korkularını dinlediği için hiçbir ağaç kesememiş. O günden beri hiçbir insan baltasını ağaçlara göstererek ormana gitmemiş. Hep bez tarzı şeylerle sararlarmış. Ağaçlara ve doğaya saygıyı anlatan atalarımız varmış” şeklinde konuştu.
Lazca bilmeyen çocuklara yaşam birikimi de aktarılamadı
Lazcayı anladığını ancak konuşamadığını söyleyen Ebru Demir, bir dilin yok olmasının en büyük nedeninin ekonomik ilişkiler olduğunu belirtti. Ekonomik ilişkiler içinde Lazcanın ya da başka dillerin yer bulamadığında zamanla kaybolduğunu ifade eden Ebru Demir, şöyle devam etti: “Şimdi uluslararası ticaret yaptığın zaman, yeri geldiğinde Türkçeyle de anlaşamıyorsun. Lazcanın yaşamasını çok istiyorum. Derneğimizde elimizden geleni yapıyoruz. Lazca çeviri masal kitaplarımız var. Bazı bilgiler biraz da sezgiseldir. Özellikle kadın olarak anneanne ve babaanneden bahsedeceğim. Onlar bizimle Türkçe iletişim kurmak zorunda kaldılar. Anadilleri Türkçe değildi. Lazcadaki bazı kelimelerin Türkçe karşılığı yok. Mesela bizi sevdiklerinde kullandıkları bir kelimenin Türkçesini açıklamaya çalışsak yarım saat sürüyor. Türkçede karşılığı olmayan bu kelimelerle bilgeliğini nasıl aktaracak babaannem ya da anneannem? Biz sadece iletişim kuruyorduk.”
'Lazca doğayla ilişkili bir dil'
Lazcanın doğayla ilişkisine değinen Ebru Demir, büyüklerinden bu bilgelik mirasının kendilerine aktarılamadığını söyledi. Yaşlı kuşakların doğada yaşamayı çok daha iyi bildiğini ifade eden Ebru Demir, “Ne zaman tohum atılır, ne zaman bahçe kazılır, ayın hangi döngüsünde ne yapılır; hepsini biliyorlardı. Doğayla nasıl iletişim kurulur, yağmurda ne yapılır biliyorlardı. Biz bunları biliyor muyuz? Bir elektrik kesintisi olduğunda hayatta kalabilecek miyiz mesela? Ama onlar kalırdı. Çünkü elektrikle yaşamadılar” dedi.







