Yeni dünya hegemonyasına karşı örgütlü toplum siyaseti; 3. Çizgi (1)

  • 09:02 9 Ocak 2026
  • Jineolojî
"İktidar dışında kalan geniş toplumsal grupların siyaset etme kapasitesine ve yeteneğine dayanan Üçüncü Çizgi aynı zamanda bu geniş kesimlerin siyaset etme kapasitesi ve yeteneğinin geliştirilmesini de hedeflemiş oluyor."
 
Yüksel Genç 
 
Dünya çok uzun zamandır hegemonik güç ilişkileri arasındaki yarış ve paylaşımla şekil buluyor, çok uzun zamandır dünyanın kaderini hegemonya, iktidar, güç üretenler belirliyor. İnsan toplulukları çok uzun yıllardır dünyayı güç odakları, iktidar ilişkileri üzerinden tartışıyor, yorumluyor, tarifliyor, konumlandırıyor. Bu konumlandırılış toplumları yönetilecek kitlelere dönüştürmek üzerine pozisyon alıyor, hayatları haklarında söz tanımıyor, her türlü ilişki biçimini kâr, çıkar mantığına göre şekillendiriyor. 
 
İnsanlık, aynı uzun zaman dilimi içinde hegemonyanın inşası ile yaşıt alternatif arayışlara da bu arayışların önemli kısmının hegemonyanın değirmeninde öğütülüşüne de dişliden arta kalanın kendini yeniden bir alternatif haline getirme çabalarına da deneyimlerine de tanıklık ediyor. Geçmişten aldığı direniş ve özgürlük mirası ile bugün dünyanın dört bir yanında inşa edilen bu hegemonik ilişki tarzlarına karşı örgütlenmeler kuruluyor, toplumsal özgürlüğün yeniden inşası için mücadeleler yürütülüyor. Uslanmaz hegemonik büyüme karşısında, vazgeçmez bir karşı duruşun süreğenliğinden kalan bilgi günümüz alternatiflerini etkiliyor, şekillendiriyor. 
 
Şimdiye kadar egemen/hegemonik sistemlere karşı yapılan isyanların, devrimlerin önemli kısmının günün sonunda aynı sistemin birer zemini ya da dişlisi haline gelirken kendini bulması, sistemsel bir umutsuzluğu ya da hegemonik kader inanışını psiko sosyal zeminde inşa etme tehlikesini de beraberinde getiriyor. Ancak aynı deneyimler güce karşı durma cesaretine, mümkünlüğüne, bir daha deneme, başka biçimde deneme arayışlarına da kaynaklık ediyor. Yani sistemiçileşse de her karşı duruş kendinden menkul bir isyan gücünü miras bırakıyor. 
 
Hegemonik güç ilişkilerinden (iktidar olarak da okuyabilirsiniz) günümüze kalan en değerli bilgi ise hegemonyaya yem olmayan, hegemonyayı üretmeyen, hegemonyaya eklemlenmeyen, benzeşmeyen alternatif bir düzenin mümkünlüğüne dair arayış! 3. çizgi tartışmaları da günümüzde tam olarak böylesi bir arayış bilgisinin önermelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. 
 
Tarihi serüvende devrimsel çıkışların zayıfladığı zamanlarda ya da devrimsel çıkışlarının anlamlı gelmediği anlarda, yeniden üretilen güç ilişkileri karşısında bir “aradalık” hali, güçler arasında hiçbirini tercih etmeme hali, ya da güçler arasında köprülük ilişkisi gibi değişik tanımlarla karşımıza çıkan üçüncü çizgi tartışmaları uzun yıllar sistem içi, liberal ideolojiyi güçlendirici bir form olarak deneyimlendi.
 
Kuramsal ve pratik ifadesini; dünya güç dengelerinin küresel etki yaratacak biçimde ikiye ayrıldığı, iki kutuplu dünya düzeninin belirginleştiği zaman diliminde bulan, 2. Dünya Savaşı’nın hemen ardından oluşan dünya düzeninde bir tür “ortayı bulma siyaseti” olarak da işlevlenen üçüncü “yol” tartışmaları o dönem “sosyal demokrasi” tanımıyla vücut buldu. 
 
Sağ ve sol siyaset arasındaki gerilimi düşüren, bir tür dalga kıran rolü oynayan sosyal demokrasi formu, dünya düzleminde etkin olan iki siyasal savunuyu sentezleyen bir anlayış olarak günün sonunda kapitalist sistemi sosyal politikalar ile tahkim edip güçlendiren bir siyaset olarak tarihteki yerini aldı. 
 
2. Dünya Savaşı ardından, Hitler faşizminden çıkan Almanya sosyal demokrasisi bu konuda önemli bir deneyim olarak üçüncü “yolun” temsillerinden oldu. O dönemden bu döneme kadar 3. Yol; sistem içi siyasal güç rekabetlerinde uzlaşı siyasetini, uzlaştırarak dönüştürme hedefini temsil etti. Tüm bu temsil ediş halleri içinde tartışmasız tek gerçek ise hegemonik iktidar ilişkilerinin/düzeninin aşılmasını hedeflemediğiydi. Bu anlamı ile “üçüncü yol” kavramı aslında sistem dışı bir düzeni değil, sistem içi bir uzlaşıyı alternatif olarak sundu. 
 
Gerilimleri azaltarak, çelişkileri donduran ya da dengeleyen, güç ilişkilerinde zayıf olanın belirgin karakterini güçlü olana eklemleyen, bu yolla güçlü olanı dönüştüren ve daha da geniş kesimleri kapsamasına olanak tanıyan bir işlev gördü. Kapitalist dünya üçüncü yolunun temsilcisi sayılan sosyal demokrasinin açtığı yolda sosyalist bloka karşı kendini tahkim etme imkanını kullanırken, reel sosyalist blok ise çöktüğü 1990’ların başına kadar geçirdiği sürede ciddi bir parti/devlet hegemonyasına dönüştü!
 
Ne yazık ki direniş/devrim tarihi, günün sonunda egemenine benzeyen, iktidar üreten, hegemonya kuran sayısız radikal karşı duruş hikayeleri ile dolu. Bugünün dünyası bu serencamda geçmişe göre çok daha fazla büyüyen, genişleyen, küresel etkileri çoğalan hegemonik güçler arasındaki çatışma, paylaşım ve dizayn rekabetlerine maruz. 
 
Ortadoğu’nun sadece son 15 yılda yaşadıkları bu çatışma, paylaşım ve dizayn kudretinin sınırları hakkında yeterince öğreticidir. 
 
İki kutuplu dünyadan tek kutuplu, kutupsuz, çok kutuplu dünyaya geçiş teorilerinin çokça yapıldığı günümüz dünyasında hegemonyanın ülkeleri, bölgeleri, sistemleri, hayatları ve geleceği belirleme gücünden ve kuşatıcılığından çıkmak açık ki acil bir ihtiyaç. 
 
Bu ihtiyacın karşılanması için ise geçmişin alternatif olarak ortaya çıkıp hegemonya üreten ya da hegemonyaya eklemlenen hareketlerin sonuçlarının nedenlerine yönelmek, yeni arayışta aynı hataya düşmemek için anlamlı bir yol olabilir. 
 
Bu arayışın bir parçası olarak Kürt hareketi ile yeniden gündeme gelen üçüncü çizgi tartışmaları, geçmiş işlevinin tam tersini sağlayacak biçimde yani iktidar/hegemonya üretici besleyici olmak yerine hegemonyayı/iktidarı aşıcı ya da kırıcı bir inşa politikasının içeriğini yüklenerek karşımıza çıkıyor, iktidar alternatifi bir tarzı siyaseti reel politikanın gündemine sokuyor.  Bu bakımdan iktidar kurucu aktörler dışında kalanları inşacı özneler konumuna yükseltiyor. Bu öznelerin örgütlü siyaset etme tarzı temeli oluşturuyor
 
İktidar dışında kalan geniş toplumsal grupların siyaset etme kapasitesine ve yeteneğine dayanan Üçüncü Çizgi aynı zamanda bu geniş kesimlerin siyaset etme kapasitesi ve yeteneğinin geliştirilmesini de hedeflemiş oluyor. Bireylerin ve onların oluşturduğu toplumların kendi kendini yönetebilme kapasitelerinin geçmişten aldıkları bağla yeniden ortaya çıkartılması, ulus-devletin toplumlara benimsettiği “siyaset belli bir grubun işidir” algısından çıkılması ve siyaseti yeniden toplumla buluşturması önemli bir noktada duruyor. Toplum kendi ihtiyaçları temelinde kendi sorunlarına çözüm bulabilmek için yeniden kolektif mekanizmalar kurabilir, bu mekanizmaların işlevli hale gelmesi demokratik siyasetin güçlenmesi için bir adım olabilir. Toplumun kendini örgütleyebildiği mekanizmaların inşası yeniden kolektif bir aklın inşa edilmesine, bu aklın yerel sorunların çözümünde başat rol oynamasına yol açabilir. Demokratik siyaset kavramı tam da bu noktada, temsilin ötesinde, her bireyin söz ve karar alma hakkına yeniden erişimi, sağlıktan kültüre, siyasetten insan ilişkilerinin inşasına kadar yaşamı belirleyen her temel kulvarda kendini inşa edebilir. 
 
Not: Yazının ikinci bölümü haftaya yayınlanacaktır. 
 
Bu yazı Jineolojî Dergisi’nin “3. Çizgi” dosya konulu 34. Sayısından kısaltılarak alınmıştır.