Savaşı anlattılar: Militarizm kadınların yaşamını hedef alıyor

  • 16:11 20 Haziran 2026
  • Güncel
ANKARA - Ortadoğu ve Avrupa’dan kadın gazeteciler, aktivistler ve siyasetçiler, savaşın kadınlar üzerindeki etkilerini anlattı. Webinarın ortak mesajı, militarizme karşı kadınların ortak barış mücadelesini büyütmesi gerektiği oldu.
 
Ekmek ve Gül, "Savaşa ve NATO’ya Karşı Uluslararası Kadın Webinarı" düzenledi. Etkinlik Zoom üzerinden gerçekleştirildi. İki oturumdan oluşan Webinarın ilk bölümünde "Kadın gazeteciler savaş bölgelerini anlatıyor" başlığıyla savaşın doğrudan yaşandığı bölgelerde çalışan kadın gazeteciler deneyimlerini paylaştı. Ekmek ve Gül’den Sıla Altun’un moderatörlüğünü yaptığı ilk oturumda Suriye'den gazeteciler Abir Naeseh ve Mirna, Lübnan’dan gazeteci Youmna Fawaz ile Türkiye’den gazeteci Hediye Levent söz aldı.
 
İkinci oturumda ise "Savaş ve silahlanmanın NATO ülkelerindeki kadınlara etkisi" başlığı tartışıldı. Bu oturumda İngiltere’den NEU Yönetim Kurulu Üyesi Louise Regan, Yunanistan’dan Eğitim Sendikası yöneticisi Olivia Ciouvara, Almanya’dan gazeteci Gefion Göttler ve Türkiye’den EMEP Milletvekili Sevda Karaca konuşmacı olarak yer aldı.
 
Savaş süreci: işkence, cinsel şiddet ve yıkım
 
İlk olarak söz alan Abir Naeseh Bilgin,  “Suriyeli kadınlar büyük acılarla Esat rejimine karşı sivil hareketin taşıyıcı aktörleri olarak öne çıktı. Savaş süresince on binden fazla kadının işkence ve cinsel şiddete uğradığı ve tutuklandığı verileri mevcut. Milyonlarca kadın sınırlı iş olanakları, aile içi şiddet, kaçırılma insan ticareti ve psikolojik travmalarla mücadele etti. Destek kurumların eksikliği ise bu sorunları derinleştirdi” dedi.
 
‘Dini ağlar aracılığıyla ideolojik politikalar yürütülüyor’
 
Abir Naeseh Bilgin, Esad rejimi tarafından zorla kaybettirilen kadınların hikâyelerini aktardı. Daha sonra HTŞ döneminde kadınlara yönelik saldırılara değinen Abir Naeseh Bilgin, “Alevi ve Dürzi kadınların kaçırılması ciddi bir güvenlik sorunu haline geldi. Yetkililer bu vakaları inkâr etti. Dürzi kadınların kaçırıldığını, cinsel şiddete maruz kaldıktan sonra öldürüldüğü belgelendi. Belgelenemeyen çok vaka olduğu biliniyor. Kadınların kıyafetlerine kadın ve erkeklerin kamusal alanda ayrıştırılması yönetim tarafından müdahale ediliyor.  Makyaj yasağı özellikle Lazkiye’de tartışıldı. Sahada yaptığım görüşmelerde kadınlar, radikal bir yönetime karşı kaygılarının pekiştirildiğini dile getirdi. Suriye’de şuan kadınları hedef alan dini ağlar tartışılıyor. Geçici yönetimin amacı, bu tür faaliyetler aracılığıyla toplumu ideolojik olarak dönüştürmek istediği politikalar yürütüyor” dedi.
 
‘Savaşta kadınların ilk kaybettiği bağımsızlıkları oluyor’
 
Youmna Fawaz’da Lübnan’da yaşanan savaşın kadınlara yansıması üzerine aktarımlarda bulundu. Youmna Fawaz, “Savaş sadece bombadan değil aynı zamanda sorumlulukları da kendiyle beraber getiriyor. Savaş sadece evini kaybetmekten öte tüm hayatı etkiliyor. Gözlemlediğim birçok kadında bunu gördüm. Taliban’ı biliyorsunuz, bitmeyen bir ekonomik kriz var. 2004’te savaş başladı. Daha sonra 2026’ın başında da savaş devam etti. Savaş olduğunda özellikle kadınların ilk kaybettikleri bağımsızlıkları oluyor. Bağımsız hayat kurmaya başlayan kadınlar, işlerini, hayatlarını kaybetti. Savaşın sonucu olarak bağımlı bir hayata geri dönmek zorunda kaldılar” diye konuştu.
 
‘Savaşta karar mekanizmaları erkeklere kalıyor’
 
Savaşın içinde kadınların hayatına devam etmek zorunda kaldığına dikkat çeken Youmna Fawaz’da, “Çünkü çocuklarının en temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüler.  Kadının sorumluluğu çekirdek ailenin ötesine karşılamak zorunda kalıyor. Bir barınakta birçok aile bir arada kalıyor. Savaş evini, özel alanını ve onurunu da kaybetme gibi sonuçlarına götürüyor. Aynı zamanda karar mekanizması erkeklerde kalıyor. Bu sadece Lübnan’da gördüğüm bir şey değil savaşın olduğu yerlerde bu durumları gördüm” diye konuştu.
 
'Eylemler toplumu birleştirdi'
 
İran açısından bambaşka bir döneme girdiğinde dikkat çeken Ela Ava, Mahsa Amini eylemleriyle İran'da rejime karşı çok güçlü birleştirici bir hareket başladığına değindi. Bu eylemlerin İran’ın mücadele tarihi açısından önemli bir dönemeç olduğunu söyleyen Ela Ava,  “Kadınların talepleri ilk kez toplumun her tarafından yayılan taleplere dönmüş oldu. Toplumu bütünleştiren bir dönem oldu. Geldiğimiz noktada İran’da ki savaş süreci bütün toplumu etkiliyor. İran rejiminin kendi içinde baskı mekanizmasını güçlendiriyor. Savaşın başladığı noktayı hatırlarsak insanlar Şubat ayında ekonomik krize karşı sokağa çıktı ve büyük bir katliam yaşandı. Emperyalist devletler bir kışkırtma operasyonu başlattı. Onların bombaları özgürlük getirecekmiş gibi bir propaganda yürüttü. Ama bütün İran’da ki mücadele deneyimleri şunu gösterdi ki emperyalizmin bombaları bize özgürlük getirmeyecek. İran’da Werîşe Muradî gibi dört tane idama mahkum olan siyasi tutuklumuz var. Bu tutsaklar yazdıkları bildiride ‘İran rejiminin mahiyetine karşı bir direniş sürdürüyoruz. Ama emperyalizmin müdahalesine de karşı çıkıyoruz’ dedi. İran rejiminin cezaevi içerisinde bedel ödeyen kadınlar böyle bir çizgiyi güçlendirdi” diye konuştu.  
 
‘Halk Emperyalizme ve rejime boyun eğmiyor’
 
İran’da emperyalizme boyun eğilmeyeceğinin yanında rejimi de kabul etmeyen bir sürece girildiğini aktaran Ela Ava,   üçüncü bir yolun tartışıldığını vurguladı. Ela Ava, “Gerçek şu ki; İran Çin bloğunun içerisinde ABD’ye karşı durdu. Kazanımlarda elde ettiği görülüyor. Yapılan mutabakat nasıl olacak bilmiyorum ama bu süreç  kazanan veya kaybedilen bir süreç değil. Kadınların kendi yaşamları ve hakları için mücadelenin yükselmesi bir yol arayışından geçiyor” diye ekledi.
 
‘Savaş insan öğüten bir mekanizma’
 
Birinci oturumda son konuşmacı olan Hediye Levent ise  savaşın bütün coğrafyalarda insan öğüten bir mekanizma olduğunu söyledi. Hediye Levent, asıl savaşın sıcak savaş döneminin bitiminden sonra başladığına dikkat çekti.
 
Soru ve cevap kısmından sonra verilen aranın sonunda ikinci oturuma geçildi. İkinci oturumun moderatörlüğünü Fulya Alikoç yürüttü.
 
Savaşı destekleyen İngiltere'de çocuklar yoksulluk kıskacında
 
Oturumun ilk konuşmacısı Louise Regan, savaşı destekleyen bir İngiltere olduğunu belirterek şunları söyledi: “Devletimiz eğitime ve birçok alana harcadığı bütçeyi askeri alana harcadı. Sözde zengin bir ülke olmamıza rağmen çocuk yoksulluğunda büyük bir sıkıntımız var. Çocuklar yoksulluğun sınırında yaşıyor. Eğitime ayrılan paraların kesildikten sonra eğitim alanında sorunlar bütün İngiltere içinde yükseliyor. Okul içinde verilen yemeklerden sonra yaz tatilinde aileler beslemeye devam etmek için para alıyordu. Şuan aileler çocuklarını besleme konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Basit bir hakka bile ulaşamıyorlar. Silah endüstrisinde gelişim ve eğitim alanında ki gerileme ile arasında ilişki olduğunu görüyoruz. Eğitimden direkt olarak alarak savaşa katkıda bulunulduğu görülüyor. Şiddeti ve savaşı çocuk ve gençler arasında yaymaya çalışıyorlar. Genç insanların askerlerle daha da ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Diğer Avrupa ülkelerinde de devam ediyor. Bütün bunların etkisi ekonomik kriz etkisini de görmek gerekiyor.” 
 
‘Türkiye hakları arasında da barışa inanıyorum’
 
Daha sonra söz alan Olivia Ciouvara Yunanistan’ın doğrudan savaşa dâhil olmasa da Avrupa devletlerinin politikaları ile ekonomik açıdan bir kriz yaşandığını aktardı. Olivia Ciouvara, “Ekonomik baskı altında kalan kadınlar askeri açıdan daha çok hedef olabiliyor.  Üniversitelerde iş alamayan kadınlar askeri üniversiteler veya araştırma merkezlerinde savaş yanlısı işlere dâhil edilmek isteniyor. Devlet savaş yanlısı güvenlik ve sınır kontrolleri ile askeri alanları genişletiyor. İşçileri ve feminist hareketi bir araya getirerek örgütlenmek istiyoruz. Sadece işçi haklarından bahsedip kadın hakları ya da kadına yönelik şiddetten bahsederek mücadele etmek mümkün değil. Bu iki hareketi bir araya getiren sendikalar kurmak istiyoruz ve bu yönde çağrı yapıyoruz. Savaşa karşı bir grev çağrısı yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Kadınların savaş politikalarına alet olmayacağını dile getiriyoruz. NATO üslerinin ülkeden çıkarılmasını istiyoruz. Türkiye hakları arasında da barışa inanıyorum. Ve bunun Ege’nin iki tarafından halkların mücadelesiyle olacağına inanıyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
 
Almanya'da NATO etkisi: Göçmen karşıtlığı, şiddet ve eşitsizlik
 
Gazeteci Gefion Göttler ise Almanya’da askeri alanda büyük bir propagandanın yürütüldüğünü bunda NATO etkisi olduğunu söyledi.  Bunun bir etkisini büyük bir savaş tehlikesi yaşıyor. Almanya’da kadınların yaşadığı sorunları değinen Gefion Göttler bu durumun askeri ve savaş odaklı politikalardan bağımsız olmadığına değindi. Gefion Göttler, kadınların saat başı erkeklerden daha az ücret aldığını belirterek ekonomik krizden dolayı göçmenlerin günah keçisi seçildiğini söyledi. Partilerin göçmen karşıtlığını körüklediğini belirten Gefion Göttler “Göçmenler çok fazla kötüleniyor. Kadına karşı şiddeti önlemek için hiçbir şey yapılmıyor. Kadına karşı şiddet kötü bir şekilde artıyor. Ama diğer taraftan daha fazla canlanan protestolar da var. Daha genç bir jenerasyon emperyalistler tarafından kullanıyor” diye ekledi.
 
‘Türkiye NATO’da göreviyle kadın ve çocukların kanına giriyor’
 
Son olarak söz alan EMEP milletvekili Sevda Karaca önemli bir tarihsel eşitken geçildiğini söyledi. Devletler tarafından güçlü olmanın demokratik olmaktan çok daha önemli görüldüğünü belirten Sevda Karaca, “NATO’nun görevi sadece savaşmak ve güvenliği sağlamak değil. Enerji yollarının, ticaret yollarının şekillenmesinde bir başrol oynamak istiyor. Türkiye’nin NATO ilişkileri 74 yıldır darbelerle anılan bir ilişkisi var. Ülkenin siyasi tarihinde kontrgerilla, siyasi cinayetlerin arkasından NATO çıktığı tarihine sahibiz. Sadece Türkiye’yi başka bir konuma yerleştirmek istiyor.  Türkiye parlamentosunda Somali ve Sudan'a Türkiye askerini göndermek ve güvenlik sağlamak için bir anlaşma geçti. Bunun yer altı ve yer üstü kaynaklarının ilhakını kolaylaştırma olduğunu biliyoruz. Darbelerin, iç çatışmaların, kadınlara yönelik taciz ve tecavüzün kadın emeği ve çocuk sömürüsünün yanında Türkiye NATO’da üstlendiği görevle dünyadaki kadın ve çocukların kanına girdiği bir görev yürütüyor. Emeğimizi gelecek hakkımızı çalınıyor” diye ekledi.
 
Enteryonalist bir barış mücadelesi yürütülmeli
 
“Türkiye halkının güvenliğini sağlıyoruz” söylemleriyle silahlanmaya ayrılan bütçenin meşrulaştırıldığını söyleyen Sevda Karaca, “NATO üyeliği Türkiye’de kadınların emeğinden çalıyor. NATO aynı zamanda örgütlenme hakkımızı da elimizden alıyor. İktidar bunu bir tahakküm aracı olarak kullanıyor. Güvenlik ve tehdit söylemleri ile olağanüstü bir hal yaşıyoruz. İşçi direnişleri, eylemler polis şiddetiyle batırılmaya çalışılıyor.  Zirvenin yapılacağı Ankara’da büyük bir olağanüstü hal söz konusu, zirveden sonra bu durum devam edecek. Sadece NATO’nun ekonomik olarak yarattığı yıkıma karşı değil aynı zamanda var olma, örgütlenme ve gelecekte söz söyleme hakkımızın kısılmasına dair bir karşıtlık söz konusu.  Enteryonalist bir barış mücadelesinin ışık tutacağını düşünüyoruz. Birlikte mücadeleyi ortaklaştıracak hale getirmenin yollarını bulmalıyız” şeklinde konuştu.
 
Webinar,  soru-cevap kısmının ardından son buldu.