Ortak çağrı: Barış yaşamın her alanında sağlanmalı
- 09:04 3 Eylül 2026
- Güncel
İSTANBUL- 1 Eylül Dünya Barış Günü yürüyüşünde konuşan kadınlar, barışın toplumsallaşması için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması, anadil hakkının tanınması ve özgürlüklerin yaşamın her alanında güvence altına alınması çağrısında bulundu.
1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla İstanbul Emek ve Demokrasi Platformu, "Barışa Birlikte Yürüyoruz, Demokratik Geleceği Birlikte İnşa Ediyoruz" şiarıyla Kadıköy’de yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşte mikrofonumuza konuşan kadınların ortak talebi ise barışın toplumsallaşarak, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması ve özgürlük ile hakların yaşamın her alanında güvence altına alınması çağrısında bulundu.
‘Barış anadille mümkün’
Annelerin savaşın ve çatışmaların yarattığı ölümlerin son bulmasını istediğini belirten Zübeyde Fırat, barışın yalnızca silahların susmasıyla değil, Kürtlerin kimliğine, diline ve düşüncelerine saygı gösterilmesiyle mümkün olabileceğini söyledi. Zübeyde Fırat, “Anneler çocuklarının özgürce çıkıp fikirlerini söylemelerini istiyor. Konuşmalarını istiyor, okumalarını istiyor, kendi anadilinde okumalarını istiyor. Şahsen ben kendim isterdim. Evlatlarım kendi anadilinde eğitim görsün ama Türkiye şartlarında öyle bir şey mümkün değil. Şu anda barış sürecinin başındayız ama faşistlik had safhada” diye konuştu.
‘Barış için devletin dili değişmeli’
Barışın toplumsallaşması konusunda devletin sorumluluğu olduğunu vurgulayan Zübeyde Fırat, devletin dilinin ve medyada kullanılan kirli savaş dilinin değişmesi gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Devlet eğer terörsüz bir Türkiye istiyorsa, Kürtlerle barış istiyorsa bunu devlet yapacak. Bir formayı çekemeyen bir insanla nasıl barış yapacağız? Bunu ancak devlet sağlayabilir, insanlar sağlayamaz. Devletin medyasının, devletin dilinin bunu yapması lazım. Eğer bu insanlarla barış yapıyorsa ilk önce terörist demekten vazgeçecek. Çünkü biz terörist değiliz. Barışı isteyen insan terörist olur mu?”
‘Barış yaşamın her alanında sağlanmalı’
Dünya Barış Günü’nün yalnızca bu günle sınırlı kalmaması gerektiğini söyleyen Nesrin Arin, barışın ve özgürlüğün yaşamın her alanında hâkim olması gerektiğini söyledi. Başlatılan Barış ve Demokratik Toplum sürecinde somut adımlar atılması çağrısında bulunan Nesrin Arin, “Her gün barış ve özgürlük içinde yaşayalım, her gün barışı kutlayalım istiyoruz. Bir barış süreci başladı. Bu süreçte muhatap olarak Abdullah Öcalan’ı kabul ettilerse onun fiziki özgürlüğünü sağlasınlar, sürece layık olsunlar. Biz bugün bu alanda barış için yürüyeceğiz. Eğer kirli savaş diline devam edeceklerse, bir yandan masada barış deyip diğer yandan o kirli dili konuşmaya devam edeceklerse bunu kabul etmiyoruz. Net olsunlar bize karşı. Eğer gerçekten adaletli bir barış sağlayacaklarsa açıklamalarını ona göre yapsınlar, bizi oyalamasınlar” dedi.
‘Barışın yolu demokrasiden geçiyor’
Adalet ve demokrasinin olduğu bir ortamda barışın mümkün olduğunu belirten Muazzez Töre, bunun için otoriter ve erkek egemen anlayıştan vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Barışın toplumsallaşması için devletin yıllardır oluşturduğu dilin değişmesi gerektiğini vurgulayan Muazzez Töre, şunları söyledi: “Türkiye’de de değişim mücadelesi veriliyor. Ben bugün olmasa da yarın olacak diye düşünüyorum. Bu dil, devletin bugüne kadar yerleştirdiği bir dil. Kolay kolay çıkacak bir şey değil. Ama bunu yine yapabilirse halkın kendisi idrak ederek yapacaktır. Bugüne kadar bazı yazarlar, bazı aydınlar dediğimiz insanların dilinde bile böyle şeyler var. Yani barışı başka şekilde izah ediyorlar. Bu bence devletin herkesin beynine yerleştirdiği bir şey. Bugün devlet bile çıkaramıyor. Hani diyorlar ki ‘Bir barış dili kuralım.’ Bu da artık biraz zor ama imkânsız değil. Şu anda gerçekten de zor olan bazı şeyler başarılıyor. Ben bunun daha ileriye gideceğine, demokrasinin ve adaletin de olabileceğine inanıyorum. Alanlarda bunu çok dillendirmek gerekiyor. Halkımızla doğru dille konuşmak gerekiyor. Bu dili oturtmak için yine taraflara ihtiyaç var.”
‘Kadınların sesi duyulmadan barış olmaz’
Kadınların eşit olduğu ve varlıklarının kabul edildiği bir barış istediğini belirten Gülşen Şahin, kadınların seslerini özgürce duyurabildiği ve haklarının güvence altına alındığı bir sistemin kurulması gerektiğini söyledi. Barışın yalnızca kadınların değil, toplumun tüm kesimlerinin sahip çıkması gereken ortak bir mesele olduğunu ifade eden Gülşen Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz sesimiz duyulsun istiyoruz. Perdesini kapatıp görmeyen, duymayan kadınlar da eninde sonunda bu sistemin içinde zarar görüyorlar. Bizler birlikte olursak, sesimizi gür çıkarsak yasalar uygulanır. Kadın katliamları durur. Kardeşlerimizi, gençlerimizi, çocuklarımızı korumuş oluruz. Bu bizim eksilmemizdir, bizim yok olmamızdır. Bir sistem var, karanlığa doğru inşa etmeye çalışıyor. Bizler aydınlığın temsilcileri olarak aydınlığa koşmalıyız. Hep beraber güzel yarınlar inşa etmeliyiz.”
‘Bugün kendi sesine sahip çıkmayan daha çok eziyet görür’
Barışın yalnızca kadınların değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak talebi olması gerektiğini belirten Gülşen Şahin, üç kuşağın aynı sistemden zarar gördüğünü söyleyerek toplumun farklı kesimlerine sessizlikten çıkma ve barış mücadelesine sahip çıkma çağrısında bulundu. Gülşen Şahin, “Barışı çoğulcu bir anlayışla herkesin sahiplenmesi lazım. Sadece biz kadınlara kalmamalıdır. Bu barışı neden istemiyorsun? Bugün gençliğe bir kere alan kalmadı. Sadece ‘Benim yandaşım beslensin, sadece benim yandaşım geçinsin’ anlayışı çok sağlıksız bir ortamdır. Bu sistemin mutlaka değişmesi lazım. Biz genç kadınları ve gençliğimizle birlikte bütün duyarlı halkı, Alevi kesimini de artık o sessizlikten çıkmaya çağırıyoruz. ‘Varız’ desinler. Korkmasınlar. Bugün kendi sesine sahip çıkmayan daha çok eziyet görür. Bu sistemi hep birlikte inşa edelim, huzura çıkalım. Bu ülke hepimizin ülkesi. Bizler barış içinde, güzel ve huzurlu yaşayabiliriz” dedi.
‘Toplumsal barışın yolu dayanışmadan geçiyor’
Barışın otoriter bir iktidarın topluma sunacağı bir lütuf olmadığını belirten HDP eski milletvekili Filiz Kerestecioğlu, toplumsal barışın ancak mücadele ve dayanışmayla mümkün olabileceğini söyledi. Kadınların bu süreçte önemli bir rol üstlendiğini belirten Filiz Kerestecioğlu, toplumun farklı kesimlerine de barış mücadelesine dâhil olma çağrısında bulunarak şunları kaydetti: “Ben kendi geleneğimden gelerek bu anlamda her zaman en fazla kadınlara güveniyorum. Otoriter bir iktidar barışı bize böyle tepsi üzerinde hediye edecek ve ondan sonrasında demokratikleşmeyi hediye edecek ve bundan sonrasında da barış toplumsallaşacak. Böyle bir şey yok. Bu ancak yine direne direne olacak bir şey. Sivil toplum örgütleri, sendikalar ve kendi bağları, bahçeleri, ağaçları için direnen insanlar da bunun parçası olabilir. Bugüne kadar hiyerarşik düzenlerden arınarak bir arada olmayı ve dayanışmayı en fazla gerçekleştirebilen biz kadınlar, toplumsal barışı da daha fazla gerçekleştirmeye adayız. Ama bunların hiçbiri bize altın tepside sunulmayacak. Bizim gerçekten bunun için uğraşmamız lazım. Kürt hareketinin getirdiği argümanlarla barışmayabilirsiniz, bazı şeyleri eleştirebilirsiniz. Ama ‘Burada benim payıma düşen nedir?’ diye konuşmak, sorgulamak ve bunun için bir şeyler yapmak lazım. Mesele, ‘Ben senin lafını yendim, senin argümanını yendim’ meselesi değil. Bu yengiden bir kahramanlık da çıkmaz, bu toplum için iyi bir şey de çıkmaz. Hepimiz aynı ülkenin yurttaşlarıyız. Eşit haklara ve anadilde eğitim hakkına sahip olmadığımız zaman hiçbirimiz için kurtuluş yok diye düşünüyorum. Dünyaya baktığınızda otoriter rejimleri ve savaş politikalarını görüyorsunuz. Belki dünyadan bir dalganın hepimizi sarması ve o dalgayla hepimizin kucaklaşması gerekiyor.”
‘Barışa ekmek kadar, su kadar ihtiyacımız var’
Dünyada ve Kürdistan’da yoğunlaşan savaşların, yıkımın ve sömürünün en fazla kadınları ve çocukları etkilediğine dikkat çeken Suna Uzuntel, barış, adalet ve demokrasi noktasında ortak bir mücadele hattının büyütülmesi gerektiğini belirterek farklılıklar üzerinden bölünmeye karşı topluma birleşme çağrısı yaptı. Suna Uzuntel, “Önümüzdeki dönem açısından emperyalist savaşlara izin vermeyecek, antiemperyalist bir mücadelenin parçası olacak; bölgede barışı, adaleti, ülkede demokrasiyi savunacak bir mücadele hattına ihtiyacımız var. Bizi bölüp parçalamaya ve birleşmemizin önüne geçmeye çalışsalar da dil, din, ırk fark etmeksizin birleşmeye ihtiyacımız var. Geniş halk kesimlerinin, Türkiye’de de dünyada da barışa neden ekmek kadar, su kadar ihtiyaç olduğunu anlaması gerekiyor. Bugün gündelik yaşantımızın neden doğrudan etkilendiğini görmemiz lazım. Bunları birlikte tartışmadan ve ele almadan yürütülen tartışma, bizi çok soyut bir barış tartışmasına sıkıştırıyor. Sanıyorum öncelikle buradan başlamak lazım” dedi.







