Gurbetelli Ersöz hakikat arayışçılarına omuz vermeye devam ediyor
- 09:05 8 Ekim 2026
- Portre
Melike Aydın
İSTANBUL - Türkiye ve Kürdistan basın tarihinin önemli dönüm noktalarından birini temsil eden Türkiye’nin ilk kadın genel yayın yönetmeni Gurbetelli Ersöz, bıraktığı mirasla hakikatin izini sürenlere omuz vermeye devam ediyor.
Türkiye ve Kürdistan basın tarihinde önemli bir kırılma noktasını temsil eden Gurbetelli Ersöz, egemen medyanın eril ve devlet odaklı anlatılarının ötesinde özgün bir habercilik metodolojisi geliştirdi. Steril laboratuvar ortamları yerine hakikatin izinden gitmeyi tercih eden Gurbetelli Ersöz, yaşamı ve bıraktığı mirasla hakikatin izini süren gazetecilere ve kadınlara omuz vermeye devam ediyor.
Kadın mücadelesinin öznesi
Gurbetelli Ersöz, 11 Temmuz 1965 tarihinde Xerpêt’in Palu ilçesine bağlı Ziver köyünde doğdu. Doğduğu sırada babası Talip Ersöz, Almanya’da işçi olarak çalışmakta ve gurbette bulunmaktaydı. Bundan ilhamla kızına “Gurbetelli” adını vermişti. 10 yaşına kadar ana dili Kırmançki’yi özgürce konuşabildiği köyünde yaşadı. 1975’te babasının memlekete dönmesinin ardından ailece Adana’ya taşındılar. Gurbetelli Ersöz, Adana’da devletin eğitim kurumlarında Kürt çocuklarına uygulanan asimilasyon baskılarına maruz kaldı. Kurmançki etkisindeki Türkçesine rağmen ilkokulu birincilikle bitirdi. Üstelik gelenekçi toplumsal kodların belirleyici olduğu bir çevrede, bir kız çocuğu olarak eğitimini sürdürmesi kadınlar üzerinde özgürleştirici bir etki yarattı. Gurbetelli Ersöz, daha büyürken devrimin öznesi olmuştu.
Kendini bulma süreci: Ben neyim, ne yapacağım?
Yükseköğrenimini Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü’nde tamamlayan Gurbetelli Ersöz, aynı üniversitede yüksek lisansının ardından araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. Fen Bilimleri Enstitüsü’nde “Çevre ve Enerji” (reaktör kimyası) üzerine akademik çalışmalar yürüttü. Ancak Gurbetelli Ersöz, dış dünyadan yalıtılmış steril laboratuvar ortamı yerine dışarının keskin gerçeklerine dokunmayı tercih edecekti. 1986’da gerçekleşen Çernobil Nükleer Patlaması ve 1988’deki Halepçe Katliamı, Gurbetelli Ersöz’ün yaşamında dönüm noktası oldu. Çernobil’in ekolojik yıkımına bilim dünyası sessiz kaldığı gibi Halepçe’deki Kürt soykırımına da dünya kamuoyu sessiz kalıyordu. Kendine “Ben neyim, ne yapacağım?” diye soran Gurbetelli Ersöz, akademik kariyerini bırakarak politik ve toplumsal mücadeleye katıldı.
Devlet mekanizmalarıyla yüzleşme
Gurbetelli Ersöz, üniversite yıllarında Hedef dergisi çevresinde politikleşmişti. Kürt sorununu merkezine alan dergi, Kürdistan’ı sömürge olarak tanımlıyordu. Derginin ana gündemleri arasında yer alan 1986 Çernobil Nükleer Patlaması, 1988 Halepçe Katliamı ve cezaevlerindeki hak ihlalleri, onun politik perspektifini etkiledi ve gençlik hareketlerine katılmasında etkili oldu. 1989-1990 yıllarında yürüttüğü siyasi ve düşünsel faaliyetler gerekçe gösterilerek 1990’ların başında ilk kez gözaltına alındı. Ağır işkencelerle geçen 14 günlük gözaltı sürecinde ve ardından başlayan açlık grevlerinde devlet mekanizmalarıyla yüzleşti. İşkencede sergilediği tutumu, “Öyle çok işkence yaptılar ki ya ölecek ya da direnecektim; ben yaşamayı seçtim” sözleriyle anlatacaktı.
‘Steril laboratuvarlardan hakikat gazeteciliğine geçiş’
Cezaevinde geçirdiği sürenin ardından tahliye edildiğinde akademideki görevine son verilmişti. Bu durum, onun hakikat arayışını basına taşımasına neden oldu. Bayrampaşa Cezaevi’nde geçirdiği altı buçuk aylık süreyi düşünme ve yayıncılık pratiğine hazırlık evresi olarak değerlendirmişti. Tahliye edildikten sonra gazeteciliğe başladı. Kürt özgürlük mücadelesi giderek güçlenirken ve gündem bütün ağırlığıyla akarken, güncel gelişmeleri aktarmaya haftalık gazeteler yetişemiyordu. Bu nedenle 30 Mayıs 1992’de Özgür Gündem kuruldu. Gurbetelli Ersöz, cezaevinden tahliye edildikten bir süre sonra, 1993’te Özgür Gündem’de yazmaya başladı.
Türkiye basınının fark etmediği devrim: İlk kadın genel yayın yönetmeni
Özgür Gündem, Türkiye’de devletin resmi söyleminin dışına çıkarak Kürdistan’da yaşanan hak ihlallerini, köy boşaltmalarını, faili meçhul katliamları ve kontrgerilla faaliyetlerini belgeliyor ve geniş yankı uyandırıyordu. Gurbetelli Ersöz, kısa bir süre sonra gazetenin başına geçerek bir ilke imza attı ve Türkiye’nin ilk kadın genel yayın yönetmeni oldu. Sembolik olarak göreve gelmiş biri değildi; görev sürecinde haber dilinde ve yönetim anlayışında köklü bir zihniyet dönüşümü başlattı. Gurbetelli Ersöz, haber odasında dikey hiyerarşiyi reddeden, çalışma arkadaşlarıyla eşitlikçi ilişkiler kuran, dinleyen ama aynı zamanda kararlı ve cesur bir yönetim tarzı geliştirdi. İnsan Hakları Derneği (İHD) MYK üyesi Eren Keskin’in gözlemlerine göre, haber diline ilk kez sistemli bir şekilde kadın bakış açısını dahil etti. Kadına yönelik ev içi şiddet ile devlet kaynaklı şiddet haberleri, Türkiye medyasında ilk kez Özgür Gündem sayfalarında bu derece görünür oldu ve politik derinlik kazandı.
Genel yayın yönetmenliği yapması resmi olarak engellendi
Gurbetelli Ersöz’ün genel yayın yönetmenliği yaptığı dönem, gazete çalışanlarına, muhabirlere ve hatta dağıtımcılara yönelik saldırıların ve suikastların yaşandığı bir süreçti. Gazete bürolarının basıldığı, çalışanların suikastlarla katledildiği bir ortamda gazeteyi yayına hazırlamak, ölümü göze almak demekti.
Bir muhabirin ya da dağıtımcının öldürülmediği günlerin sevinçle karşılandığı bu süreçte sorumluluk alan Gurbetelli Ersöz, soğukkanlılığı, kararlılığı ve moraliyle haber merkezinin birleştirici gücü oldu.
Bir muhabirin ya da dağıtımcının öldürülmediği günlerin sevinçle karşılandığı bu süreçte sorumluluk alan Gurbetelli Ersöz, soğukkanlılığı, kararlılığı ve moraliyle haber merkezinin birleştirici gücü oldu.
10 Aralık 1993 Dünya İnsan Hakları Günü’nde Özgür Gündem’in İstanbul’daki merkez binası yüzlerce polis tarafından basıldı. Gurbetelli Ersöz ve 100’den fazla gazete çalışanı gözaltına alındı. Gurbetelli Ersöz tutuklanarak Sağmalcılar Cezaevi’ne gönderildi. 1994’te tahliye oldu. Ancak hakkındaki davalar ve getirilen yasaklar nedeniyle resmi olarak genel yayın yönetmenliği yapması engellendi. Bir süre gazetenin mutfağında yer aldı, haberleri imzasız yayımlandı.
‘Yönünü dağlara çevirdi’
Hakkında açılan onlarca dava, mahkûmiyet içeren onaylı cezalar ve gazete üzerindeki yasal ablukalar, Gurbetelli Ersöz’ün gazetecilik imkânlarını, hatta şehirde özgürce yaşama koşullarını adım adım ortadan kaldırdı. “Buralarda bir şey yapamıyorum artık, üretemiyorum” diyen Gurbetelli Ersöz, 1995 yılında yönünü dağlara çevirdi ve PKK saflarına katıldı. Onun gerilla mücadelesine katılma kararı, gerillaya katılan birçok Kürt genciyle aynı yerde birleşiyordu; şehirde yaşamak mümkün değildi, ya itaat edecek ya da direnecekti. O, direnmeyi seçti. İlk davasından aldığı ceza nedeniyle sekiz yıl daha cezaevinde kalma tehdidi, sokakta bir gazeteci olarak özgürce hareket etme imkânını tamamen ortadan kaldırmıştı.
‘Gurbetelli’nin Güncesi: Özgürlüğü ve köleliği anlama’
Dağ yaşamında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tavsiyesiyle günce tuttu. Sonradan “Gurbet’in Güncesi: Yüreğimi Dağlara Naksettim” adıyla kitaplaştırılan günlükler, Gurbetelli Ersöz’ün dağdaki entelektüel, estetik ve felsefi arayışlarını ortaya koydu. Günlüklerinde dağları ve doğayı, askeri bir coğrafya olmanın ötesinde, yabancılaşmanın aşıldığı ve özgür kadının yeniden inşa edildiği felsefi bir mekân olarak tanımladı. Güncesinde, dağların özgürlüğü ve köleliği yeniden anlamlandırmasını ve Abdullah Öcalan’ın verdiği savaşı daha net görmesini sağladığını şöyle anlatıyor:
“Devrimin zoru başarmak olduğunu anlamak, güzeli yaratmanın bunu kendinde başarmanın mutlak olduğunu an be an, gün be gün yaşamak çok önemliydi. Özgürlüğü ve köleliği yeniden özümseme, bunu her tavır, duruş, söze hâkim kılmak çok önemli oldu. Örgüt olmanın bilincine yeni yeni ulaştığımı söyleyebilirim ve en çarpıcı olanı, Önderliğin verdiği savaşı bu sahalarda çok daha net gördüm. Parti Önderliği’nin ‘Dağlarla, vatanla bütünleşerek kendini bulmalısın’ belirlemesini esas aldım. Vatan, dağlar büyüleyici Başkan’ım. Burada kişilikler çok net açığa çıkıyor, zayıflıklar kadar gerçek gücün ne olduğu da belirginleşiyor. Düşünce gücü gelişip pratikleştikçe özgürlük de anlamını buluyor. Eskiden dağlar yüreğimdeydi ama yüreğimi dağlara nakşetmenin savaş olduğunu gördüm. Sonsuz güzellikler ortamında, çirkinliklere karşı savaş zorlu; kayada boy veren dağ lalelerinin asiliği gibi. Çok yönlü savaş gerçekten güçlendiriyor ki bu, fiziğime bile yansıdı.”
Yaşadığı her yerde kadın mücadelesi verdi
Gurbetelli Ersöz, güncesinde kadının kendi cinsini sevmesinin hayati önemini vurguladı; cinsler arası geleneksel kalıpların kırılmasıyla özgür kadın kimliğinin kolektif bir şekilde kurulabileceğini savundu. Gurbetelli Ersöz, kadın mücadelesini bulunduğu her yerde verdi. Kadın gerillaların doğa karşısında başarılı olamayacakları inancına karşı “kendini kanıtlama” çabası güncesine sinmişti. Ancak güncesinde, “yüce davaya sahip olmanın, yaşamı sevmenin” kişinin kendi cinsini sevmemesiyle uyuşamayacağını söyleyen Gurbetelli Ersöz, cins sevgisine de değinmişti: “Yaşam karşısındaki duruşumuz, durumumuz insanca mıdır? Yüksek-yüce davanın sahibi olma, yaşamı sevme. Kadının cinsini sevmemesi düşünülebilir mi? Sevgi denilince neden hep karşı cinse sevgi akla geliyor? Böylesi bir sevgi mi kişiyi yürütüyor? Ya benim gibi sevilecek o kişi bulunmamışsa! Evet, zaman zaman hoşlanılan, beğenilenler oldu ama sevgi yok! Onu, onları ben yaşatacağım. Tıpkı Agir gibi! ‘Nasıl yaşamalı?’ sorusuna cevap ararken, onun bireylerini yaratmanın savaşımını verirken, diğer tarafta ve en önemlisi, yaşamımızı korumamız lazım. Yaşam hakkımızı yeniden sorgulamalıyız. Yaşama ne kadar hakkını veriyoruz, yaşamı ne kadar temsil ediyoruz! Ölü yanlarımız ne kadar?”
Kadın mücadelesinin simgesi oldu
Gurbetelli Ersöz, 8 Ekim 1997 tarihinde Güney Kürdistan’da meydana gelen bir çatışmada yaşamını yitirdi. Köyde, şehirde ve dağlarda sürdürdüğü yaşamıyla, entelektüel duruşunu yaşamına nakşetmiş bir kadın olarak kadın mücadelesinin simgelerinden biri oldu.
Egemen Türk basını ve feminist hareketin sınırları
Gurbetelli Ersöz’ün Türkiye basın tarihinin ilk kadın genel yayın yönetmeni olması, objektif bir medya tarihi anlatısında devrimci bir eşik olarak kaydedilmeyi hak ediyor. Ancak egemen Türk basını ve ana akım feminist hareket tarafından büyük ölçüde görmezden gelindi veya marjinalleştirildi. Bu görünmez kılma politikası, devletin egemen milliyetçi kodlarla oluşturulmuş ideolojik çerçevesiyle doğrudan ilişkiliydi. Özgür Gündem’i ve onun yöneticilerini doğrudan kriminalize eden söylem,
Gurbetelli Ersöz’ün bir bilim kadını ve gazeteci olarak başarısının, Kürt kimliği ve devletin resmi söylemine muhalif duruşu nedeniyle yok sayılmasına neden oldu. Türkiye medyasındaki ilk kadın genel yayın yönetmeni unvanını dahi Gurbetelli Ersöz’e vermekten kaçınan bu yaklaşım, resmi ideolojiye uygun hareket eden kadın yayıncıları öne çıkararak Gurbetelli Ersöz’ü tarihsel hafızadan silmeye çalıştı.
Gurbetelli Ersöz’ün bir bilim kadını ve gazeteci olarak başarısının, Kürt kimliği ve devletin resmi söylemine muhalif duruşu nedeniyle yok sayılmasına neden oldu. Türkiye medyasındaki ilk kadın genel yayın yönetmeni unvanını dahi Gurbetelli Ersöz’e vermekten kaçınan bu yaklaşım, resmi ideolojiye uygun hareket eden kadın yayıncıları öne çıkararak Gurbetelli Ersöz’ü tarihsel hafızadan silmeye çalıştı.
Türkiye’de 1980 ve 1990’larda gelişen ana akım feminist hareket ise ataerkiye karşı önemli bir mücadele yürütmüş olsa da ulus-devlet sınırlarına sıkıştı. Kürdistan’da yaşanan katliamlar, faili meçhuller ve Kürt kadınlarının maruz kaldığı ataerki ile sistematik devlet şiddeti, ana akım feminist hareketin analizlerinde yeterince yer bulmadı. Öte yandan Gurbetelli Ersöz’ün temsil ettiği siyasi çevre, hem feminist bir yayıncılık hamlesi yapıyor hem de Kürt özgürleşme mücadelesini aynı potada buluşturuyordu. Bu durum, Gurbetelli Ersöz’ün kadın odaklı medyadaki öncü rolünün Türkiye feminist literatüründe hak ettiği yeri almasını uzun süre engelledi.
Kürt basın tarihinde dönüm noktası
Gurbetelli Ersöz öncesi dönemde, 1898’de yayımlanan Kürdistan Gazetesi ile başlayan ve Hawar gibi dergilerle süren erken yayıncılık, büyük ölçüde erkek entelektüellerin öncülük ettiği bir nitelik taşımaktaydı. Bu süreçte kadınlar tekil yazarlar veya figürler olarak yer alsa da yayın politikalarını belirleyen ya da kadın odaklı haber dili kuran bir mekanizmanın parçası olamadılar. 1990’ların başında yayımlanan Yeni Ülke gibi haftalık gazeteler kitleselleşmenin ilk adımlarını atsa da kadınların basındaki varlığı sınırlı düzeyde kaldı.
Gurbetelli Ersöz dönemiyle birlikte Özgür Gündem, Kürt basınına gündelik, profesyonel ve kitlesel bir boyut kazandırdı. Gurbetelli Ersöz’ün genel yayın yönetmenliğiyle kadınlar ilk kez karar alma mekanizmalarının merkezinde yer aldı. Bu durum kadın muhabirlere cesaret verdi. Gurbetelli Ersöz’ün bıraktığı miras, 2012’de kurumsal ve özerk kadın yayıncılığına dönüştü. Dünyanın ilk tümüyle kadın çalışanlardan oluşan haber ajansı olan JINHA (Jin Haber Ajansı), ardından kurulan Gazete Şujin ve yayına devam eden JINNEWS Haber Ajansı, NuJINHA, Jin Dergi ile görsel alanda JIN TV bu çizginin mirasını taşıyor.
Gurbetelli Ersöz’ün yaşamını yitirdiği gün, Kürt kadın gazeteciliğinin tarihsel hafızasında önemli bir yere sahip oldu. 7 Ekim ise 2014 yılında Kürt Kadın Gazeteciler Günü olarak kabul edildi ve Gurbetelli Ersöz Kadın Gazetecilik Ödülleri ile bu gelenek kurumsallaştırıldı. Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) de Gurbetelli Ersöz’ü derneğin daimi başkanı kabul ederek onun mesleki mirasını yaşatmaya devam ediyor.








