Üç sözcük bir felsefe (6)

  • 09:01 16 Eylül 2026
  • Dosya
Jîna Emînî bir direniş mirası bıraktı
 
Melike Aydın
 
İSTANBUL - Jîna Emînî’nin ardından dünyanın birçok ülkesine yayılan direnişin, kadınların özgürlük talebini görünür kıldığını belirten Fatma Yeni, “Varız, yaşıyoruz ve ‘Jin, Jiyan, Azadî’ felsefesi temelinde var olacağız” dedi.
 
İran’da Jîna Emînî’nin 16 Eylül 2022’de “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan sonra katledilmesi, Kürt kadınların ve İran halklarının yıllardır biriken öfkesini sokağa taşıdı. Jîna Emînî’nin cenazesinde kadınların başörtülerini çıkararak “Jin, Jiyan, Azadî” sloganını yükseltmesiyle büyüyen direniş, kısa sürede İran sınırlarını aşarak dünyanın birçok ülkesine yayıldı. Kürt kadınların öncülüğündeki direniş, kadınların özgürlüğünü, kimliğini ve yaşam hakkını savunan dünya çapında bir mücadeleye dönüştü.
 
Aradan dört yıl geçmesine rağmen “Jin, Jiyan, Azadî”, kadınların eşit ve özgür yaşam talebinin ifadesi olmayı sürdürüyor. İran’da Kürt kimliğinin inkârından kadınların yaşam biçimlerine yönelik müdahalelere, Türkiye’de Jîna Emînî için düzenlenen eylemlere yönelik polis saldırısından Kürt ve İranlı kadınların ortak mücadelesinin önüne çıkarılan engellere kadar birçok gelişme, direnişin karşı karşıya kaldığı baskının farklı biçimlerini ortaya koyuyor. 
 
Dosyamızın 6’ncı bölümünde konuşan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) İstanbul Kadın Meclisi’nden Fatma Yeni, Jîna Emînî’nin katledilmesini Kürt kadınlarına yönelik baskı politikalarının bir parçası olarak değerlendirdi. “Jin, Jiyan, Azadî” direnişinin hem İran rejimine hem de erkek egemen sisteme karşı geri döndürülemez bir kadın mücadelesini açığa çıkardığını belirten Fatma Yeni, kadınların barış ve müzakere süreçlerinin dışında bırakılamayacağını vurguladı.
 
‘Kürt kadınının kimliği tanınmıyor’
 
Fatma Yeni, İran’da ve Kürdistan’ın dört parçasında Kürt halkına ve özellikle Kürt kadınlarına yönelik ağır baskı ve özel savaş politikalarının yürütüldüğünü belirterek, Jîna Emînî’nin katledildiği dönemde Ortadoğu’nun savaş ve çatışmalarla kuşatıldığını hatırlattı. Rojhilat’ta Kürt kadınların, İran devletinin kimliklerini tanımamasına karşı mücadele verdiğini belirten Fatma Yeni, “Jîna Emînî de kadınların yaşamına ve görünüşüne müdahale eden sistemin hedefi oldu. Kürt kadınının kimliği tanınmıyordu. Jîna Emînî, bu sisteme karşı örgülerini ve saçını özgür bir şekilde açıp sokağa çıktığı için ahlak polisi tarafından katledildi” ifadelerini kullandı.
 
‘Jîna’nın ölümü özgürlüğe dönüştü’
 
Jîna Emînî’nin cenaze töreninde kadınların başörtülerini çıkarmasının önemli bir kırılma olduğunu belirten Fatma Yeni, bu eylemin kadınların özgürlük talebinin görünür hâle gelmesi anlamına geldiğini söyledi. Fatma Yeni, “Kürt kadınlarının özgürlük anlayışı belli kalıplara sığdırılamaz. Kürtler tarih boyunca feodalizm ve gerici sistemlerin baskısıyla asimilasyona uğratıldı. Kürt kadını artık eski Kürt değil. Kürt kadınının ufku zaten açıktı ama feodalizm ve bu gerici sistemlerin baskısıyla asimilasyona uğradı. Bugün Êzidî, Alevi bir kadın olarak Kürt kimliğimizle birlikte mücadeleyi yürütüyoruz. Bu, egemen devletleri korkutuyor. Çünkü gerçek birliğimizi, kadın dayanışmasını ve erkek egemen sisteme karşı farklı düşüncelerle o bütünlüğü sağlamışız” ifadelerini kullandı.
 
 
‘Kürt kadınının sesi dünyaya ulaştı’
 
Direnişin Kürt halkının sesini dünyaya taşıdığını dile getiren Fatma Yeni, “İran, ‘Kürdüm’ diyeni tutukluyor; şairini tutukluyor, sanatçısını tutukluyor, kadınını tutukluyor. Sadece tutuklamıyor, idam ediyor. ‘Siz yoksunuz’ diyor. Jîna Emînî ölmedi. Jîna Emînî ölmüş olsaydı bugün farklı bir şey konuşuyor olurduk. Jîna Emînî’nin ideolojisini ben bir kadın olarak biliyorum. Sadece ben değil, dünya biliyor” diye konuştu.
 
‘Birikmiş öfke sokağa taştı’
 
Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından Avrupa’dan Hindistan’a kadar birçok yerde kadınların “Jin, Jiyan, Azadî” sloganıyla alanlara çıktığını hatırlatan Fatma Yeni, eylemlerin İran’daki birikmiş öfkenin dışavurumu olduğunu ifade etti. Fatma Yeni, “İnsanlar nefes alamaz hâldeydi. Kendi kimliğine, kültürüne, normal gündelik yaşam biçimine bile müdahale ediliyordu. Bu birikmiş öfkenin dışa vurulmasıyla büyük bir sahiplenme gerçekleşti” ifadelerini kullandı.
 
‘Kadınların ortak öfkesi birleşti’
 
Farklı halklardan kadınların da sürece katıldığını belirten Fatma Yeni, “Bu mağduriyeti yaşayan sadece oradaki Kürt kadını değil, toplumun tümüdür. Kadın olarak değer görmemek, insan yerine konulmamak, hayatlarının kısıtlanması muhakkak onlarda da büyük bir rahatsızlık yaratmıştır. Kadınlar Ortadoğu’daki özgürlük mücadelelerinde öncü bir rol üstlendi. Kapitalist ve emperyalist sistemler toplumları birbirinden ayrıştırdı. Son yüzyılın sonunda kadınlar çok şeye öncülük etti. Sadece Rojhilat’ta değil, dünyadaki birçok eylemde, özelde de Kürt kadını büyük öncülük yapıyor. Bir kere kadınsız yaşam olmaz” sözlerini kullandı. 
 
 
‘Kadın özgür olmadan toplum özgürleşmez’
 
“Jin, Jiyan, Azadî” felsefesinin kadın özgürlüğünü esas aldığını ifade eden Fatma Yeni, kadın özgürlüğü ile toplumun özgürlüğünü birbirinden ayrı görmediklerini söyledi. Fatma Yeni, “Jin, Jiyan, Azadî sloganı, kadının erkek egemen sisteme hiçbir şekilde tabi olmadan kendi özgürlüğüyle yaşam bulmasıdır. Kadın yaşam demektir zaten. Çünkü yaşamın öznesi kadındır. Kadın olmadan yaşam olmaz. Kadınla birlikte özgür bir yaşam olur. Erkek egemen aklın baskısıyla yaşamak özgürlük müdür? Değil. Kadın özgür olmadan toplumlar özgür olamaz. Kadın, büyük bir cesaretle bu özgürlük idealini yaşamsallığa dönüştürüp erkeği de dâhil ederse; Sayın Abdullah Öcalan’ın dediği gibi erkek de içindeki erkeği öldürür, erkten insan olmaya dönerse erkekle ve toplumla birlikte özgür bir yaşam mümkündür” diye kaydetti.
 
‘Bizi yok sayan zihniyeti kabul etmiyoruz’
 
Kadını gelenek, kültür ya da farklı gerekçelerle erkeğin himayesine sokan anlayışların özgürlükle bağdaşmadığını dile getiren Fatma Yeni, bu baskı biçimlerinin kadınlar tarafından kabul edilmediğini söyledi. Fatma Yeni, “Toplumun baskısına gelenek, kültür diyorlar ama bu bir kültür değil. Feodalizm ya da farklı şeyler. Kadını kendi himayesi altına almaya çalışan bir zihniyet özgür müdür? Değil. Varız biz, yaşıyoruz. Ve bu ‘Jin, Jiyan, Azadî’ felsefesi temelinde varız, var olacağız. Buradayız, bunun mücadelesi sürüyor” dedi.
 
‘Türkiye’deki kadınlar da sahip çıktı’
 
Jîna Emînî isminin dünya kamuoyuna “Mahsa Amini” olarak yansımasının da Kürt kimliğinin İran’da inkâr edilmesiyle bağlantılı olduğuna dikkat çeken Fatma Yeni, Türkiye’deki eylemlerde ise Kürt kadınların öncülüğüne işaret etti. Türkiye’de Tevgera Jinên Azad (TJA) öncülüğünde gerçekleştirilen eylemlerin farklı kadın yapılarını bir araya getirdiğini kaydeden Fatma Yeni, “Kürt kadını öncülüğünde Türkiye halkları da savundu. Çünkü ortada kadın kimliğine ve varlığına yönelik bir saldırı vardı. Katledilmiş bir kadın vardı. Kadınlar da bunu içselleştirerek eylemlere katıldı. Kadın cinayetleri yalnızca Kürt kadınlarını ilgilendiren bir sorun değil. Türkiye’de Kürt, Türkiyeli, mülteci, İranlı ve Suriyeli kadınlar aynı şiddetle karşı karşıya” diye belirtti.
 
‘Polis kadınların bir araya gelmesini engelledi’
 
Türkiye’deki Jîna Emînî eylemlerinde polisin, kadınların iletişim kurmasını ve eylemin yayılmasını engellemeye dönük müdahalelerde bulunduğunu hatırlatan Fatma Yeni, “Özellikle kadın eylemlerinde sesimizin duyulmaması için bizi çembere aldılar. Diğer kadınlarla iletişim ya da haberleşme olmasın, bu eylemi kimse bilmesin, yayılmasın istediler. Erkek egemen aklın böyle bir müdahalesi oldu. Katledilen bir Kürt kadını olduğu için ismine tahammülsüzlük vardı. Jîna ismine tahammülsüzlük, pankartları elimizden çekiştirmeleri, ‘İsmini yazamazsınız’ denmesi gibi müdahaleler oldu.” 
 
‘Jin, Jiyan, Azadî sloganı İranlı kadınlara yasaklandı’
 
İranlı kadınların gerçekleştirdiği eylemlerde de benzer müdahalelerin yaşandığına değinen Fatma Yeni, “İranlı kadınların ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sloganı atmasına müdahale edildi. Sloganın Farsça ve Türkçe atılması söylendi. Bu kadınların üzerinde büyük baskı kuruldu. Kürt kadınlarıyla İranlı kadınların birlikte yapmak istedikleri bütün eylemlere polislerin çok sert müdahaleleri oldu. Çünkü Kürt kadınının ve İranlı kadının, kadın özgürlüğü boyutunda fikirlerinin birleşip bir eylemselliğe dönüşmesi bu erkek egemen zihniyetin, bu sistemin işine gelmiyor” ifadelerini kullandı.
 
 
‘Artık kadın direnişinin önüne geçilemez’
 
Kadınların Ortadoğu’da farklı alanlarda yürüttüğü mücadelelere Rojava’daki kadın direnişini de örnek gösteren Fatma Yeni, kadın özgürlüğü fikrinin artık geri döndürülemez bir noktaya ulaştığını vurguladı. Fatma Yeni şöyle konuştu: “Rojava’da barbarlara karşı varlığını ortaya koyan Kürt kadınları var. Artık bunun önüne geçilemez. Çünkü ok bir kere yaydan çıktı ve özgürlüğe doğru ilerliyor. Hedefimiz belli, amacımız belli. Kadın özgürlüğü bağlamında bu devrim gerçekleşecek. Bir Kürt kadınının bıraktığı iz düşümlü bir mücadele kaldı. Sınırsız, süresiz bir mücadele kaldı. Bu sistemler böyle devam ettikçe Jîna Emînî’ler olacak. Bu saldırılar devam ettikçe Şengal’de işgallere karşı direnen kadınlar, Gülcihan Özdemirler olacak. Bu mücadele sürecek. Arin Mirkanlar olacak.” 
 
‘Kadınlar barış masasının öznesi olmalı’
 
Jîna Emînî’nin bıraktığı mirasın yalnızca İran’daki kadınların özgürlük mücadelesiyle sınırlı olmadığını dile getiren Fatma Yeni, “Türkiye’de yürütülen müzakere sürecinin barış sürecine dönüşmesini, o barış masasında özne olarak oturup kadın kimliğiyle ve kadın özgürlüğü temelinde bu toplumla birlikte bir inşa sürecine girmeyi istiyoruz. Ortadoğu halklarının demokratik toplum temelinde ortak bir yaşam kurabilmesi için yürütülen müzakere masası çok önemli. Bu masa, Ortadoğu halklarının demokratik toplum temelinde birlikte yürüyebilmesi için kuruldu. Gelişen bu müzakere masasının oluşmasındaki ana temel; Ortadoğu’da yürütülen savaş politikalarının yerine Ortadoğu halklarıyla komünal bir toplumu örgütlemek, barış, kardeşlik ve dostluk içerisinde ortak bir yaşam sürdürme arzusu ve Kürt halkının bu arzusudur” dedi.
 
‘Kadınlar masanın dışında bırakılamaz’
 
Kadınların müzakere masasının dışında bırakılamayacağını vurgulayan Fatma Yeni son olarak şunları dile getirdi: “Bir daha dünyada ve Ortadoğu’da kadınlar öldürülmesin, insanlık özgür ve eşit bir yaşam temelinde yaşasın diye bu müzakere masası etrafında oluşan fikriyatta Ortadoğu’daki kadınlar da taraf olmalı; barışın öncüsü ve yol açıcısı olmalı. Bu masada yer almalı.”