Yüzyıllık savaşa karşı yüzyılın barış mücadelesi (2)
- 09:01 29 Ağustos 2026
- Dosya
Kadınlar barışın kurucu öznesi olmak istiyor
Beritan Tunç - Rojin Abay
İZMİR / İSTANBUL - 1 Eylül’e giderken savaşın yarattığı yıkıma karşı barış talebini yükselten kadınlar, kalıcı barış için söz ve karar sahibi olmak istiyor. Nevin Daşdemir, Aysel Önen ve Evindar Aysal, “Kadınların olmadığı bir barış kalıcı olamaz” diyerek kadınların barışın kurucu öznesi olması gerektiğini vurguladı.
Dünyanın farklı coğrafyalarında savaş, çatışma, eşitsizlik ve şiddet devam ederken, savaşların en ağır sonuçları kadınların yaşamlarına yansıyor. Göçten yoksulluğa, kimlik ve kültür üzerindeki baskılardan şiddete kadar pek çok sorunla karşı karşıya kalan kadınlar, tüm bu yıkıma rağmen barış talebini büyütüyor. Kürdistan’da yaklaşık 50 yıldır devam eden çatışmalı süreçte de kadınlar yaşamın her alanında savaşın sonuçlarıyla yüz yüze kalırken, barış mücadelesinin en güçlü özneleri arasında yer aldı.
1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla hazırladığımız dosyanın ikinci bölümünde geçmiş dönem Bedlîs Belediye Eşbaşkanı Nevin Daşdemir, Barışa İhtiyacım var Kadın İnisiyatifi üyesi Aysel Önen ve Kadın Zamanı Derneği üyesi Evindar Aysal, savaşın kadınların yaşamındaki etkilerini, barış talebini ve kadınların karar mekanizmalarında yer almasının önemini konuştuk.
Nevin Daşdemir: Barışı en fazla kadınlar talep ediyor
Savaşların kadınların en fazla yaralandığı süreçler olduğunu belirten geçmiş dönem Bedlîs Belediye Eşbaşkanı Nevin Daşdemir, dünyanın genelinde olduğu gibi Kürdistan’da da çatışmalı süreçlerin en ağır sonuçlarını kadınların yaşadığını söyledi. Kadınların tüm yaşadıklarına rağmen barış talebinden vazgeçmediğine dikkat çeken Nevin Daşdemir, “En fazla barışı talep eden de yine kadınlar olmuştur. Çünkü çatışmalı sürecin hem fiziki hem ekonomik hem de siyasal bütün sancılarını kendi yaşamlarında deneyimlemişlerdir. Çocuklarıyla olan ilişkisinde, göç etmek zorunda kalmasında, göç ettiği yerde diliyle ve kültürüyle yaşayamamasında bu sürecin acısını yaşayan Kürtler ve özelde de Kürt kadınlar olmuştur. Peki, kadınlar bütün bunları yaşamalarına rağmen neden ısrarla barışı talep ediyor?
Kendilerinin, ailelerinin ve çevrelerinin yaşadığı zorlukları kendilerinden sonra gelecek kuşakların yaşamasını istemiyorlar. Bu sadece belli bir aileyi, belli bir zümreyi etkileyen bir durum değil. Yaşanılan ülkenin ekonomisinden coğrafyanın ekolojisine kadar hayatın bütün alanlarını etkileyen süreçler bunlar. O açıdan kadınlar, çatışmalı süreçleri barışa evriltmenin yol ve yöntemlerini arıyor. Baktığımızda dünyada savaşların sancılarını elbette kadınlar çekiyor ama Orta Doğu kadını bunu ayrıca iki kat, üç kat daha fazla yaşıyor. Gerek kadın olmasından kaynaklı bunun zorluğunu yaşıyor, gerekse özelde Kürt kadınları kimliklerinden dolayı bunun zorluğunu yaşıyor ve dolayısıyla mücadele alanı da çoğalıyor” dedi.
‘Kürt anneleriyle sınırlı kalmayacak bir barış talebi olmalı’
‘Kadınlar ve barış birbirini tamamlayan iki özne’
Barışın sahiplenilmesi gerektiğine dikkat çeken Nevin Daşdemir, kadınların bu noktada kurucu unsur olduğunu söyledi. Kadınların umudu diri tutan temel güçlerden biri olduğunu belirten Nevin Daşdemir, şöyle devam etti: “Kadınlar ve barış, birbirini tamamlayan çok kıymetli iki özne aslında. Birini diğerinden bağımsız düşünemiyor insan. Bu açıdan ben çok önemsiyorum. Toplumsal barışı sağlayabiliriz. Yeter ki bunu dert edinelim. Yeter ki sınırlı bir talebimiz olmasın. Kadınlar olarak üstesinden gelemeyeceğimiz bir şey yok. Kadınlar savaşlara ve çatışmalı süreçlere olabildiğince direngen yaklaşıyor. Bir Kürt kadın olarak, öteki görülen herkesin; inancı, kimliği ve politik duruşu ne olursa olsun ortaklaştığı ve birbirini kucakladığı bir toplum istiyorum. Bugün baktığınızda sokakta kadın var. Yaşamın bütün zorlu koşullarını kadınlar göğüslüyor. Çatışmalı süreçlerde kadınlar direniyor. Alanlarda kadınlar var. Kadınlar, çocuklara güzel bir gelecek yaratmak adına direniyor. Kadınları ideolojik duruştan bağımsız, duyguda ve vicdanda buluşturan ortak değerler var. Kadınlar çok güçlü, çok inançlı, çok umutlu. Bu umut ve inancın barışı çok yakın zamanda getireceğine inanıyorum.”
‘Kadınlar adına erkeklerin karar vermesi kabul edilemez’
Barış süreçlerinde kadınların yer almasının önemine değinen Nevin Daşdemir, kadınların toplumun yarısını oluşturmasına rağmen kadınlar adına erkeklerin söz kurmasının ve karar vermesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Nevin Daşdemir, şunları kaydetti: “Düşünün, toplumun yarısını kadınlar oluşturuyor ama kadınlar adına erkekler söz kuruyor, erkekler karar veriyor. Nerede olursa olsun bunun karşısında durmak gerekiyor. Ben yaşamın öznesiysem, ben bu alanda bütün yaşamın zorluklarını göğüsleyensem ve kendimle ilgili kararlar verilecekse elbette ki ben karar mercii olabilmeliyim, söz kurabilmeliyim. Bu yönüyle Kürt kadın hareketi çok ciddi bir kazanım elde etti. Çünkü Türkiye siyasetinde de ciddi bir dönüşüm ve değişime vesile oldu. Geçmişte eşbaşkanlık, belediye eşbaşkanlığı yapmış ve bunu deneyimlemiş biri olarak çok rahat ifade edebilirim. Kürt kadınları bu anlamda ciddi bir kazanım elde etti. Bugün baktığınızda Meclis’teki kadın sayısı sadece sayıdan ibaret değil bizler açısından. Belediye eşbaşkanlık sistemi çok ciddi bir kazanımdır. Bugün politik çalışmalarda yer alan, hem sayısal hem de niteliksel olarak çok kıymetli arkadaşlarımız var. O açıdan Kürt kadın hareketinin kazanımları Türkiye siyasetinde kadınlar açısından da ciddi bir kazanıma dönüştü. O yüzden kadınlar olmalı, kesinlikle olmalı. Kadının olmadığı yer çok eksiktir.”
‘Kadınların içerisinde olmadığı bir barış kalıcı olamaz’
Erkek egemen anlayışın, eril dilin ve erkek aklının savaşı var ettiğini belirten Nevin Daşdemir, kadınların ise bunu reddeden bir noktadan barışı savunduğunu söyledi. Toplumun bütün dinamiklerini karar süreçlerine dahil edecek bir yapının geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Nevin Daşdemir, şöyle konuştu: “Ancak bu şekilde daha barışçıl, daha demokratik, daha eşitlikçi bir toplumdan söz edebiliriz. Bunun için de bütün kadınlar sorumluluk almalı. Bugün barış sürecinde nasıl bütün kadınların sorumluluk alması gerekiyorsa karar mekanizmalarında da kesinlikle kadınlar kendini var etmeli, dahil olmalı. Bu, temsili düzeyde de kalmamalı. Kadınlar iradelerini ortaya koymalı. Toplumsal değişim ve dönüşüm de ancak bu şekilde gerçekleşebilir. Kadınların içerisinde olmadığı bir barış kesinlikle kalıcı olamaz. Kadınların dahil olmadığı, kadınların oturmadığı bir masada alınan kararların kalıcı ve uzun vadede uygulanabilir olduğuna inanmıyorum. Geçmişteki pratikler de bunu göstermiştir. Kadın aklı, erkek aklını ve savaş aklını reddeden bir yerde duruyor. Çünkü vicdanıyla yaklaşıyor. Mekanik yaklaşmıyor, teknik yaklaşmıyor ve toplumun bütününü kucaklayan bir yerden bakıyor. Yalnızca kendi inancı ve kimliğiyle sınırlı bir yerden bakmıyor. Öteki olarak görülen, dışlanan, soyutlanan, tercihlerinden dolayı toplumun dışında görülen herkesi kucaklayan ve herkese saygılı bir yerden yaklaşıyor. O açıdan kadınlar kesinlikle böylesi kıymetli bir süreçte varlığını ortaya koymalı.”
‘Barışın güzelliklerini konuşacağımız günler gelsin’
1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla tüm halklara çağrı yapan Nevin Daşdemir, “1 Eylül Dünya Barış Günü'nün bütün dünyaya ve özelde de bizim coğrafyamıza, Kürdistan'a, Kürtlere ve bu coğrafyada yaşayan bütün halklara barış getirmesini diliyorum. Umarım bundan sonraki yıllarda bir araya geldiğimizde, ‘Evet, çatışmalı süreçlerde çok acı kayıplar yaşadık ama artık barışın güzelliklerini konuşuyoruz’ diyebiliriz. Temennimiz bu. Umuyorum ve diliyorum” dedi.
Aysel Önen: Savaş beraberinde yoksunluğu ve yoksulluğu getiriyor
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden Aysel Önen, savaşların toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden bağımsız olmadığını, aksine mevcut eşitsizlikleri daha da derinleştirdiğini söyledi. Savaşın en ağır yükünü kadınların taşıdığına dikkat çeken Aysel Önen, şöyle konuştu: “Savaş beraberinde büyük bir ekonomik yoksunluk ve yoksulluk getiriyor. Savaşa ayrılan bütçeyle birlikte kamu hizmetlerinde ve ekonomide büyük bir çöküş yaşanıyor. Bunun sonucunda kadınlara ayrılması gereken bütçe savaşa ayrılıyor. Kadınlar, ev içinden kamusal alana kadar yaşamın her alanında daha fazla emek sarf etmek zorunda kalıyor. Çünkü emeklerinin karşılığını alamıyorlar. Devletin sunması gereken kreş ve yaşlı bakım hizmetleri olmadığı için kadınlar bu ihtiyaçları kendileri karşılamak zorunda kalıyor ve büyük bir zihinsel ve bedensel emek harcıyorlar.”
‘Toplumsal çürüme göç ve şiddeti derinleştiriyor’
Savaşın toplumsal yaşamda yarattığı sonuçlara dikkat çeken Aysel Önen, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş ve Narin Güran dosyalarının yanı sıra Kürt mevsimlik işçilere yönelik saldırılara işaret etti. Aysel Önen, şunları dile getirdi: “Narin Güran cinayetinde olduğu gibi toplumsal çürümenin nasıl ortaya çıktığını görüyoruz.
Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş dosyalarında ise üniformalı ve devlet görevlilerinin adının geçtiğini biliyoruz. Ancak bu ölümlere intihar süsü veriliyor. Bu da savaşın toplumsal anlamda nasıl bir çürümeye yol açtığının en net göstergelerinden biri. Kendi coğrafyalarında yaşadıkları ekonomik yoksulluk nedeniyle göç etmek zorunda kalıyorlar. Zonguldak'ta yaşanan olayı hepimiz biliyoruz. Kürt işçilerine ve çocuklara saldırıldı. Bu da savaşın beraberinde getirdiği sonuçlardan biri. Çünkü savaş nedeniyle kendi coğrafyalarında geçimlerini sağlayamadıkları için başka yerlere gidiyorlar ve emekleriyle geçinmeye, ekonomik olarak var olmaya çalıştıkları yerlerde yine şiddete maruz kalıyorlar. Bu şiddet de en çok Kürt halkına yönelik oluyor. Mevsimlik işçilikte de uzun süreli göçlerde de yaşanan baskılar Kürt halkına, Kürt kadınlarına yöneliyor.”
‘Kadınlar barış sürecinde eşit temsiliyet istiyor’
Kadınların barış süreçlerinin dışında bırakıldığına dikkat çeken Aysel Önen, kadınların hem müzakere masalarında hem de karar mekanizmalarında eşit temsiliyetle yer alması gerektiğini belirtti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı kararını hatırlatan Aysel Önen, şöyle konuştu: “Barışa erkek işi olarak bakıyorlar. Çünkü savaşı erkek işi olarak görüyorlar ve bu yüzden erkeklerin yarattığı bir şeyi yine erkeklerin çözeceğini düşünüyorlar. Bizi de o masada istemiyorlar. Ama biz, daha bu süreçler başlamadan önce barışa ihtiyacımız olduğunu vurguluyoruz. Kadın inisiyatifi ve diğer örgütlenmelerle birlikte, bütün örgütlenme ağımızla masada olduğumuzu ve bizim de o masada olmamız gerektiğini söylüyoruz. Savaşın etkilerini en ağır yaşayanlar kadınlar ve bu nedenle ortak zeminlerde barışa dair söz söylemek isteyenler de kadınlar. Bu yüzden birçok alanda barışa dair söz söyleme ihtiyacı duyuyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı kararı da bu konuda bir dayanak oluşturuyor. Yaptığımız çağrıda bu karara göndermede bulunduk. Meclis’te kurulacak komisyonlarda ve alt komisyonlarda eşit temsiliyetle yer almak istiyoruz. Sivil toplum örgütlerinin bu süreçteki takibinden ve önerilerinden yararlanılması gerektiğini düşünüyoruz. Sonuçta barış hemen gerçekleşecek bir şey değil, bir süreçtir. Bu sürecin hukuki, sosyal, ekonomik ve maddi bütün boyutlarıyla ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.”
‘Kürt kadınlara üniformalı erkekler tarafından uygulanan şiddet açığa çıkartılmalı’
Kadınların olmadığı bir barışın kalıcı olmayacağını vurgulayan Aysel Önen, kadınların sürecin bütün komisyonlarında ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyetle yer alması gerektiğini söyledi. Hakikat komisyonlarının kurulması ve cezasızlık politikalarının son bulması gerektiğine dikkat çeken Aysel Önen, şöyle konuştu: “Bu resmin bütününü yok saymak, bir parçasını almak anlamına gelir. Aksine barış, kadınların özne olduğu bir süreci gerektirir. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldığında bu, sadece sözleşmeden çıkma olarak yansıtılmaya çalışıldı. Sözleşmeden çıkılmasıyla birlikte toplumsal, sosyolojik ve hukuki bütün dinamikler yok sayıldı. Burada temel özne olan kadın yok sayıldı ve bunun sonucunda kadınlara yönelik şiddet, katliam boyutuna ulaştı. Biz tüm süreçlerde kadınların yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Tüm komisyon ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyet istiyoruz. Kadın kotasının uygulanmamasının sonuçlarını daha önceki çalışmalarda ve süreçlerde gördük. Bunun eşit temsiliyetle aşılabileceğini düşünüyoruz. Hakikat komisyonlarının kurulması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü yıllardır süregelen savaş nedeniyle birçok cinayet işlendi ve birçok katliamın üstü örtüldü. Hakikat komisyonlarının kurulması, belgelerin açılması ve sürecin tamamen şeffaf bir şekilde yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Cezasızlık politikasının son bulması gerektiğini düşünüyoruz. Kürt kadınlara yönelik üniformalı erkekler tarafından uygulanan şiddetin açığa çıkarılması ve faillerin yargılanması gerekiyor.”
‘Barış her güne yayılmalı’
Demokratikleşme tartışmaları sürerken antidemokratik uygulamaların devam ettiğini belirten Aysel Önen, TJA aktivisti Ayşe Gökkan’a verilen 19 yıl 6 aylık hapis cezası ile DAİŞ’e karşı saçlarını ören bir hemşirenin görevden alınmasını buna örnek gösterdi. Barışın yalnızca bir yasayla ya da 1 Eylül’e sıkıştırılarak kurulamayacağını belirten Aysel Önen, şu sözleri kullandı: “Yasanın çıkması, demokratikleşme yolunda tam bir adım atılmış gibi görülüyor ama biz bunun böyle olmadığını biliyoruz. Bu aslında sadece küçük bir adım. Barış süreci sadece bir yasayla gerçekleşecek bir şey değil. Önümüzde uzun bir süreç ve yürütülmesi gereken büyük bir mücadele alanı var. 1 Eylül’e de buradan bakıyorum. 1 Eylül, bir güne sığdıracağımız, yalnızca haykıracağımız ve ses vereceğimiz bir gün değil; aksine uzun soluklu, her güne yaymamız gereken bir mücadeledir. Biz her gün barışın ne olduğunu, savaşın yarattığı sonuçları anlatır ve bunu çevremize yayarsak 1 Eylül’ün anlamına uygun bir barışı, ülkemizin ve dünyanın barışını kurmuş oluruz diye düşünüyorum.”
Kadın Zamanı Derneği’nden Evindar Aysal, kadınlar açısından barışın yalnızca silahların susmasından ibaret olmadığını belirterek, “Barış, kadınların özgür ve eşit olduğu, kendi yaşamları ve gelecekleri hakkında söz ve karar sahibi olduğu demokratik toplumsal yaşamın kurulmasıdır” dedi.
‘Sürecin her aşamasında kadının sesi olmalı’
Kadınların barış sürecinde etkin ve belirleyici bir rol üstlenmesi gerektiğinin altını çizen Evindar Aysal, kadın hareketi ve kadın örgütlerinin sözünün sürecin her aşamasına taşınması gerektiğini vurguladı. Evindar Aysal, sözlerine şöyle devam etti:
“Öncelikle kadınların kendi örgütlü iradesini güçlendirmesi gerekiyor. Kadın hareketinin, kadın örgütlerinin ve kadınların sözünün sürecin her aşamasında taşınması gerekiyor. Müzakere masalarında bunların en etkili şekilde dillendirilmesi gerekiyor. Aynı zamanda kadınların özgün talepleri barış gündeminin merkezinde olmalıdır. Kadına yönelik şiddet, eşit yurttaşlık, ekonomik özgürlük, anadil, adalet ve kadınların özsavunması ertelenebilecek meseleler olarak görülmemelidir. Asıl mesele kadınların kendi özgürlükçü ve demokratik perspektifi doğrultusunda süreci belirleyebilmesidir. Çünkü kadınların özgürlüğünün olmadığı bir yerde kalıcı ve demokratik bir barıştan söz etmek mümkün değildir.”
‘Kadınların olmadığı bir barış eksik kalır’
1 Eylül Dünya Barış Günü’nde kadınların alanlarda yer alması gerektiğinin altını çizen Evindar Aysal, şu çağrıda bulundu: “1 Eylül’e giderken bir kez daha söylüyoruz: Kadınların olmadığı bir barış eksik kalır. Kadın mücadelesinde sesimizi daha fazla duyurabilmek için 1 Eylül’de hep birlikte alanlardayız ve sesimizi yükselteceğiz.”







