İki kentte 25 Kasım startı: Mücadeleyi büyütelim
- 15:15 8 Kasım 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ- TJA, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Mersin ve Wan’da eylem ve etkinliklerin startını verdi. Kadınlar, şiddete, sömürüye, ayrımcılığa ve erkek egemen zihniyete karşı mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.
Tevgera Jinen Azad (TJA), “Öz güç ve özgür iradeyle şimdi kadın zamanı” şiarıyla 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Wan ve Mersin’de eylem ve etkinliklerin startını verdi.
Mersin
Tevgera Jinên Azad-TJA, Mersin’de 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nün startını verdi. Kadınlar start kapsamında çok sayıda kadının katılımıyla önce Akdeniz ilçesinde bulunan Sanatolia Kolektif Atölyeleri binasında bir araya gelerek kahvaltı düzenledi. Ardından çalınan müzikler eşliğinde halaya durdu.
Kahvaltı etkinliği ardından kadınlar buradan Portakal Anıtı’na kadar yürüyüş düzenledi. Kadınlar, “Öz güç ve özgür iradeyle şimdi kadın zamanı" pankartı açan kadınlar, yürüyüş boyunca, “Jin jiyan azadî”,“Barışın mimari İmralı’dadır”, “Kadınlar savaş değil barış istiyor” sloganları attı. Portakal Anıtı’na varan kadınlar burada açıklama yaptı. Açıklamayı TJA Aktivisti Meral Gültekin okudu.
Mersin gibi farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin bir arada yaşadığı, yoğun göç alan ve çok yönlü toplumsal dinamitlere sahip bir kentte kadınların karşı karşıya kaldığı sorunlar bu gerçeklikten bağımsız değildir diyen Meral Gültekin, “Kadın yoksulluğu, güvencesiz çalışma, emeğin görünmez kılınması, ayrımcılık, anadil üzerindeki baskılar ve toplumsal dışlanma kadınların yaşamını zorlaştırmaktadır. Tarımda, hizmet sektöründe, sanayide ve ev ç emekte çalışan kadınlar hem ekonomik sömürüye hem de erkek egemen zihniyetin baskısına maruz kalmaktadır. Göçle kente gelen kadınlar, genç kadınlar ve çocuklar ise eşitsizliklerin ve güvencesizliğin farklı biçimleriyle karşı karşıya bırakılmaktadır” şeklinde konuştu.
‘Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez’
Kürt Halk Önder Abdullah Öcalan’ın tarafından başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla gelişen süreçle birlikte, kadın özgürlüğü ve demokratik toplumun inşası açısından önemli gördüklerini belirten Meral Gültekin, “Barışın kalıcılaşması, kadınların eşit ve özgür biçimde yaşamın her alanında söz ve karar sahibi olmasıyla mümkündür. Kadınların özgür olmadığı bir toplumda demokratik yaşamdan ve gerçek bir barıştan söz edilemez. Bu nedenle kadın öncülüğünde demokratik toplumun inşasını büyütmek, özgür eş yaşamı toplumsallaştırmak ve kadın dayanışmasını güçlendirmek mücadelemizin temel hedefidir. Buradan Mersin’de yaşayan bütün kadınlara çağrımızdır: Şiddete, sömürüye, ayrımcılığa, yoksulluğa, kadın düşmanlığına ve erkek egemen zihniyete karşı sesimizi ve mücadelemizi birleştirelim. Evlerden sokaklara, mahallelerden meydanlara kadar kadın dayanışmasını büyütelim” diye konuştu.
Wan,
TJA, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Wan’da gerçekleştirilecek eylem ve etkinliklerin startını, Serav (Saray) Sınır Kapısı önünde yaptıkları basın açıklamasıyla verdi. Açıklamada, “Bi hêza cewherî û bi vîna azad niha dema jinê ye. Öz güç ve özgür iradeyle şimdi kadın zamanı” yazılı pankart taşınırken sık sık “Jin, jiyan, azadî”, “Bijî tekoşîna jinan” sloganları atıldı. Açıklamaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ve Öznur Bartın, Barış Anneleri, çok sayıda kadın örgütü ve kadın katıldı. Basın metnini kadınlar adına TJA aktivisti Şehrenaz Gezici okudu.
‘Şiddet belirli bir coğrafyanın sorunu değildir’
Şehrenaz Gezici, startın sınır kapısında verilmesinin nedeninin, kadına yönelik şiddetin uluslararası bir şiddet politikası olduğunu görünür kılmak olduğunu ifade etti. Sınırların kadınların yaşamlarını, mücadelelerini ve özgürlük arayışlarını birbirinden ayıramayacağını belirten Şehrenaz Gezici, “İran’da kadınlar, özgürlük ve eşitlik talepleri nedeniyle gözaltına alınmakta, işkenceye ve ağır cezalara maruz bırakılmakta; kadın hakları savunucuları ve politik mahpuslar idam tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır. Pexşan Ezîzî, Werîşe Muradî ve Şerife Muhammedî gibi kadınların ölüm cezalarıyla karşı karşıya bırakılması, kadınların politik ve toplumsal mücadelelerinin nasıl cezalandırılmak istendiğinin somut örnekleridir. Barışçıl insani faaliyetleri ve kadın özgürlüğü mücadelesiyle bağlantılı suçlamalar üzerinden verilen bu cezalar, adil yargılanma ve yaşam hakkı bakımından ciddi insan hakları ihlalleri doğurmaktadır” dedi.
‘Rojava’da kadınların hakkı güvenceye alınmalı’
Rojava’da yaşananların, kadınların savaş ve çatışma politikaları içerisinde nasıl hedef hâline getirildiğini gösterdiğini dile getiren Şehrenaz Gezici, “Kadınların yıllardır büyük emek ve bedellerle oluşturduğu toplumsal kazanımların, demokratik yaşam deneyimlerinin ve özgürlük mücadelelerinin hedef alınması, yalnızca belirli bir coğrafyaya yönelik saldırı olarak değerlendirilemez. Uluslararası insancıl hukuk, silahlı çatışmalarda sivillerin korunmasını ve insan onuruna yönelik saldırıların önlenmesini açık biçimde güvence altına almaktadır. Bu nedenle Rojava’da ve Kuzey-Doğu Suriye’de gerçekleşen ihlaller bağımsız biçimde soruşturulmalı, sorumlular hesap vermeli ve kadınların yaşam hakkı güvence altına alınmalıdır” şeklinde konuştu.
Özel savaş politikaları ve şiddet
Kürdistan’da yaşayan kadınlar açısından şiddetin, erkek egemen toplumsal ilişkilerle sınırlı kalmadığını vurgulayan Şehrenaz Gezici, militarizm, özel savaş politikaları, zorla yerinden edilme, anadil üzerindeki baskılar ve politik kimlik nedeniyle yaşanan ayrımcılıklar ve şiddetin iç içe geçtiğini söyledi. Şehrenaz Gezici, “Kadınların kendi kültüründen, tarihinden ve toplumsal değerlerinden koparılmaya çalışılması; genç kadınların ve çocukların uyuşturucu, fuhuş ve çeşitli sömürü mekanizmalarının içerisine sürüklenmesi; doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi ve kadın emeğinin üretimden uzaklaştırılması, toplumsal yaşamı hedef alan çok boyutlu politikaların bir parçasıdır. Bu nedenle Kürdistan’da kadına yönelik şiddeti değerlendirirken coğrafyanın özgün koşullarını, militarizmi ve özel savaş politikalarını görmezden gelemeyiz” diye ifade etti.
‘Faillerin cezasız bırakılmaması devletin sorumluluğudur’
Şehrenaz Gezici, kadın katliamlarının, şüpheli kadın ölümlerinin, cezasızlığın ve ekonomik eşitsizliklerin kadınların yaşam alanlarını daralttığını kaydederek, “Gülistan Doku’nun akıbetinin hâlâ aydınlatılmamış olması, Rojin Kabaiş dosyasındaki adalet arayışının sürmesi ve kadın ölümlerinin etkin biçimde soruşturulmasına yönelik talepler, kadınların adalet mücadelesinin neden bu kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Kadınların yaşam hakkının korunması, yalnızca cinayetlerden sonra faillerin cezalandırılmasıyla sınırlı değildir. Şiddetin önlenmesi, kadınların korunması, etkin soruşturma yürütülmesi ve faillerin cezasız bırakılmaması devletin hukuki sorumluluğudur” diye belirtti.
‘Kadınların özgürleşmediği toplumda barıştan söz edilemez’
Kadınların özgürleşmediği bir toplumda gerçek anlamda demokratik bir yaşamdan ve toplumsal barıştan söz edilemeyeceğini vurgulayan Şehrenaz Gezici, “Barış yalnızca silahların susması, sınırların korunması ya da siyasi aktörler arasında yürütülen görüşmelerden ibaret değildir. Barış; kadınların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olduğu, eşit yurttaşlar olarak karar mekanizmalarında yer aldığı, ekonomik ve toplumsal olarak özgürleştiği, kimliğiyle ve anadiliyle yaşayabildiği bir toplumsal düzenin kurulmasıdır. Kadınların kurucu özne olmadığı bir barış, kadınların yaşamında karşılık bulmayacak ve toplumsallaşamayacaktır” sözlerine yer verdi.
‘Eşit ve özgür bir yaşamı birlikte inşa edeceğiz’
Şehrenaz Gezici, son olarak şunları söyledi: “Bugün Saray sınır kapısından yükselttiğimiz ses, yalnızca bu coğrafyaya değil, dünyanın dört bir yanında özgürlük ve eşitlik mücadelesi veren bütün kadınlaradır. Şiddet sınır tanımıyor olabilir; ancak kadınların dayanışması ve özgürlük mücadelesi de sınırlarla durdurulamaz. Kadınların yaşam hakkını, özgür iradesini ve toplumsal mücadelesini hedef alan hiçbir politikaya boyun eğmeyeceğiz. Kadınların öz gücüyle, ortak iradesiyle ve örgütlü mücadelesiyle şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşamı birlikte inşa edeceğiz”
Açıklama sloganlarla sona erdi.








