Konferansta ortak vurgu: Barış ve demokratikleşme birlikte inşa edilmeli
- 18:56 13 Haziran 2026
- Güncel
İSTANBUL - Konferansın ilk günü son bulurken, gün boyu yapılan konuşmalarda önemli sunumlar yapıldı. Son oturumlarda konuşan sosyolog Dr. Feyza Akınerdem, barışın butlan olmaması için mücadelenin önemine dikkat çekerken, siyasetçi Hüda Kaya, kadınların kurucu olduğu bir Cumhuriyetin olması gerektiğini söyledi.
İstanbul’da 2 gün süren "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı"nın ilk gününde 4 oturum gerçekleşti. Cem Karaca Kültür Merkezi'nde gerçekleşen konferansta, Kürt sorununun çözümü, Türkiye'nin içinde bulunduğu çoklu krizler, barış ve demokratikleşme üzerine birbirinden önemli sunumlar yapıldı. Çok sayıda önemli ismin katıldığı konferans, 3'üncü ve 4'üncü oturumların gerçekleşmesiyle ilk gününü sonlandırdı.
3'üncü oturumda "Kürt Meselesi: Yüz Yıllık Meselenin Yeni Yüzyılı" üzerine konuşuldu.
Moderatörlüğünü Doğu Ergil'in yaptığı 3'üncü oturumda, Ali Bayramoğlu, "Kürt Sorunu, Yeni Devir, Yeni Dengeler", Abbas Vali, "Kürt Sorunu, Devlet Güvenliği ve Türkiye'de Siyasal Sürecin Demokratikleşmesi", Feyza Akınerdem, "Kürt Meselesinin Yeni Anlatıları: Birlikte Yaşamanın Hikâyesi Nasıl Kurulur?", Mesut Yeğen, "Hakiki Bir Çözüm İçin: Herkesin Cumhuriyet, Herkese Demokrasi", Veysi Aktaş ise "Kürt Meselesinin Çözümünde Demokratik Entegrasyon ve Ortak Yaşamın İnşası" üzerine sunumlar yaptı.
‘Yurttaş ile siyaset arasındaki mesafe giderek açılıyor’
Sosyolog Feyza Akınerdem, “Kürt Meselesinin Yeni Anlatıları: Birlikte Yaşamanın Hikâyesi Nasıl Kurulur?” başlıklı sunumuna Fransız düşünür Henri Lefebvre’in siyaset ve gündelik yaşam ilişkisine dair yaklaşımına atıfta bulunarak başladı. Modern toplumun temel yanılgılarından birinin siyaseti gündelik yaşamın dışına itmek olduğunu belirten Feyza Akınerdem, bunun yurttaş ile siyaset arasında derin bir mesafe yarattığını ifade etti.
Feyza Akınerdem, “Lefebvre der ki; siyasetle elde edilen güç gündelik hayatın dışında tezahür eder. Modern toplumun temel yanılgısı da budur. İnsanları kolektif yaşamdan koparıp siyaseti resmi otoritenin alanına taşır. Siyaset gündelik hayatın dışında kurulur ve ona dokunamazsınız. Sözünüzü oraya götürecek kapasitenin inşa edilmesi gerekir. Bu inşa edilmezse siyaset sizin gündeliğinize dokunmaz. Devlet otoriterleştikçe bu mesafe artar. Lefebvre’e göre bu bir yabancılaşmadır” dedi.
‘Adı konmamış bir savaşın barışını anlatmak zor’
Türkiye’de ikinci bir barış sürecinin tartışıldığı bir dönemin yaşandığını belirten Feyza Akınerdem, bu sürecin ilk çözüm sürecinden farklı özellikler taşıdığına işaret etti. “Adı konmamış bir savaşın barışını anlatmak da zordur” diyen Feyza Akınerdem, demokratik yönelimlerin tamamen ortadan kalkmadığını ve ihtiyaç duyulduğunda yeniden gündeme geldiğini söyledi. İlk çözüm sürecinde sivil toplumun daha görünür olduğunu belirten Feyza Akınerdem, “Birinci süreçte sivil toplumun aktif şekilde yer aldığı, kültürel hakların konuşulduğu, kadınların, gençlerin, Kürtlerin ve farklı toplumsal kesimlerin barış masasında yer almak için mücadele ettiği bir dönem yaşadık. Çözüm komisyonlarının halka açıldığı bir süreçti. Bugün ise daha çok bölgesel ve uluslararası konjonktürün dayattıkları üzerinden kurulan bir anlatı görüyoruz. Toplumsallaşma boyutu çok daha geriden geliyor. Dolayısıyla insanların gündelik hayatında ilk sürece kıyasla daha uzak bir yerde duruyor” şeklinde ifade etti.
‘Bastırılmış hikâyelerin yeniden konuşulabildiği bir dönem yaşanmıştı’
İlk müzakere sürecinin aynı zamanda uzun yıllar bastırılmış birçok konunun kamusal alanda tartışılmasına olanak sağladığını ifade eden Feyza Akınerdem, o dönemde farklı toplumsal kesimlerin yaşadığı mağduriyetlerin görünür hale geldiğini söyledi. Feyza Akınerdem, “Birinci süreçte iktidar kendi iktidarını örerken aynı zamanda bastırılmış birçok konuyu da gündeme taşıdı. Dersim konuşuldu, 12 Eylül idamları konuşuldu. Hâkim ve hegemonik Türklük ile Sünnilik karşısında Alevilerin ve farklı mağduriyetlerin tartışıldığı bir kamusal alan açılmıştı. Ancak sonraki yıllarda bu alanlar teker teker kapandı. Bugün yeniden bu alanların açılmasına tanıklık ediyoruz. Yeniden geriye dönen kavramların sürecini yaşıyoruz” diye konuştu.
‘Açılan demokratik alanlar araçsallaştırılabilir’
Açılan demokratik alanların yeni egemenlik biçimleri tarafından araçsallaştırılma riskine dikkat çeken Feyza Akınerdem, mevcut tartışmaların temel gerilimlerinden birinin de bu olduğunu belirtti. Feyza Akınerdem, “Bazen bu kavramların egemenin yeni dönem dominasyon süreci için araçsallaştırıldığını düşünüyorum. Asıl gerilim de burada ortaya çıkıyor. Açılan bu alanı eşit yurttaşlık ve barış için, ulus-devleti yeniden tanımlamak için değerlendirmeye çalışıyoruz. Ancak önemli bir kaygı alanı var. O da geri dönen hikâyelerin yeniden butlan sayılmasıdır” ifadelerini kullandı.
‘Barış sürecinin de butlan edilme riski var’
Son dönemde CHP’ye yönelik gerçekleştirilen ‘butlan’ operasyonuna değinen Feyza Akınerdem, bu kavramın yalnızca hukuki değil siyasal bir anlam taşıdığını söyledi. Feyza Akınerdem, “Geçtiğimiz haftalarda Türkiye’nin kurucu partisinin genel merkezine çevik kuvvet eşliğinde girilerek bir butlan uygulaması yapıldı. Bu aslında bir çabanın, bir varoluşun butlan edilmesiydi. Butlan, ‘sen yoksun’ demektir. Ya ilk yüzyılın kavramsallaştırmaları içinde kalacaksın ya da dışarı çıkacaksın deniliyor. Bu durum içinde bulunduğumuz barış süreci için de geçerlidir” dedi.
‘Yerel demokrasi deneyimlerini konuşmalıyız’
Yeni dönemde yalnızca ulus-devletin kuruluş tartışmalarına odaklanmanın yeterli olmadığını belirten Feyza Akınerdem, yeni baskı ve egemenlik biçimlerinin de tartışılması gerektiğini ifade etti. Feyza Akınerdem, “2017’ye kadar kurucu unsurları ve ulus-devleti çok konuştuk. Bundan sonra yeni dominasyon biçimlerini konuşmalıyız. Çünkü bugün yurttaşlar haklarıyla değil, uğradıkları haksızlıklarla eşitleniyor. Haklarımızla değil, uğradığımız haksızlıkta eşitleniyoruz” dedi.
Yerel demokrasi deneyimlerinin önemine işaret eden Feyza Akınerdem, “Yerel demokrasiyi, kadın meclislerini, mahalle meclislerini konuşmamız gerekiyor. Kayyımlardan kurtulmanın yollarını konuşmalıyız. Kendi bastırılmış hikâyelerimizi yeniden görünür kılmak zorundayız” diye belirtti.
‘Haklarımızı elde ederek eşitlenmeliyiz’
Barış ve demokratikleşme mücadelesinin toplumsal haklarla birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan Feyza Akınerdem, “Kürt ve Türk halklarının takdirini kazanmış siyasetçilerin; Ekrem İmamoğlu, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi isimlerin siyasal alanda yer alabilmesi için mücadele verilmelidir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında da haklarımızı elde ederek eşitlenmek için mücadele vermemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.
4'üncü oturumda ise "Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?" konusu üzerine konuşuldu.
Moderatörlüğünü Nuray Türkmen'in yaptığı 4'üncü oturumda, İrfan Çağatay, "Cumhuriyetin Kıyısında: Lazların Deneyimi ve Demokratik Yurttaşlık", Ali Duran Topuz, "Demokratik Umuda Karşı Hegemonik Restorasyon", Hüda Kaya, "Zulmün Doğrusal Tarihinden Kozmik Uyuma: Onarıcı Cumhuriyet", Levent Ayaşlıoğlu, "Yerinden Edilmek, Birlikte Yaşamak: Mültecilik ve Hak Siyaseti", İhsan Eliaçık ise "Medine Sözleşmesi’nden Demokratik Cumhuriyete Birlikte Yaşam Mümkün mü?" üzerine sunum yaptı.
'Demokratikleşme ekmek-su kadar ihtiyaçtır'
Siyasetçi Hüda Kaya, sorunları yıllardır konuştuklarını, önerileri de yıllardır her çevreden dinlediklerini belirterek, "Huzurlu bir cumhuriyet huzurlu bir inşadır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı aynı zamanda insanın kendi iç demokratikleşmesidir. İmparatorluklar, devletler değişti ama mazlumun acıları hiçbir zaman değişmedi. Cumhuriyet sadece bir yönetim olarak ele alınmamalı, hakikat ile siyaseti yeniden bir denge üzerinden kurmalı. Çok daha demokratik şekilde örgütlenerek şahlanmalıdır. Demokratik cumhuriyetin halkların öncülüğünde kurulması ekmek ve su kadar acil bir ihtiyaçtır" dedi.
Barış nasıl olur?
Hakikat olmadan asgari barıştan bahsedilemeyeceğini vurgulayan Hüda Kaya, "Adalet olmadan barış olmaz. Vicdan olmadan ne adalet ne barış olur. Bir toplumda yaşanılan acılar konuşulmazsa hakikate erişilemez. Görünmeyen yara kapanmaz. Ama hakikat de tek başına yetmez. Çünkü insanlar sadece duyulmak istemez, yaşadıklarının kabul edilmesini de ister. İntikam geçmişe, adalet ise geleceğe bakar. İntikam 'sen de yaşa', adalet ise 'bir daha kimse yaşamasın' der. Onarıcı ve demokratik bir Cumhuriyet burada önemli bir yere sahip oluyor" diye belirtti.
Kadınların kurucu olduğu bir Cumhuriyet
Hüda Kaya, "Huzurlu bir cumhuriyet için huzurlu insanlar, huzurlu bir toplum gerek. Ortak yaşam ideali inşa edilmeli. İnsan daha nasıl insan olabilir, birbirini yenen değil, birbirini daha iyi nasıl anlayabiliriz üzerine konuşmalıyız. Barış yalnızca silahların susması değil, onurlu bir cumhuriyet demektir. Cumhuriyet daha adil bir toplum, yatay demokrasi ve vicdanlı olmalı. Demokratik, ekolojik, onarıcı, kadınların kurucu olduğu bir Cumhuriyet olmalıdır" diye konuştu.
Konferansın ilk günü son buldu.
Konferans, yarın saat 10.00'da oturumlarla devam edecek.







