Nasibe Shamsaei: Rojhilat ve İran'da özgürlük uzak değil!
- 09:01 16 Ocak 2026
- Dünya
Melek Avcı
ANKARA - Kadın hakları aktivisti Nasibe Shamsaei, İran ve Rojhilat’ta özgürlüğün bir vaat olmadığını, buna karşı verilen direnişin ise insan onuruyla ilgili olduğunu belirterek, "Özgürlük, birlikte olmayı öğrenmek, güven inşa etmek ve bireysel korkuyu kolektif güce dönüştürmek anlamına gelir. Bu anlamda özgürlük uzak bir hedef değil" dedi.
İran ve Rojhilat'ta 28 Aralık 2025’te ekonomik kriz, siyasi ve toplumsal sorunlara karşı başlayan eylemler, ülkenin tamamına yayıldı. Eylemler, 31 eyalet, 187 kent ve 614 yerleşim alanında sürüyor. Buna karşı İran rejiminin saldırıları artsa da direniş dalga dalga büyüyor. Toplumun tüm kesimlerinin dahil olduğu direnişin öncülücülüğünü ise kadınlar ve gençler yapıyor. Şu ana kadar 55 üniversite eylemlere katıldı.
İnsan Hakları Örgütü HRANA’ya göre 18 gün içinde 18 bin 434 eylemci gözaltına alındı. İran güçlerinin saldırıları sonucunda ise 2 bin 403 kişinin katledildiği ancak sayının daha da ağır olduğu belirtimiyor.
Devrim Sokağı Kızları üyesi ve kadın hakları aktivisti Nasibe Shamsaei, Rojhilat ve İran’daki direniş ve baskıları değerlendirdi.
Rojhilat ve İran’da süren eylemlerin sadece ekonomi temelli olmadığını söyleyen Nasibe Shamsaei, bunun bir yaşam hakkı savunusu olduğunu belitti. Nasibe Shamsaei, “İnsanlar sorunun sadece enflasyon ve işsizlik olmadığını, hayatı zorlaştıran ve ardından bu zor hayatı aşağılama, baskı ve alakasız kısıtlamalarla kontrol eden bir yapı olduğunu anladıklarında protestolar ‘sadece ekonomi’ olmaktan çıkar. Masa küçülürken aynı zamanda insanların sesleri zorla bastırıldığında, talep ‘ekmek’ten ‘nefes alma hakkı’na kayar. Bu dönüşüm, toplumsal muhalefetin bir karara veya hükümete karşı eylemden, bir yönetim biçimine karşı büyük bir ‘hayır’a doğru kayması anlamına gelir; bu ‘hayır’ın ana ekseni sadece rakamlar ve sayılarla ilgili değildir, bizzat insan onuruyla ilgilidir” dedi.
‘Bedeller ödenerek yazılan kolektif bir hafıza’
Bugüne kadar yaşanan birçok eyleminin birbirinin devamı niteliğinde olduğunu ifade eden Nasibe Shamsaei, “2009'dan 2017'ye, 2019'a ve ardından 2022'ye kadar, ortak bir nokta göze çarpıyor. Toplum ile hükümet arasındaki uçurumun artması ve her dalganın bir öncekinin dilini tamamlıyor olmasıdır. 2022'de kadın, beden ve yaşama özgürlüğü ekseni merkezi haline geldi ve 'Jin, Jiyan, Azadi' sloganı bu bağı duygusal, politik ve kimlik temelli hale getirdi. Özellikle de Kürtler için... Çünkü slogan onların yaşadıkları deneyimlerden geliyor. Bu süreklilik, hareketin meşruiyetini artırıyor, çünkü insanlar bu taleplerin ‘geçici bir trend’ olmadığını, her seferinde gerçek bir bedel ödenerek yazılan kolektif bir hafıza olduğunu görüyor. Hükümet, iletişim kanallarını kesme, toplu tutuklamalar ve şiddet kullanarak eylemleri yönetiyorsa, bu, ‘ikna’nın yerini ‘zorla kabul ettirme”nin aldığı anlamına gelir. Toplumsal rıza, sürekli korku yoluyla sağlanamaz; bu, sadece sessizliği sağlayabilir, ancak katılımı sağlamaz. Krizin doruk noktasında hükümetin interneti kapatmaya ve bilgiyi kısıtlamaya yönelmesi, hükümetin özgür anlatımlardan ve gerçekliğin görünür olmasından korktuğunu göstermektedir” diye belirtti.
‘Bir kadın görünür olduğunda ataerkil sistem çatırdar’
“İran'da kadının bedenini kontrol etmek sadece kültürel bir mesele değil, toplumu kontrol etmek için kullanılan siyasi bir araçtır” diyen Nasibe Shamsaei, “Bir kadın sokakta, ön saflarda, yüksek sesle ve ‘görünür’ bir bedenle ortaya çıktığında, kadınların ortadan kaldırılmasını veya susturulmasını isteyen ataerkil düzen çatlamaya başlar. Kadınların bedenlerini ve seslerini hedef almak, tam da bu gerçeğin kabulüdür: hükümet, kadınlar ‘var olma hakkını’ geri alırsa, korku mekanizmasının büyük bir kısmının işlevini yitireceğini biliyor. Bir kadın hakları aktivisti olarak, bunu kitaplardan değil, insanların yaşadığı gerçeklikten gördüm.2022'de, İstanbul'da İran Büyükelçiliği önünde, devletin katliamını protesto etmek için saçımı kestiğimde gördüm” hatırlatmasında bulundu.
‘Kolektif cesaret ve deneyim Kürdistan’da kök salmış’
Rojhilat’ın direnişin merkezi haline gelmesinin ise tesadüfi olmadığını ifade eden Nasibe Shamsaei, “Kürdistan ve sınır bölgeleri yıllardır daha ağır güvenlik baskısı, yapısal ayrımcılık ve haklarını talep etmenin daha ağır bedelleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu bölgelerde grevler, sokak eylemleri ve yerel ağlar aracılığıyla eylemler devam ettiğinde, ‘iktidar merkezi’ ile ‘kimlikler’ arasındaki tarihsel gerilim yeniden ortaya çıkmaktadır. Bu bölgelerin rolü belirleyicidir, çünkü hem örgütlenme deneyimi hem de kolektif cesaret burada derin kökler salmıştır. Ulusal bir dalganın başlangıcı ve devamı genellikle bu baskı altındaki bölgelerden daha net görülmektedir” diye aktardı.
‘Dayanışma devletin kontrol araçlarını yıpratır’
Bu dalganın tüm topluma yayıldığını ve merkezi muhalefetin mahallelere taşındığını ifade eden Nasibe Shamsai şöyle devam etti; “Geleneksel muhalefet genellikle merkez odaklıdır: bir lider, bir parti, bir açıklama, büyük bir toplantı. Ancak protesto mahallelere taşındığında, günlük hayata bağlanır: dükkan sahipleri, öğrenciler, ev hanımları, işçiler, komşular. Bu model, tek bir darbeyle kesilebilen bir gövdeden ziyade, binlerce dala dönüşen yeraltında uzanan kökler gibidir. Dayanışma ağları, yerel bilgi paylaşımı, tutukluların ailelerine destek, yaralılara bakmak, küçük ama sürekli yardımlar… Bunlar devletin kontrol araçlarını yıpratır, çünkü insan ilişkilerini tamamen kontrol etmek tek bir mitingi kontrol etmekten daha zordur.
'Özgürlük bir vaat değil'
Süren eymemlerde “özgürlük” tanımının yukarıdan verilen bir vaat olarak değil de, kolektif ve inşa edilen bir süreç olarak tanımlanmasını ise Nasibe Shamsaei şöyle açıkladı: “Çünkü özgürlük bir armağan olarak verildiğinde, yarın geri alınabilir. Kadınların ve ezilen grupların deneyimlerinde özgürlük, birlikte olmayı öğrenmek, güven inşa etmek ve bireysel korkuyu kolektif güce dönüştürmek anlamına gelir. Bu bakış açısı, siyasi dönüşümü, tepeden bir değişimden toplumun yeniden inşasına dönüştürür; kendi kararlarını veren, kendine değer veren ve haysiyetin sınırlarını belirleyen bir toplum. Bu anlamda özgürlük uzak bir hedef değil, günlük bir pratiktir.
Sokaklarda sürekli direniş
Baskı kısa vadede korku yaratabilir, ancak aynı zamanda öfke, toplu keder ve adaletsizlik duygusu biriktirir ve bu birikim genellikle daha sonra yeni dillerle dalgalar halinde geri döner. İran'ın deneyimi, şiddetli katliamlar ve toplu tutuklamalardan sonra bile protestoların ortadan kalkmadığını, sadece biçim değiştirdiğini göstermiştir: sokaklardan mahallelere, sloganlardan grevlere, büyük toplantılardan sürekli direnişe. Ve bugün bile, baskı ve internetin tamamen kesilmesine rağmen, insanların hala sokaklara dönüp bu hükümete karşı protestolarını ve nefretlerini gösterdiğini görüyoruz.”
Eşitlik ve özgürlük talebi
Halkın taleplerine dikkat çekenn Nasibe Shamsaei, "Bu talepler sadece ‘bugüne karşı bir protesto’ değildir; kadınların ikinci sınıf vatandaş olmadığı, yasanın aşağılama aracı olmadığı, idamların yönetim aracı olmadığı ve insan onurunun sıradan yaşamın koşulu olduğu bir geleceği tanımlarlar. ‘Eşitlik, onur, özgürlük’ insanların görülme, duyulma ve korkusuzca yaşama hakkına sahip olduğu, sadece hayatta kalmak için sürekli kendilerini küçültmek zorunda olmadıkları bir toplumsal düzen anlamına gelir" diye konuştu.







