Werişe Muradi: Hiçbir cezaevi İran’daki direnişi durduramaz
- 21:08 7 Ocak 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - Evin Cezaevi’nden mesaj gönderen Kürt siyasi tutsak Werişe Muradi, İran’daki protestolara dair dayanışma çağrısı yaparak, kadınların bu mücadelenin öncüsü olduğunu ve özgürlüğün toplumun kalbinde var olduğunu vurguladı.
Kürt siyasi tutsak Werişe Muradi, tutuklu bulunduğu Evin Cezaevi’nden İran’daki protestolara destek mesajı gönderdi. Muradi, protestocularla dayanışma içinde olduğunu belirterek, yaşananların baskı ve şiddetle ayakta duran sistemin sonucu olduğunu ifade etti.
Werişe Muradi mesajında şu değerlendirmelerde bulundu:
“İran’ın farklı şehirlerinde, özellikle İlam ve Kirmanşah’taki mevcut protestolar; hayatı ve insan onurunu top, silah, hapis ve idamla rehin alan bir sistemin doğrudan sonucudur. Melikşahi’deki katliam, bu sistemin acımasızlığının ve çaresizliğinin açık göstergesidir. Baskı ve kan ne meşruiyet sağlar ne de istikrar getirir; aksine kolektif direnişi ve iradeyi yeniden üretir.”
Kadınların mücadelenin öncüsü olduğunu vurgulayan Muradi, sürecin “Jin, jiyan, azadî” tarihsel kopuşunun devamı olduğunu belirtti.
Werişe Muradi’nin mesajının tam metni şöyle:
“Ne dini despotizm ne monarşi; Jin, Jiyan, Azadî
Bu sözler, idam ve baskının sesiyle sürekli yankılanan hücrelerin yanı başında, cezaevi duvarlarının arkasından yazılıyor. Güç, bedenleri hapse atabileceğini, sesleri susturabileceğini ve halkın iradesini kırabileceğini sanıyor. Ancak tarih defalarca göstermiştir ki hiçbir duvar, hiçbir parmaklık ve hiçbir ip, direniş ateşini söndürememiştir.
İran’ın farklı şehirlerinde, özellikle İlam ve Kirmanşah’taki protestolar, hayatı ve insan onurunu top, silah, hapis ve idamla rehin alan başarısız bir sistemin ürünüdür. Melikşahi’deki katliam, bu sistemin acımasızlığının ve çaresizliğinin çıplak göstergesidir. Kan ve baskı ne meşruiyet yaratır ne de istikrar sağlar; aksine direnişi ve kolektif iradeyi yeniden üretir.
Bu yol, ‘Jin, jiyan, azadî’ tarihsel kopuşunun devamıdır. Bu kopuş, toplumu hem dini despotizmden hem de monarşinin geri kalmış kutuplarından geçirmiştir. Kadınlar bu mücadelenin yalnızca sembolü değil; ataerkil ve otoriter güç düzenlerini sorgulayan gerçek öncüleridir. Kadınların sahadaki varlığı, özgürlüğün toplumun kalbinde var olduğunu ve hiçbir diktatörün, kralın ya da gerici sistemin bunu ele geçiremeyeceğini göstermektedir.
Kürdistan halkı, tarih boyunca kritik anlarda toplumsal örgütlenmeye ve canlı direniş hafızasına dayanarak, her güç merkezinden bağımsız ve bilinçli biçimde sahada yer aldığını kanıtlamıştır. Bu mücadele, özgürlüğü bir vaat olarak değil, eylem olarak görür. Bu coğrafya, tarihin nostaljik kraliyet anlatılarıyla değil; eylem, direniş ve fedakârlıkla yazıldığını göstermiştir.
Bugün mesele bir geri dönüş değildir; ne tahta ne de İslamcı sistemin yeniden üretimine dönüş. Mesele, her iki gerici güç biçimini tarihsel olarak aşmaktır. Bu yolun liderliği halkın elindedir; ne dünün kralları ne de bugünün yöneticileri. Biz, tüm halkların, kimliklerin ve inançların katılımıyla kendi kaderini tayin eden, demokratik ve çok sesli bir topluma inanıyoruz.
Özgürlük, tam da bu toplumun içinde vardır ve hiçbir cezaevi, idam, baskı ve güç bu tarihsel süreci durduramaz.”







