‘Yoksul bırakılan kadınlar için nafaka bir tür tazminat olmalı’

  • 09:01 1 Kasım 2026
  • Güncel
ANKARA - Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği “Süresiz nafaka hakkı”nın mevcut düzenlemede hakimin takdir yetkisiyle verilebileceğini dile getiren avukat Ceren Kalay Eken, kararın erkek egemen bakışla verildiğine dikkat çekerek, evlilik süresince yoksul kalan tarafın kadınlar olduğunu söyledi. 
 
Anayasa Mahkemesi (AYM), 17 Mayıs 2012 tarihinde Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175’inci maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptali istemini, düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığı gerekçesiyle reddetmişti. Aradan geçen 14 yılın ardından AYM, Antalya 12’nci Aile Mahkemesi’nin başvurusu üzerine 4 Haziran 2026 tarihinde verdiği kararla aynı ibareyi iptal etti. Mevcut düzenleme, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilmesini öngörüyor.
 
Kanunun 176’ncı maddesi ise düzenli ödemeler biçiminde hükmedilen nafakanın, nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkması halinde mahkeme kararıyla kaldırılacağını düzenliyor. AYM, iptal gerekçesinde tarafların hak ve menfaatleri arasında adil denge kurulması ile kişinin maddi ve manevi varlığının korunmasına işaret etti. AYM'nin gerekçeli kararı, 30 Eylül 2026 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlandı. İptal hükmünün, kararın yayımlanmasından dokuz ay sonra, 30 Haziran 2027 tarihinde yürürlüğe girmesine karar verildi.
 
Öte yandan 13’üncü Yargı Paketi’nde yer alması planlanan ve nafakanın süreye bağlanarak geriye dönük uygulanmasını da içeren yoksulluk nafakası düzenlemesi, kadınların mücadelesi sonucunda paketten çıkarıldı.
 
Kadın Dayanışma Vakfı'nın gönüllü avukatlarından Ceren Kalay Eken, konuya dair değerlendirmelerde bulundu.
 
AYM’nin 14 yıl önceki ret gerekçesi
 
Anayasa Mahkemesi'nin 2012 yılında “süresiz nafaka” hakkının iptaline karşı ret kararını hatırlatan Ceren Kalay Eken, “O, evliliğe bağlı bir sosyal dayanışmanın devamından bahseden bir durumdur ve taraflardan birinin yoksulluğa düşmesinden bahseder. Dolayısıyla 14 yıl önceki 2012 yılındaki kararında, belirlilik ilkesine dair hiçbir belirlemesi yoktu” dedi.
 
‘Mevcut karar adaleti sağlamaya uygundu’ 
 
Siyasetin ve medyanın gündemleştirmesinin AYM'nin kararına etki ettiğine değinen Ceren Kalay Eken, “Gerçekten ortada ciddi bir ölçüsüzlük varmış, kadınlar ömürleri boyunca muazzam nafakalar alarak bunun için evleniyor ya da bunun için boşanıyormuş gibi veya erkeğin ekonomisine dayanıyormuş gibi gerçek olmayan beyanların Anayasa Mahkemesi kararına bir şekilde etki ettiğini görüyoruz. O yüzden karşı oy yazısı çok kıymetli. Karşı oy yazısında şunu der: ‘Bizim Anayasa Mahkemesi olarak uygulamadaki eksiklikleri düzeltmek gibi bir yükümlülüğümüz yok. Yasa maddesinin anayasaya uygunluğu ya da uygun olmamasını denetleyebiliriz.’ Bu noktada mevcut düzenleme aslında iddia olunanın aksine, hakime daha geniş bir takdir yetkisi vermekte, her somut olayın adaletini sağlayabilmesine daha çok imkan tanımaktadır. Mevcut haliyle düzenleme, ‘süresiz’ ibaresi kaldırılmaksızın çok daha takdir yetkisine ve adaleti sağlamaya uygundur. Dolayısıyla son derece yanlış bir karar” diye konuştu.
 
‘Asıl sorun uygulamada’
 
Anayasa Mahkemesinin kararında, “belirlilik ilkesine” atıfta bulunarak nafakanın her vakada “süresiz olarak verilebileceği” ibaresinin olmamasına rağmen uygulamanın buna evrildiğine yer verdiğini belirten Ceren Kalay Eken, bu duruma hakimlerin nitelikli bir yorumlama yapmamasının etkisi olduğunu söyledi. Ceren Kalay Eken, “ ‘Kadınlar nafakayla geçiniyor ve bu doğrudur’ anlamında söylemiyorum. Sadece hakimler, her somut vakayı yasadaki o takdir yetkisini kullanarak gereği gibi yerine getirmiyor. Bu yüzden asıl sıkıntı uygulamada” diye belirtti.
 
‘Mevcut hal her somut vakada adil bir uygulama sunuyor’
 
Mevcut yasada, nafakanın gerekli koşullarda kaldırılmasının düzenlendiğini belirten Ceren Kalay Eken, “Nafakanın gerekli koşullarda kaldırılabilmesinin nasıl olacağı da düzenlenir. Yanı sıra o devam maddesinde nafakanın tek seferlik ya da taksitlerle belirli bir süre belirlenebileceği belirtiliyor. Kişi tekrar başka bir evlilik yaptıysa, yoksulluk durumu ortadan kalktıysa yeniden bir düzenleme ya da kaldırma her zaman mümkündür. Dolayısıyla mevcut hal, her somut vakada daha adil bir uygulama yapılmasına seçenek verirken maalesef konuşulan ‘evlilik süresine göre bir nafaka belirleme’ hali asıl hakimin takdir yetkisini ortadan kaldıracak olan o olacaktır” diye ekledi.
 
‘Kadınların bakım emeğini sürekli üstlenmesini konuşmalıyız’
 
Evlilik süresine göre nafaka belirleme şeklinin doğru olmadığına dikkat çeken Ceren Kalay Eken, “Örneğin, bir ay sürmüş bir evlilikte kadın hamile kalmışsa, sadece bir aylık bir evlilik deyip geçebilecek miyiz? Ömür boyunca bir çocuğa bakım yükünü çoğunlukla kadınların verdiği göz önüne alındığında, bir insanın bütün hayatının etkileneceği o bir ayın neye göre nafakasının belirleneceğini konuşmak zorundayız. Dolayısıyla her somut vakanın adil olarak düzenlenmesine ilişkin mevcut düzenleme son derece yerindedir. Belirlilik ilkesine sıkışıp kalmak son derece yanlış, aksine sosyal politikaları ve kadınların sürekli bakım emeğini üstleniyor olduğu gerçeğini konuşmamız gerekiyor” dedi.
 
‘Kazanılmış hakları geri almaya yönelik bir çabaydı’
 
Ciddi bir nafaka mağduru kitle olduğu algısının yaratıldığını belirten Ceren Kalay Eken, “Sahada çalışan avukatlar olarak sürekli şu soruyu sorduk: ‘Kaç kişi var nafaka mağduru ve nedir bunun boyutu?’ Hiçbir ses çıkmadı. Çünkü daha çok bot hesaplarla bilinçli yapılan bir propagandaydı. Kadınların kazanılmış haklarını geri almaya yönelik bir çabaydı. Maalesef Anayasa Mahkemesi de buna eşlik etmiş görünüyor. Aynı Anayasa Mahkemesi'nin 2012 yılındaki ret kararını hatırlatarak söylüyoruz ki, bu karar son derece yanlıştır. Hepsinden öte, uygulamadaki yanlışlığı gidermek Anayasa Mahkemesi'nin görevi değildir. Karşı oy yazısında bu çok güzel ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin görevi bir düzenlemenin anayasaya aykırı olup olmadığına bakmaktır ve düzenlemenin hiçbir anayasaya aykırı tarafı yoktur” şeklinde konuştu.
 
‘Yoksul kalan taraf neden kadınlar oluyor?’
 
Erkekler lehine bir düzenleme olduğuna dikkat çeken Ceren Kalay Eken, evlilik sürecinde yoksul kalan tarafın kadınlar olduğunu vurguladı. Yasada nafakaya dair erkek kadın ayrımı yapılmadan "yoksulluğa düşen eşe verilecek" ibaresinin yer aldığını aktaran Ceren Kalay Eken, nafaka için boşanmayla yoksulluğa düşme şartının olduğunu söyledi. Karara karşı normal şartlar altında 30 Haziran 2027’ye kadar bir düzenleme yapılması gerektiğini belirten Ceren Kalay Eken, Anayasa Mahkemesi’nin kararın Resmi Gazete’de yayınlandıktan 9 ay sonra yürürlüğe girmesi yönünde karar verdiğini söyledi.
 
‘Nafakaların büyük bir kısmı ödenmiyor’
 
Baroların ve birçok sivil toplum örgütünün yaptığı araştırmalarda nafakaların çok büyük bir kısmının çocuklar için ödenen nafakalar olduğunu ve bunların da büyük bir kısmının ödenmediğinin saha araştırmalarına yansıdığını belirten Ceren Kalay Eken, bunun yanında ödenen miktarların da düşük olduğunu söyledi. Ortalama ödenen bin 500 liranın bir çocuğun bir aylık giderinin yarısı bile olmadığını belirten Ceren Kalay Eken, çocuğun bir haftalık gıda malzemesinin tedarikine bile yetmeyecek meblağların verildiğini söyledi.
 
Yüzde 80 şiddet sebebiyle boşanma: Nafakayı icraya koymuyor
 
Ceren Kalay Eken, boşanmaların yüzde 80'inin şiddet nedeniyle gerçekleştiğinden dolayı nafaka yükümlüsü ile muhatap olmamak adına nafakayı icraya koymadığını, koyduğu zamanda nafakayı çoğunlukla tahsil edemediğini söyledi. Ceren Kalay Eken, şöyle devam etti: “Nafaka ödememeden dolayı 3 aylık disiplin hapsi kararı çıkabiliyor. 5 yıllık birikmiş nafaka var ve sadece 3 ayını ödediğinde Yargıtay kararları gereğince bu, cezadan kurtulma sebebi yapılıyor. Dolayısıyla ortada cezaevi korkusu ya da böbreğini satıp nafaka ödemek zorunda kalmak gibi gerçek dışı haberler var. Kadınların, bu ülkede istihdama katılamadıkları, bu nedenle yoksul bırakıldıkları, eğitim haklarının çoğunlukla en kariyer yapacakları çağlarda evlilik, çocuk ve ev bakımı ile uğraşmak zorunda bırakıldıkları için hayattan geri bırakıldıkları gerçektir. Nafakanın bir tür tazminat olması gerektiğini biz hep dile getirdik. Ama bu değil, nafaka aslında yoksulluğa düşme durumunda diğer eşin desteklenmesi anlamına geliyor. Bir erkek boşandığında bekar gibi hayatına devam edebiliyorken, hiçbir başka canlının bakımını yüklenmiyorken, kadınlar bütün ekonomik yükün yanı sıra bütün bakım yükünü de taşıyor. Böyle bir Türkiye'de bu karar tamamen kadınların aleyhine, erkekler lehine, erkek egemen bir bakışla verilmiş son derece yanlış bir karardır. Hukuken de yanlıştır.”
 
‘Bakım yükü devlet tarafından üstlenilmeli’
 
Kadınların maddi manevi yalnız bırakıldığını söyleyen Ceren Kalay Eken, Türkiye’de sosyal devlet ilkesinin bugünkünden daha iyi bir durumda olmasına rağmen, geçmiş dönemlerde kadınların istihdama katılımının daha çok desteklendiğini, kamu kurumlarında ücretsiz veya düşük ücretli kreşlerin olduğunu hatırlattı. Aile Bakanlığı’nın “esnek çalışma koşulları getireceğiz” sözüne atıfta bulunan Ceren Kalay Eken, “Pandemide de gördük; kadınlar eve kapandı. Herkes eve kapandığında dışarı işlerini çevrimiçi yaparken evdeki bakım yükü üç katına çıkarken, erkekler için böyle bir şey olmadı. Böyle bir eşitsizliğin olduğu sosyal gerçekliği önümüze koyduğumuz zaman, çocuğun veya diğer hasta, yaşlı, engelli bakımının devlet tarafından uygun koşullarla üstlenilmesi lazım, sosyal devlet budur. Bunun belli bir cinsiyetin üzerine özgülenmemesi gerekir ama ülkemizde çok net bir şekilde böyle bir ayrım var” şeklinde konuştu.  
 
‘Kadınları hayattan bir adım geri bırakmaktadır’
 
Kamu kurumlarında ve özel sektörde ücretsiz kreşlerin veya düşük ücretli kreşlerin zorunlu tutulması gerektiğini belirten Ceren Kalay Eken, “Sosyal devlet olmanın getireceği bu tarz imkanların hem özel sektörde hem kamu sektöründe arttırılarak, kadın istihdamının artırılması hem ülke ekonomisi hem bireylerin huzuru bakımından çok doğru bir şey olacaktır. Ama nedense inatla bu yönde bir uygulama göremiyoruz. Aksine kadınların evden çalışabileceği, kadınları kamusal hayattan dışarı alıp iyice köle haline getirebileceğimiz sistemler konuşuluyor. ‘Evden çıkmasın, evde çocuğuna baksın, aynı zamanda iş yetiştirsin, evi temizlesin’ şeklinde konuşuluyor. Bunun yanında babalara çocuğu olduğunda bakım için izin süresi verilmesi, babanın da bakımın içine dahil olması gerektiğine dair bir düzenleme göremiyoruz. Bunlar olmadan nafaka hakkımıza dokunulması kadınları hayattan bir adım daha geri bırakmaktır. Bu meblağlar hayat kurtaran meblağlar değil. Ama yine de çocuğunun bir sütünü, peynirini almaya yarayacak, bir nefes aldıracak orandaki bu nafakaların bile elden alınması son derece adaletsizdir” diye belirtti.
 
‘Karara karşı sesimizi duyurmalıyız’
 
“Bu karara karşı çıkıyoruz, bütün haklar bize altın tepsilerde sunulmuyor” diyen Ceren Kalay Eken, “Sesimizi daha çok duyurmamız gerekiyor. Tabii somut her vakada hakimin takdir yetkisine yine seslenmek durumundayız. Onun dışında yapabileceklerimiz, genel hak taleplerinde olduğu gibi sesimizi duyurmaktır. Kadın örgütleri ve barolar bunu yapmaya çok çabalıyor. Binlerce kadınla görüşmüş bir avukat olarak söylüyorum; kadınlar, siz sormayınca cinsel şiddeti, psikolojik şiddeti şiddet olarak dile getirmiyor, sadece fiziksel şiddetten bahsediyor. Ama siz tek tek sorduğunuzda altından buzdağının çok büyük bir kısmı çıkıyor” dedi.
 
‘Ciddi bir sosyal adaletsizlik var’
 
Kadınların, toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle eşi tarafından çalışmasına izin verilmediğini, işe erişemediğini söyleyen Ceren Kalay Eken, bundan kaynaklı boşanmalarda yoksulluğa düştüğünü vurgulayarak, “Sonrasında da 5 yıl sürmüş ama 23-28 yaş aralığında en verimli çağında, onu tamamen hayattan geri tutmuş olan karşı tarafa hiçbir yükümlülük yüklememiş oluyorsunuz. Bu çok büyük bir adaletsizliktir. Dolayısıyla her somut olayın değerlendirilmesi derken bunu kastediyoruz. 25-35 yaş aralığında evde çocuk bakımına kapatılmış bir kadından işsizliğin müthiş arttığı, ekonominin kötü gittiği bir ülkede nasıl bir kazanç elde etmesini bekleriz? Burada çok ciddi bir sosyal adaletsizlik var” dedi.
 
‘Yasa koyucuya baskı yapılmalı’
 
Mevcut düzenlemenin aynı şekilde kalması için yasa koyucuya baskı yapılması gerektiğine dikkat çeken Ceren Kalay Eken şöyle devam etti: “Yapabileceğimiz ülke vatandaşları olarak yasa koyucuya baskı yaparak ‘Aynı metni aynı şekliyle tekrar Meclis’e getirin’ diyebilmektir. Kendi istemedikleri Anayasa Mahkemesi kararlarını hiç uygulamadıklarını düşündüğümüzde, keyfi olarak istedikleri kararlarda çok hızlı düzenleme yapma yoluna gidebiliyorlar. Hiç gitmezlerse ne olur? Süresiz ibaresi kalkmış olur. Ama süresiz ibaresi de zaten sadece şunu gösteriyordu; Süreli de verilebilir, devamındaki paragraflarda var. Bunlar kalmaya devam edeceği için süresiz kısmının kalkması nedeniyle uygulama illa belli bir süre belirlenmesi haline de dönebilir.”