Mizgin Ehmed: Türkiye aşiretleri kışkırtıyor!
- 09:01 14 Ocak 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA – PYD Avrupa Temsilcisi Mizgin Ehmed, HTŞ çetelerinin saldırılarının Kürtlerin statü ve toplumsal sistemine dönük olduğunu vurgularken, Türkiye’nin aşiretleri ve grupları kışkırtarak Şam’a baskı uyguladığını kaydetti. Mizgin Ehmed, “Türk devleti Şam’ın vezirliğine soyunmuştur” dedi.
HTŞ çetelerinin Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırıları, kaçırmalar ve katliam girişimleri günlerdir sürüyor. Bölgede insanlık suçu işlenirken, saldırılara karşı hem içeride hem de dışarıda büyük bir direniş sergileniyor.
Süren çatışmaları ve bölgeyi dinamitleyen Türkiye’nin hesaplarını PYD Avrupa Temsilcisi Mizgin Ehmed değerlendirdi.
‘Türk devleti Şam’ı adeta kendi şehri gibi görüyor’
Özerk Yönetim ile Şam Geçici Hükümeti arasında yapılan tüm görüşmelerde Şam’ın birçok noktada mutabakata “tamam” dediğini fakat bunun yazıya dökülmediğini ifade eden Mizgin Ehmed, “4 Ocak’taki şiddet dolayısıyla Özerk Yönetim'den bir grup Şam’a giderek görüşmelerde bulundu. Bu görüşmede bir şey çıkmadı. Ama başka bir şey görüldü. Bir şey çıkmayacağını biliyorduk. Garantör ülkeler de ‘sorumlu siz olmayın, gidin’ dediler. Bundan öncelikle konuşmamız gereken konular var. Örneğin askeri anlaşmayı ele alıp tartışalım. 10 Mart mutabakatında 8 madde var ve askeri madde en son maddedir, birinci madde değildir. Ama maalesef hükümet her seferinde askeri maddeyi öne sürüyor. Şam yönetimi Türkiye'nin elinde, Türk devleti Şam’ı adeta kendi şehri gibi görüyor. Bundan dolayı da hüküm verme hakkını kendinde görüyor. Şam yönetimi de bir irade göstermeyen bir ülke yönetimi olarak tavır gösteremiyor. Şam üzerinde baskı uygulayıp QSD’ye baskı, caydırıcılık uygulaması için en fazla uğraşan Türkiye yönetimidir, bu açık. Mesela silah bırakma, Suriye ordusuna entegrasyonu… Nasıl bir entegrasyon istiyorlar peki; herkesin bir ferdi olarak katıldığı bir entegrasyon istiyor. SDG gibi yıllardır Kuzey ve Doğu Suriye’nin savunmasını yapan bir grup adı altında olmasını istemiyor. Böyle farklı bir mantık çerçevesinde ısrar ediyorlar” diye konuştu.
‘QSD tek dil, tek devlet ve kimlik yapısını kabul etmiyor’
Yapılan görüşmelerde entegrasyonun tartışıldığını da söyleyen Mizgin Ehmed, bunun zaman kazanmaya çalışmaktan başka bir şey olmadığını ifade etti. Mizgin Ehmed, “Türkiye devleti de diyalog boyunca Şam’a baskı uyguluyor. Bakın 4 Ocak görüşmesinden iki gün sonra da Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye saldırdılar. QSD askeri kanadı ‘biz sunduğunuz yönteme’ dedi çünkü bizim bahsettiğimiz entegrasyon demokratik entegrasyondur. ‘Evet, biz Suriye'nin bir parçasıyız ama sizin istediğiniz entegrasyon gibi tek dil, tek bayrak, tek devlet, tek millet gibi bir entegrasyonu kabul etmiyoruz, bizim bir sistemimiz var’ dediler. QSD demokratik bir sistem olarak tanınıyor. Kadın-erkek dengesi olsun, kadın öncülüğünün, YPJ liderliğinin, YPJ'nin içinde eş başkanlık sistemi olsun; her savaş alanında bu sistemle öncülük yapmıştır. Tüm Kuzey ve Doğu Suriye coğrafyasında savunma kültürüyle, insani bir ahlak göstermiştir. Bağlı kuvvetler yıllardır eğitim görüyorlar. Artık profesyonel bir seviyeye ulaştılar ama diğerlerine bakıyoruz; çete gruplarıdır ve bu haliyle SDG–YPJ nasıl onlara katılım sağlayabilir. Bizim ve onların sundukları çözüm birbirinden farklıdır” sözlerini kullandı.
Neden Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê?
QSD ve Kürt tarafının tam bir diyalog ve çözüm için uğraştığını belirten Mizgin Ehmed, Suriye halkının çetelerden, Baas rejiminden ve DAİŞ’in yarattığı bu savaşlardan yorulduğunu söyleyerek, özellikle Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’nin seçilmesini şöyle açıkladı: “Bu saldırılan yerlerde yüzde 80 Kürtler, yüzde 5 Ermeniler, yüzde 10 Araplar var ve diğer halklar da var. Özellikle Ermeniler var ve onlar da Kürtleşmişler. Bu birinci husus. İkincisi ise Kuzey ve Doğu Suriye sisteminde merkezi bir sistem istemiyoruz. Her şehir özerk bir şekilde yönetilebilir durumda. Merkezileşme ile bir yerde toplamaya gerek yok. 1 Nisan Mutabakatı yapıldığı zaman o mutabakatta bazı özerklikler tanındı. O bölgeler için tanınan bu özerkliklerin nedeni, o alanlarda bir sistemin kurulmuş olmasındandı; meclis sistemleri, komün sistemleri, sağlık sistemleri, eğitim sistemleri, savunma sistemleri, belediye sistemleri var. Yani kendilerine has toplumsal bir sistem yaratmışlardı. Şêxmeqsûd’un böyle bir sistemi var mesela; kendi kendini yönetebiliyorlar. Halep'te 15 yıldır çatışma, sürgün, savaş var fakat bir sistemi yok. Sadece Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê bir sistem alanı yaratabilmiştir. İşte bu sistem savunulursa etkisini Halep üzerinde de gösterecek. Halep Valisi ve İç Güvenlik Güçleri sorumlusu Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye gelmişlerdi, bu sistemi gördüler ve belediye yöneticilerimize Halep Büyükşehir Belediyesi’ne de gelip orada da böyle bir sisteme öncülük ederek oradaki tecrübesiz kişilere tecrübe kazandırmalarını bile önermişlerdi. Çünkü orada bir sistem yok. İşte o sistem etki ediyor.”
‘Şam toplumsal sistemi hedef haline getirdi’
Şam yönetimi zihniyeti ise diyor ki; “her şey tek merkezden yürütülmelidir.” Ama Şêxmeqsûd sistemi farklı, merkezi bir sistem değil, toplumsal bir sistemdir. Bu esas üzerine bu sistem hedef haline getirildi. Diğer bir durum ise Kuzey ve Doğu Suriye üzerinde baskı ile taviz alabilmek için o şehirler kuşatılmış. Geçen senelerde gerçekleşen Efrîn, Şehba, Til Rifat sürgünleri; Türkiye devletinin saldırıları, gelen devrik Şam yönetimi ve çeteler eliyle bu yerler talan edildi. Bir kısım Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê, bir kısım ise Kuzey ve Doğu Suriye’ye geldiler. Şimdi o alanlarda yaşıyorlar. İki aydır Kuzey ve Doğu Suriye ve Halep arasındaki hatta bir savaş devam ediyor. Amaç, bu hat arasında Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye gidiş-gelişler ile desteğin engellenmesi. Bundan dolayı biz de bir müzakereye varılsın istiyoruz. Eğer ki bir anlaşma olmazsa, o alanların bir tarafı DAİŞ, önlerinde ise diğer çete gruplar var; rejim gidecek bir alan bırakmayarak oradaki halkı esir gibi tutup Kuzey ve Doğu Suriye’ye karşı bir taviz olarak kullanmak istiyor. Böyle bir hesap peşindeler fakat evdeki hesap çarşıya uymayabiliyor. Günlerdir eşsiz bir direniş gösteriliyor. Hepsi o alanların çocukları; yıllardır savaşın içinde kendilerini savunacak bir eğitim aldılar ve tecrübeleri oluşuyor. Bu esas üzerine onurlu bir duruş gösteriyorlar.”
‘QSD’nin statü sahibi olmasından doğan bir korkunun yansımasıdır’
Kürdistan ve Türkiye’de başlatılan barış süreci ile Kuzey ve Doğu Suriye sürecinin de birbirine bağlı olduğunu belirten Mizgin Ehmed, Kürt Halk Önderi tarafından başlatılan sürecin tüm Kürdistan’a etki ettiğini söyledi. Mizgin Ehmed, “Devlet zihniyeti süreci uzatarak çıkarları doğrultusunda hareket edip Türkiye’yi kurtarma peşindedir. Fakat özgürlük hareketi, Önderlik ve Rojava’nın amacı barış ve demokratik bir toplum oluşturmaktır. Fakat bakıyoruz, Türkiye devleti şimdiye kadar ilerleme ve değişim açısından bir yasa oluşturma noktasında hâlen eski zihniyetindedir. Bu sürecin eskisi gibi ilerletilmesini istiyor. Ama bu sürecin karakteri eski sürece benzemiyor. Özgürlük hareketinin attığı büyük adımlara rağmen Türk devleti adım atmıyor. Asıl meselemiz bir anayasa meselesidir. Kürt halkının varlığını anayasal düzeyde bu ülkede ortaya koymalıyız. Silahların yakılmasından hemen sonra Türkiye, QSD’ye de Şengal’e de hatta Avrupa’ya da ‘silah bıraksın’ dedi, çok acayiptir. Onların hesabına göre Önder Apo’nun çağrısına herkes uymalı. Bahçeli hâlâ ‘Rojava İmralı’yı dinlemiyor’ diyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan adeta kendini Suriye'nin veziri gibi görüyor; diyor ki ‘SDG entegre olup silah bıraksın.’ Bunların hepsi QSD’nin Suriye'de bir statü sahibi olmasından doğan büyük bir korkunun yansımasıdır. Çünkü niyetleri farklı. Ama Kürtler Suriye'de bir halk olarak anayasada yerini almalıdır. Yasal olarak olmamız, sistemin oluşumunda olmamız gerekiyor. Suriye inşasında ortak olmamız gerekiyor. Bakûr'da da eğer ki Türk devleti doğru yaklaşım sergilerse Demokratik Cumhuriyet oluşumunda da yasal olarak bu sistemin ortağı olmalıyız” diye belirtti.
‘Barış ve Demokratik Toplum çağrısının gücünü gördüler’
“Türk devleti hem süreci yürüteceğim diyor hem de Rojava'da silah bırakılmasını istiyor. Önder Apo, QSD’nin silah bırakmasını söylememiştir” diyen Mizgin Ehmed şöyle devam etti: “Aksine Dürziler ve kimliklere yönelik katliamlar tecrübe olarak göz önündedir. Bundan dolayı öz savunma devam etmeli ve halkının savunucusu olması gerektiği yönünde büyük bir rol Önder Apo tarafından QSD’ye verilmiştir. Fakat Türk devleti QSD’nin sistemini ortadan kaldırmak istiyor. Bunun üzerine de ‘Bakûr'da görüşmeler, komisyon var’ denilip hiçbir adım da atmıyor. Böyle bir yaklaşım var. Önder Apo bu süreç ile bir argümanı devletin elinden almıştır; Önderlik ‘çatışma mı yoksa halk mı! Ben demokratik bir toplum kurmak istiyorum’ diyor. Biz de Suriye için demokratik bir toplum kurmak istiyoruz. Türkiye olarak Suriye'nin içişlerine neden karışıyorsun, bu hakkı nereden buluyorsun? 27 Şubat’tan şimdiye manifesto etkisini Kürt halkında gösteriyor. Ayrıca etkisini devletlerin yaklaşımları üzerinde de göstermiştir. 27 Şubat’tan beri Türk devletinin dronları Rojava üzerinde uçup noktalarımıza saldırmamıştır. Türk devleti ne yapıyor; belli aşiret liderleriyle, çete gruplara destek verip bizimle savaştırıyor ama İHA-SİHA’larıyla şehir altyapılarını yok etmesi durdu.”
‘Kürtleri parçalamak istiyorlar’
Abdullah Öcalan’ın çağrısından sonra Kürtlerde birliğin geliştiğini ve bunun devlet tarafından da fark edildiğini kaydeden Mizgin Ehmed, “Önderlik tüm Kürt partilerine, sivil toplum kurumlarına, entelektüellere, kadınlara, gençlere mektup gönderip herkesi bu sürece katılmaya davet ediyor. Önderlik aslında herkesi bu sürecin sorumlusu yapıp bu değişimin Rojava özelinde tüm Kürt ulusunun varlığında bir role sahip olmasını istiyor. Şimdi Türkiye, İran, Şam rejimi bunu görüyor ve bu durum üzerine hesap yapıyorlar ki önemlidir. Kürtleri parçalamak istiyorlar; kimisi bir parçayı kendine almak, kimisi satmak isteyecek ki bu tarzda çok çirkin yöntemler benimseniyor. Mesela Türk devletinin ‘SDG Kürtleri temsil etmiyor’ söyleminden sonra bir aydır devrik Şam rejimi de bu söylemi kullanıyor. Bundan dolayı da Barış ve Demokratik Toplum süreci ulusal bir ruhu da kendisiyle beraber yarattı. Bu ruh Kürtler için bir bilince, tecrübeye dönüşüyor. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê sadece iki alanın savaşı değil, Kürt halkının varlığının kimlik savaşıdır” sözlerini kullandı.
‘Önder Apo öz gücünüze dayanın diyor’
Suriye’de insanlık suçu işlenirken Avrupa’nın tutumunu da aktaran Mizgin Ehmed, 27 Şubat çağrısıyla Avrupa devletlerinin de şok geçirdiğini belirtti. Mizgin Ehmed, “Avrupa sadece ‘iyi’ diyor. Ama şu ana kadar Avrupa bu sürecin ilerlemesi için destek vermemiştir. Rojava'da DAİŞ’e karşı müttefik olduklarımız dâhil, her seferinde Türk devleti, DAİŞ ve her kim Kürtlere bir saldırıda bulunduysa bu konuda konuşmuyorlar. Çünkü projelerinde Kürt sorununa kendi aralarında tartışıp destek vererek çözüm bulmak yok. Bu yüzden de Kürt siyasetine karşı tavırları ikiyüzlüdür. Şimdi yanımızda ‘sisteminiz çok güzel’ diyorlar ama Şam ile ilişkileri çok acayiptir. Bizimle birlikte DAİŞ’e karşı savaşırlarken gidip bir DAİŞ’liyi getirip Suriye’ye koydular. Çok çelişkilidir ama uluslararası anlamda çıkarları yerini buluyor. Avrupa ülkeleri kendisiyle ilişki kurmak için yarışıyorlar. Onu alıp getirip Beyaz Saray’da ağırladılar. Avrupa kendi çıkarları uğruna var. Kürt meselesi uğruna Avrupa Türkiye'yi karşısına almaz. İki gündür harekete geçtik ve Avrupa Konseyi Başkanı, Avrupa Birliği, Avrupa Parlamentosu partileri, senatörlerine mektup gönderip Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê olaylarını bildiriyoruz. Britanya, Fransa sabırlı olunması gerektiğini söylüyor. Hepsi bu savaşın durması gerektiğini söylerse Türkiye ne yapabilir? Ama durum bu. Peki Avrupa'da önemli olan ne? Nasıl ki tüm Kürt halkı Kürdistan ve Avrupa'da bir olup dünyayı Kobanê direnişine destek vermeye mecbur bıraktıysa, bu sefer de aynı şekilde Avrupa'da bunu gerçekleştirmeli. Bu politikalarını deşifre etmemiz gerekiyor. Filistin’i katlettiler, hiçbir şey bırakmadılar. Halk sesini yükseltti. Gazze'yi ortadan kaldırdıktan, katliamlar gerçekleştirdikten sonra devletler yeni yeni ‘biz Filistin devletini tanıyoruz’ diyorlar. Şimdi o halk artık orada ne yapacak çünkü ortada bir şey bırakmadılar ki... Politikaları aynıdır. Bu Kürt halkı tarafından biliniyor ve bu yüzden Önderliğimiz demokratik toplum sistemi diyor. Yani ‘öz gücünüze dayanın, dış güçlere kendinizi dayamayın’ diyor” sözlerini kullandı.
‘Devrik rejimin istenmemesinin diğer sebebi YPJ’dir’
Direnişin kadın öncülüğüne dikkat çeken Mizgin Ehmed, HTŞ çetelerinin bir diğer hedefinin kadınlar olduğunu ifade etti. Mizgin Ehmed, “Rojava’daki devrimin öncüsü kadın öncülüğüdür. Kadınlar da o rol ve misyonlarını bütün zamanlarda gerçekleştiriyor. Rojava Devrimi Kadın Devrimi olarak anılıyor. Rojhilat'ta kadın devrimi ‘Jin Jiyan Azadî’ fikriyle Jina Amini şahsında kendini gösteriyor. Hegemonik güçler üzerimizde hesaplarını neden bu kadar artırıyor sanılıyor. Mesele kadın hareketinden dolayıdır. Şimdi en basitinden devrik rejimin varlığının istenmemesinin sebebi YPJ’dir. YPJ bizim için kırmızı çizgidir. Hiçbir zaman toplumun savunmasını kimseye teslim etmeyeceğiz. Ne erkeğe ne de sisteme. Toplum savunma gücü YPJ’dedir. Bakûr'da da bu durum böyledir. Her zaman en zorlu ve zahmetli durumda kadın, radikal bir duruşla faşizme karşı yanıt veriyor. Böyle bir duruş var. Devrim öncülüğü böyledir. Hegemonik gücün korkusu budur. Özellikle 52 yıldır kadın esas görevini kahramanlığıyla, fedakârlığıyla, öz savunma gücüyle, iradesiyle bu seviyeye kendini ulaştırdı. Mesela Önderlik demokratik toplumu kadının öncülüğüne teslim ediyor. Bilimi de Jineolojidir. Bu bizim açımızdan önemlidir. Demokratik toplum kadının öncülüğü ve bilgeliğiyle gerçekleşecektir. Tabii ki hegemonik güçler bunun karşısında hesaplarını yapıyorlar. Biz de bunun farkındayız. Rolümüzün, misyonumuzun, nasıl öncülük edileceğinin, nasıl hareket edeceğimizin, nerede bilgimizi öne çıkaracağımızın farkındayız. Yeni bir düzeni ve kadının rengini Ortadoğu’da Demokratik Toplum Manifestosu çerçevesinde kuracağız” diye belirtti.







