‘Çocuklar cinsel saldırı riskiyle karşı karşıya kalacak’

  • 09:02 3 Ağustos 2026
  • Güncel
ANKARA- Çocukların kapalı cezaevlerinde eğitimden, aileden ve akran ilişkilerinden kopacağını söyleyen Rojda Öncel, tutukluluk sürecinin travma, cinsel saldırı  ve taciz risklerini artırabileceği uyarısında bulundu.
 
Yoksulluk, eğitim hakkına erişimin engellenmesi, aile içinde ve kamusal alanda maruz bırakıldıkları şiddet, çocukları adli süreçlerle karşı karşıya bırakan temel nedenler arasında yer alıyor. Adalet Bakanlığı'na bağlı kurumların verileri de çocukların suça sürüklenmesinde sosyal ve ekonomik koşulların belirleyici olduğunu ortaya koyarken, Meclis'e sunulan yeni yasa teklifi ise bu nedenleri ortadan kaldırmaya değil, cezaları ağırlaştırmaya odaklanıyor. 
 
Teklif, 15-18 yaş arasındaki çocuklara uygulanan ceza indirimlerinin bazı suçlarda tamamen kaldırılmasını, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının önünün açılmasını, 12-15 yaş grubuna daha sınırlı ceza indirimi uygulanmasını ve tekerrür hükümlerinin uygulanma yaşının 18'den 15'e düşürülmesini öngörüyor. Düzenleme ayrıca, çocukların hapis cezalarının doğrudan eğitim evlerinde infaz edilmesi uygulamasını sona erdirerek infazın kapalı ceza infaz kurumunda başlamasını, eğitim evine geçişin ise İdare ve Gözlem Kurulu kararına bağlanmasını içeriyor.
 
Psikolojik Danışman Rojda Öncel, yasanın öngördüğü ceza artışının yanı sıra cezaevinde kalma süresinin çocukların gelişimi ve ruh sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi.
 
‘Her yaşın gelişim düzeyine uygun özel bir çalışma yapılmalı’
 
Çocuğun suça ilişkin sorumluluğunu yaşına uygun şekilde alması gerektiğini belirten Rojda Öncel, çocuk adaletinin sosyal açıdan önleyici olması gerektiğini kaydetti. Rojda Öncel, “Yasayla birlikte önleyici tutumların hiçbiri görünmeden doğrudan infaz aşamasına geçiliyor. Bir çocuğun gelişim düzeyi göz önünde bulundurulmuyor. Yetişkin ve çocuk diye ayırıyoruz ancak çocukların da kendi içinde farklı gelişim düzeyleri var. Her yaş grubuna uygun özel bir çalışma yapılmalıdır. Bir çocuğun yetişkin gibi yargılanmasını, ruh sağlığı çalışanı olmanın ötesinde, bir insan olarak da kabul etmememiz gerekiyor” dedi.  
 
‘Suçun ortaya çıkmasını besleyen birçok dinamik var’
 
Çocuklar açısından 12-15 yaş aralığının gelişim bakımından hassas ve değişken bir dönem olduğunu belirten Rojda Öncel, bu nedenle çocuğun gelişim sürecinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. “Çok büyük bir suç işlemek çocuğu yetişkin yapmaz” diyen Rojda Öncel, şöyle devam etti: “Suç vardır ve çocuk vardır. Suçun ortaya çıkmasını besleyen birçok dinamik vardır. Yasa tasarısı bilimsel ve ruh sağlığı odaklı bir yaklaşımla hazırlanmış değil. Yasa, tekil bir olay ya da toplumun anlık tepkilerine göre şekillenmemeli. Ruh sağlığı alanında çalışanlar, hukukçular ve diğer uzmanlık alanlarının katkısıyla çocuğun güçlendirilmesi gerekir. 12-15 yaş aralığını tek tip değerlendirmemeliyiz. Çünkü 12 yaşındaki bir çocuk, 15 yaşındaki bir çocuktan daha ağır bir suç işlemiş olabilir.”
 
‘Yasadaki tekerrür düzenlemesi çelişkili’
 
Yasada yer alan tekerrür hükmünün çelişkili olduğuna dikkat çeken Rojda Öncel, yargılamanın da karşılık bulmadığı anlamına geldiğine vurgu yaptı. Rojda Öncel, “Suç tekrarlanıyorsa, çocuğun yeniden suça sürüklenmesine neden olan koşulları ve uygulamadaki eksiklikleri konuşmamız gerekir. Sorumluluğu yalnızca çocuğa yüklemek yerine, bu durumun yetkililerin yerine getiremediği sorumlulukları da yansıttığını görmek gerekir. Sorumluluğu sadece çocuğa yüklemek, onu günah keçisi ilan etmek ve tek başına bir birey gibi yargılamak bu sorunu çözmeyecektir” diye belirtti.  
 
‘Çocuk adaleti rehabilitasyon üzerinden ele alınmalı’
 
Cezaevi sistemine değinen Rojda Öncel, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bir kişi işlediği iddia edilen suçun karşılığını ödemek için mi tutuklanıyor, yoksa bir rehabilitasyon sürecine mi giriyor? Öncelikle bunu ayırmak gerekiyor. Çocuk adaletini konuştuğumuzda meseleye rehabilitasyon açısından yaklaşmalıyız. Çocukları, yaşamlarının en hızlı değişimlerini yaşadıkları, insan ilişkilerini kurdukları, öğrendikleri ve kendilerini tanımaya başladıkları dönemde kapalı cezaevlerinde tutuyoruz. Ardından da ‘iyi hâl’ gösterirse rehabilite edileceğini söylüyoruz. Peki bu iyi hâli hangi ölçütlere göre değerlendiriyoruz? Bu ölçütleri bilmiyoruz. Hiçbir ruh sağlığı çalışanı, avukat ya da sosyal çalışmacı bu değerlendirmenin hangi kriterlere göre yapıldığını bilmiyor. Böyle bir süreç yürütülecekse bu ölçütlerin şeffaf olması gerekir. Bu konu, toplumun öfkesiyle ele alınacak bir mesele değildir.”
 
‘Çocuklar çok sayıda travmatik riskle karşı karşıya kalacak’
 
Kapalı cezaevlerinin toplumdan izole, yüksek duvarlarla çevrili ve iletişim olanaklarının sınırlı olduğu yerler olduğuna dikkat çeken Rojda Öncel, çocukların bu süreçte eğitimden uzak kalacağını, akranlarıyla ilişkilerinin kopacağını ve aile bağlarının büyük ölçüde zayıflayacağını ifade etti. Çocukların cezaevlerinde farklı suçlardan tutulan akranlarıyla bir arada kalacağını belirten Rojda Öncel,  “Çocukların bu koşullarda nelere maruz kalacağının denetlenmesi oldukça güç. Tutukluluk süreci çocuk açısından son derece yıpratıcı; travma, istismar ve taciz gibi pek çok riski barındıran bir sürece dönüşebilir. Çocuk çok sessiz olabilir. Travmayla farklı şekillerde baş etmeye çalışıyor ve kendini iyi hissetmiyor olabilir. ‘İtaat edersen sorun yok’ dediğimizde, zaten var olan riskleri de görmezden gelmiş oluruz. Bu nedenle bunun son derece sorunlu bir yaklaşım olduğunu söyleyebiliriz” sözlerini kullandı.
 
‘Ceza artırıldığında suç oranı düşmüyor’
 
Yasanın, çocukların adli sürece dahil olmasının altında yatan nedenleri görmezden geldiğini belirten Rojda Öncel, bunu iktidarın toplumun her kesimine yansıttığı bir şiddet biçimi olarak değerlendirerek, “Suça sürüklenmenin temelinde yoksulluk, çeteleşme ve adaletsizlik var. Çocuk haklarının konuşulmadığı, erkek egemen bir düzen içinde çocuklar zaten en korumasız yerde kalıyor. Çocuğu kuşatan bütün bu dinamiklere rağmen sorumluluğu yalnızca çocuğa yüklüyoruz. Oysa konuşmamız gereken yoksulluk, adaletsizlik, uyuşturucu ve çeteleşme sorunudur. Buna karşılık yaptığımız tek şey çocuğu alıp kapalı bir yere koymak oluyor. Oysa ceza artırıldığında suç oranı düşmüyor. Çocuk da içinde bulunduğu şiddet döngüsünden çıkamıyor ve olumlu akran çevresinden uzaklaşıyor. Suç işlediği iddia edilen çocukları yargılarken, bu koşulları ortadan kaldırma sorumluluğu bulunan kişileri neden yargılamıyoruz? Bu çeteleri neden yargılamıyoruz? Bunu sormamız gerekiyor” şeklinde konuştu.  
 
‘İntikam yerine uzlaşmacı bir anlayış geliştirilmeli’
 
“Çocuklar yetişkinler gibi yargılanmamalı” diyen Rojda Öncel, sözlerini şöyle tamamladı: “İçeride neler yaşandığını görebilmemiz gerekiyor. Bu sistemin de çocuk adaletini esas alan etik bir anlayışla kurulması gerekir. Aksi halde yaptırımların tamamı çocuğu yeniden suça sürükleyen bir mekanizmaya dönüşür. Barışı bu kadar konuştuğumuz bir dönemde insanları karşı karşıya getirip intikam duygusunu büyütmek yerine, devletin, toplumun ve uzmanların bunu nasıl önleyebileceğini konuşmalıyız. Daha adil ve özgür günlere ulaşmak için ihtiyaç duyulan şey intikam ya da çatışma değil; uzlaşma, herkesin kendi sorumluluğunu üstlenmesi ve yüzleşmesidir. Çocuk da olsa bu yüzleşme sağlanmalı, sorumluluk alınmalı; ancak çocuk olduğu unutulmadan, çocuk adaleti anlayışıyla yaklaşılmalıdır.”