Şêxmeqsût ve Eşrefiyê’ye saldırılar: Hedef demokratik yaşam modeli
- 09:03 13 Ocak 2026
- Güncel
Büşra Turan- Rozerin Gültekin
WAN- Suriye’nin Halep kentindeki Şêxmeqsût ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılara tepki gösteren siyasetçiler Gönül Uzunay ve Gülşen Kurt, HTŞ ve DAİŞ bağlantılı çetelerin sivil halkı hedef aldığını belirterek, dünyanın buna sessiz kalmaması gerektiğini vurguladı.
HTŞ çeteleri Halep’in Şêxmeqsût ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırıları sürerken, saldırılarda çok sayıda sivilin katledildiği ve yaralandığı bildirildi. Bölgedeki saldırıların, Rojava’da kadın öncülüğünde inşa edilen demokratik yaşam modelini ve halkların birlikte yaşam iradesini hedef aldığı belirtilirken, Kürdistan’ın dört bir yanında halklar, Suriye ve Rojava’ya yönelik saldırılara karşı dayanışma çağrıları yükseltiyor.
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Wan İl Eşbaşkanı Gönül Uzunay ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Wan İl Eşbaşkanı Gülşen Kurt, saldırılara dair değerlendirmelerde bulundu.
‘DAİŞ bitmedi sahaya sürülmek isteniyor’
Saldırılara değinen Wan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Gönül Uzunay, HTŞ’ye bağlı ve DAİŞ bağlantılı çetelerin sivil halkı hedef aldığını söyledi. Gönül Uzunay, “Kürt halkı nezdinde tüm halklara çetelere bağlı bir yönetim dayatılmaya çalışılıyor. Rojava’da 15 yılı aşkın süredir YPG ve YPJ öncülüğünde, Kürt halkı ve özellikle Kürt kadınların öncülüğünde DAİŞ ve benzeri çetelere karşı büyük bir direniş yürütüldü. Ancak bugün Şam’da kurulan geçici hükümetle birlikte DAİŞ’in bitmediğini, sadece HTŞ adı altında yeniden sahaya sürülmek istendiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Saldırılar çözüm karşıtı bir yaklaşımın ürünü’
Rojava’ya yönelik saldırıların, Türkiye’de Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ve bölgede demokratik entegrasyon tartışmalarının yürütüldüğü bir dönemde gerçekleştiğine dikkat çeken Gönül Uzunay, bu saldırıların çözüm karşıtı bir yaklaşımın ürünü olduğunu belirtti. Gönül Uzunay, “Birkaç gün önce ABD ve İsrail’in de yer aldığı, HTŞ hükümetinin bulunduğu bir toplantının ardından Kürt halkına yönelik saldırıların başlaması tesadüf değildir. Bu durum, ne kapitalist ve emperyalist ülkelerin ne de HTŞ gibi çeteci bir geçici hükümetin çözümden yana olmadığını gösteriyor. Çeteci bir yönetim inşa edilmeye çalışılıyor ve bununla Kürt halkı nezdinde mücadele ruhu kırılmak isteniyor. Ancak Rojava, nasıl ki bir kadın devrimi olarak ve Kürt halkının direnişiyle insanlık onurunu savunan, tarihe geçen bir devrim olduysa bugün de aynı dirençle bunu göstermeye devam ediyor” dedi.
‘Dünya çeteci ve katliamcı yapılara karşı durmalı’
Rojava’ya ve Halep bölgesine yönelik saldırılara karşı dayanışma çağrısı yapan Gönül Uzunay, Kürt halkı ve demokratik toplum çevreleri olarak bölgedeki tüm halkların yanında olduklarını ifade etti. Gönül Uzunay, “Kürtler, Aleviler, Azeriler başta olmak üzere katliam eşiğinde olan tüm halkların yanındayız. Özellikle Kürt halkı olarak halkların yanında olduğumuzu buradan bir kez daha dile getirmek istiyoruz. Çağrımız tüm dünyayadır; bu çeteci ve katliamcı yapılara karşı durulması gerekiyor. Birkaç gün önce DAİŞ amblemiyle, HTŞ adı altında yeniden saldırıya geçildiğini gördük. Buna artık göz yumulmamalıdır. DAİŞ ve benzeri katliamcı, barbar çeteler dünya halkları için büyük bir tehdittir ve tüm halkların, tüm devletlerin buna karşı ses çıkarması gerekmektedir. Özellikle Kürt halkının Rojava’da elde ettiği kazanımları korumak herkesin boynunun borcudur. Çünkü Kürt halkı ‘Jin Jiyan Azadî’ felsefesiyle kadınların, gençlerin ve tüm toplumun teminatı olmuştur ve bu teminatı korumak hepimizin boynunun borcudur” şeklinde konuştu.
‘Abdullah Öcalan’ın çağrısı Rojava için bir çözüm önerisidir’
27 Şubat 2025’te yapılan Barış ve Demokratik Toplum çağrısının kapsamına dikkat çeken Gönül Uzunay, bu çağrının yalnızca Türkiye’ye değil, bölgeye ve dünyaya yönelik olduğunu vurguladı. Gönül Uzunay, “Bu çağrı, kapitalizmin geldiği noktaya alternatif bir çözüm odağı olduğu gibi, Kürt halkının yüzyılı aşkın süredir dört parçaya bölünmüşlüğüyle ortaya çıkan Kürt sorununun da yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını göstermektedir. Dört parçada ve dünyada Kürtlerin hak arayışı, Kürtler nezdinde tüm mazlum halkların hak arayışıdır. Bu çağrıyla birlikte demokratik entegrasyon yalnızca Türkiye ya da Bakur Kürdistanı bağlamında değil, Rojava özelinde de tartışılan bir modeldir. Çünkü Ortadoğu tek bir dilin, tek bir milletin ya da tek bir inancın olduğu bir bölge değildir. Binlerce dilin, onlarca kimliğin olduğu bir coğrafyadır. Ayrıştırıcı politikalar bu coğrafyada kalıcı olamaz. Baas rejimini de bu ayrıştırıcı rejim getirmişti. Sayın Abdullah Öcalan’ın bu çağrısı ve paradigması Rojava için de bir çözüm önerisidir. Nitekim 10 Mart mutabakatıyla da bu başlıklar gündemleştirilmiştir” dedi.
‘Savaşın sürdüğü ortamda tek çözüm Öcalan’ın çağrısıdır’
Gönül Uzunay, DAİŞ zihniyetinin HTŞ üzerinden bölgede yeniden canlandırılmaya çalışıldığını belirterek, bu durumun çözümsüzlüğü derinleştirdiğini ve tüm bölge açısından ciddi bir tehlike yarattığını söyledi. Gönül Uzunay, “Colani’nin dışarıdan soyut bir figür gibi gösterilmesi, perde arkasında bazı devletlerle, özelde de Türkiye’nin baskılayıcı politikalarıyla yürütülen görüşmeleri gizlemeye yetmiyor. Bu durum çözümsüzlüğü daha da derinleştiriyor. Bugün yaşanan katliam ve soykırım girişimleri kısa vadede bir arayış gibi sunulsa da uzun vadede tüm bölgeye kaybettirecek politikalardır. Bu nedenle bir an önce Sayın Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum çağrısının esas alınması gerekiyor. Bugün Türkiye’de, Suriye Rojava’da ve Rojhilat’ta günlerdir süren halk direnişleri bize çözümün halkların birlikteliğinde, tüm dillerin, kimliklerin ve halkların tanınmasında, demokratik çözüm ve demokratik entegrasyonda olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu çağrı sadece Türkiye’yi ya da Bakur Kürdistanı’nı kapsayan bir çağrı değildir; Rojava’da sıcak savaşın, vekalet savaşlarının sürdüğü bir ortamda da çözümün tek adresi Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik çözüm çağrısıdır” çağrısında bulundu.
‘Türkiye devletinin Kürtleri bir bütün olarak görmesi gerekiyor’
Rojava’daki gelişmelerin Türkiye’deki süreci de doğrudan etkilediğine dikkat çeken Gönül Uzunay, barışın bütünlüklü bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguladı. Gönül Uzunay, “Eğer bugün barıştan söz edilecekse, Türk devletinin Kürtleri bir bütün olarak görmesi gerekiyor. Türkiye’de Kürtlerle barışıp Suriye’de, Rojava’daki Kürtlere savaş açmak hiçbir Kürdün kabul edebileceği bir durum değildir ve bu yaklaşımın gelişmesi de mümkün değildir. Kürt halkı parçalanmış olabilir ama yürek olarak, fikir olarak ve birlik olarak bir bütündür. Ortadoğu’nun ve aslında tüm dünyanın geleceği Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısından geçmektedir. Bizim çağrımız, 10 Mart mutabakatının birebir hayata geçirilmesi, demokratik entegrasyon ve demokratik aşamaların Rojava’da, Kuzey Kürdistan’da ve tüm Ortadoğu’da gerçekleştirilmesidir. Halkların birlikte yaşamını esas alan demokratik çözüm modelinin bir an önce hayata geçirilmesini talep ediyor ve bu çağrımızı buradan yineliyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Rojava halkının yanındayız’
Saldırıları kınadıklarını belirten DEM Parti Wan İl Eşbaşkanı Gülşen Kurt ise bu saldırıların yalnızca Rojava halkını değil, kadın kazanımlarını ve demokratik yaşam modelini hedef aldığını söyledi. Gülşen Kurt, “Rojava halkının ve Kürt halkının yanında olduğumuzu ifade ediyoruz. Rojava halkı bugünlere büyük bedellerle ve büyük kazanımlarla geldi. Özellikle selefi çetelerin uzantısı olan HTŞ’nin Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılarını kabul etmiyoruz. Bu saldırılar aynı zamanda kadın kazanımlarına, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmaya dönük saldırılardır. Ulus devlet aklı ile kapitalist sistemin kendi çıkarları ve hegemonik güçleri uğruna Ortadoğu’da yıllardır sürdürdüğü savaşlar halkları yok saymış, katliamlara ve göçe zorlamıştır. Rojava’da ise tüm inançların, dillerin ve halkların bir arada olduğu, eşitliğe dayalı demokratik bir yaşam inşa edilmiştir. Bu yaşam, ulus devlet aklına ve hegemonik güçlere karşı alternatif bir demokratik paradigmadır. Bugün bu nedenle saldırıların giderek arttığını görüyoruz” diye ifade etti.
‘Rojava’da kirli bir savaş yürütülmesi kabul edilemez’
Rojava’ya yönelik saldırıları kesin bir dille reddettiklerini ifade eden Gülşen Kurt, bu saldırıların barış süreciyle de çeliştiğini belirtti. Gülşen Kurt, “Rojava’daki kazanımların kaybedilmesine izin vermeyeceğimizi; Kürt halkı olarak, kadınlar olarak, gençler olarak ve tüm kesimler olarak Rojava halkının yanında olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz. Rojava’da inşa edilen yaşam tüm dünya kadınları ve tüm ezilen halklar için bir alternatif yaşamdır. Bu nedenle herkesi Rojava halkıyla dayanışmaya, Rojava halkının yanında olmaya çağırıyoruz. 27 Şubat’tan bu yana yürütülen bir barış süreci vardır. Böyle bir süreç devam ederken, Rojava halkına dönük saldırıların gerçekleşmesi barışın ruhuna uygun değildir ve samimiyetten uzaktır. Barıştan söz ediliyorsa, Türk devletinin ve iktidarın Rojava’da yaşanan katliamları bu ülkede yaşayan hiçbir kesimden ayrı görmemesi gerekir. Amed’de, Batman’da ya da başka şehirlerde yaşayan halklarla Rojava halkı birbirinden bağımsız değildir. DAİŞ ve HTŞ gibi çetelere destek verilerek Ortadoğu’da, özellikle Rojava’da kirli bir savaş yürütülmesi kabul edilebilir bir siyaset değildir” diye konuştu.
‘Kürt halkı bugünlere ağır bedeller ödeyerek geldi’
Gülşen Kurt, ulus devlet politikalarının Kürt halkına yönelik ağır bedeller yarattığını vurgulayarak, barış sürecine zarar veren uygulamalardan derhal vazgeçilmesi gerektiğini ifade etti. Gülşen Kurt, “Kürt halkı bugünlere ağır bedeller ödeyerek geldi. 50 yılı aşkın süredir verilen büyük bedeller vardır. Barışa bu kadar yaklaşılmışken ve Kürt sorununun hukuki ve demokratik yollarla çözümüne dair bir süreç başlamışken, sınır dışında Rojava’daki Kürt kazanımlarına dönük her saldırı barış siyasetiyle bağdaşmamaktadır. Türkiye’nin her Kürt kazanımını hedef alması kabul edilemez ve bundan derhal vazgeçilmelidir. Bir yüzyıldır denenmiş olan inkar ve imha politikaları artık sahada karşılık bulmamaktadır. Kürt halkı olarak elli yıldır boyun eğmedik, bundan sonra da boyun eğmeyeceğiz. Mücadelemizi her zaman barışı esas alarak bugünlere taşıdık. Bu ülkeye onurlu bir barışın gelmesi, herkesin özgür ve eşit bir yaşam sürmesi ve toplumsal barışın hayat bulması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Çünkü bu halklar artık savaşa doymuştur ve gerçekten barış istemektedir; bizler de her defasında barışı dillendirdiğimizi ve barışı savunduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Rojava halkı yalnız değildir’
Barışın Ortadoğu halklarının ortak talebi olduğunu ifade eden Gülşen Kurt, 27 Şubat’ta başlayan barış çağrısının toplumsallaşmasının hayati önemde olduğunu söyledi. Gülşen Kurt, “Yıllardır dökülen kanın ancak 27 Şubat’ta başlayan barış çağrısının toplumsallaşmasıyla sona ereceğine inanıyoruz. Bu çağrı, Kürt halkı başta olmak üzere Süryani, Asuri kimliği fark etmeksizin tüm ezilen halklar için alternatif bir paradigma sunmaktadır. Barışın bu paradigma ile hayata geçmesi ve toplumsallaşmasıyla gerçek anlamda yaşam bulacağına inanıyoruz. Bu nedenle çağrımız tüm kesimleredir; bu barış süreci yalnızca devletin ya da iktidarın tekelinde değildir. Muhalif partilerden sivil toplum örgütlerine, derneklerden kadınlara ve gençlere kadar herkesin bu sürece sahip çıkması gerekmektedir. Barışın toplumsallaşması ve demokratik bir yaşamın inşa edilmesi için üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getireceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Her alanda ve her yerde barışı örgütleyeceğimizi yineliyoruz. Rojava halkının yalnız olmadığını, büyük bedellerle elde edilen bu kazanımların kaybedilmesine asla izin vermeyeceğimizi vurguluyor; herkesi Rojava halkıyla, kadınlarla ve gençlerle dayanışmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.







