İmralı’nın kapıları açılıyor: Ziyaretler için çalışmalar var

  • 09:27 20 Ağustos 2026
  • Güncel
Nezahat Doğan
 
HABER MERKEZİ - Abdullah Öcalan’ın kamuoyu ile iletişim imkânlarının geliştirilmesinin çok önemli olduğunun altını çizen Pervin Buldan, yaptıkları görüşmelerde gazetecilerin, STK temsilcilerinin, akademisyenlerin İmralı’ya gidebilmesini sağlayacak mekanizmanın işletilmesini konusunun paylaşıldığı, bu konuda çalışmaların olduğunu ifade etti.
 
İmralı heyeti üyeleri Pervin Buldan, Özgür Faik Erol ve İmralı sekretaryasından Veysi Aktaş, gazetecilerle İstanbul’da bir araya gelerek önemli bir adımı gerçekleştirdi.
 
Çok fazla başlık, çok fazla soru ve gerçek samimi cevaplar vardı. Genel olarak tek başlık değil, merak edilen ana hatların özetini, merak edilenlere verilen cevapları sözü çok dolandırmadan net olarak aktarmayı seçiyorum. Çünkü bu toplantı çok önemli ve başka bir eşiğe işaret ediyor. Bugün artık dün değil…
 
Aşılamayan eşik aşıldı, siyasi irade statüyü kabul etti ve şimdi pratikte uygulanma zamanı… Diyalogdan müzakereye, demokratikleşme süreciyle cumhuriyetin demokratikleşmesi ve demokratik toplumunda demokratik cumhuriyete entegrasyon… Buna kimin itirazı olabilir? Çatışma durdu, güvenlikçi çatışma zemininden çıkıldı. Artık pozitif barış ile birlikte demokratik cumhuriyetle devlete entegre olma sürecinin adımları tek tek atılacak mı? Veysi Aktaş’ın söylediği gibi demokrasi demagojisinden gerçek bir demokratikleşmeye geçiş sağlanacak mı?
 
Toplantıda isimlerin toplu olarak sorulara ve merak edilenlere cevap vermesi önemli bir adımdı. Bu da gösteriyor ki önümüzdeki dönem çok daha hızlı ve diplomatik bir şekilde şeffaflık ekseninde ilerleyecek.
 
Süreç 24 Ağustos’ta oluşacak kurullarla ilerleyecek
 
Süreç nasıl ilerleyecek, buradan başlayalım. Öncelikle Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında Adalet, İçişleri, Dışişleri, Milli Savunma bakanlarının ve MİT Müsteşarı İbrahim Kalın'ın da içerisinde olduğu bir üst kurul ve Abdullah Öcalan’ın başında olduğu yine teyit tespit meselesini bilen ya da bunu yapan görevliler ve heyetin Barış ve Siyasallaşma Kurulu olarak tanımladığı kurullar tarafından yürütülecek. Üst Kurul 24 Ağustos Pazartesi günü belirlenecek. Bu kurullarda siviller olmayacak. Kurullar elbette Abdullah Öcalan’ın süreci daha iyi yönetebileceği ve geliştirebileceği koşulların oluşmasına imkân sağlayacak.
 
İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, sivillerden oluşan ayrı bir kurulun da kurulması için görüşmeleri sürdüreceğini; mutlaka bir Kadın Kurulu ve STK'lardan oluşan bir kurula da ihtiyaç olduğuna ve bu kurulların da oluşması için çalışacaklarına vurgu yaptı.
 
“Özellikle Kadın Kurulu’nun oluşturulması ve sürece katılması büyük önem taşıyor, çünkü hem Avrupa’dan hem Kandil'den gelecek olanların birçoğunu kadınlar oluşturacak” diyen Pervin Buldan, sürecin siyaset ve kamuoyu açısından şeffaflığını sağlamak için de Meclis’te her partiden bir ya da iki milletvekilinin içinde olduğu bir İzleme Kurulu’nun oluşması gerektiğini söyledi. Meclis kapalı olmasına rağmen Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un bu kurulun oluşma sürecini işletebileceğini ve böyle bir hazırlığın olduğunu da belirtti.
 
Ayrıca çerçeve yasanın Meclis'ten geçmesinde Yeni Parti’ye eleştirisi olduğunun da özellikle altını çizdi…
 
İmralı’nın kapıları gazetecilere açılacak
 
Gelinen süreçte hâlen basının belli bir kısmında yer alan negatif tutumların sürece olan olumsuz etkisi de vurgulandı. Bu aşamada Abdullah Öcalan’ın kamuoyu ile iletişim imkânlarının geliştirilmesinin çok önemli olduğunun altı çizilirken, Pervin Buldan, yaptıkları görüşmelerde gazetecilerin, STK temsilcilerinin, akademisyenlerin İmralı’ya gidebilmesini sağlayacak mekanizmanın işletilmesini konusunun paylaşıldığı, bu konuda çalışmaların olduğunu ifade etti.
 
Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü barışın anahtarı olacak
 
Kürtlerin en büyük hassasiyetinin Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü olduğunun altını çizen Veysi Aktaş, İmralı’daki koşulların iyileştirilmesinin ve statüsünün netleşmesinin her şeyi değiştireceğini vurguladı. Veysi Aktaş, Türkiye’deki çözüm modelinin tüm parçaları kapsayacağı, hâlen çözümü istemeyen dış ve norm dışı güçlerin varlığını koruduğunu belirterek tehlikenin devam ettiğinin altını çizdi. Bu sürecin bir devlet kararı ve devlet politikası olduğunu söyleyen Veysi Aktaş, geçmiş dönemlerdeki gibi siyasi liderlerle değil, doğrudan devletin ve Abdullah Öcalan’ın muhataplığında yürüyen bir sürecin ilerlediğini vurguladı.
 
Öte taraftan, “Süreç silahlı mücadeleden, siyasal mücadeleye gelmiştir” diyen Özgür Faik Erol ise güven-güvence üzerinden hareket edilen bu süreçte bir “centilmenlik sözleşmesi” ile süreci ilerletme ve hukuka dayandırma üzerinden yol alındığını ifade etti. Artık sürecin bir siyasi ajanda ve demokrasi çarkının işletilmesi, siyasi mücadelenin geliştirilmesiyle ileriye taşınacağını belirtti.
 
Devlet Bahçeli’nin çıkışı öncesi görüşme olmadı
 
Basın toplantısında kamuoyunda tartışılan ve Devlet Bahçeli’nin süreci başlatan açıklamasından önce Abdullah Öcalan ile devlet arasında görüşme olup olmadığına yönelik tartışmalara da net bir cevap verildi.
 
Veysi Aktaş, Devlet Bahçeli'nin açıklaması öncesi Ada'da da herhangi bir görüşme olmadığını ve bu açıklamadan sonra devletle ilişki kurulduğunu aktardı. Veysi Aktaş, “Kesinlikle hiçbir görüşme yoktur. Tam tersine çok ağır bir tecrit süreci yaşadık 10 yıl boyunca” derken, bu tecridin kapsamlı bir analizini de yaptı. Veysi Aktaş, “Nasıl burada bir savaş süreci varsa elbette ki orada da tecrit vardı. Bunun sadece buradaki sistemle de alakalı olduğunu da düşünmüyorum. Uluslararası ayakları da var bunun. Sadece iç nedenlerden kaynaklı değil oradaki tecrit. Bölgeye müdahale edildi ve İmralı müdahale etmesin diye oraya ağır tecrit uygulandı. Kürtler ya da Kürtlerin bir kesimi bunu elbette bilerek hareket etmek, değerlendirmek, anlamlandırmak durumundayız” sözleriyle 10 yılı aşkın tecridin arka planını vurguladı.
 
Elbette Veysi Aktaş’ın açıklamalarını değerlendirirken, Abdullah Öcalan’ın “Bir muhatap arıyorum” dediği, onun barış çabasının ve “tek kişilik satranç” betimlemesinin de tekrar tekrar düşünülüp anlaşılması gerekiyor.
 
MGK kararı ile start verilecek 
 
Toplantıda, bu uzun yolda sadece silahsızlanma değil, aynı zamanda demokratikleşme adımlarının da MGK kararından sonra hızlı bir şekilde işletileceği; kayyımlar ve cezaevindeki tutukluluk hâllerinin çözümünün de MGK kararıyla birlikte ilerleyecek süreçte şekilleneceği vurgulandı. (Yani önümüzde 5 Ekim’den sonra daha hızlı bir süreç işleyecek diyebiliriz.) AYM ve AİHM kararları da aynı şekilde teyit tespit süreci ilerlediği zaman gündeme alınacağı, tahliyelerin gerçekleşeceği görüşü paylaşıldı. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi isimlerin de içerisinde yer aldığı ve şu an cezaevinde olan tutsakların teyit-tespit sürecinin ilerleyişine bağlı olarak tahliyelerinin gerçekleşeceği bekleniyor.
 
Tabii Milli Güvenlik Kurulu’nun Ekim ayında yapacağı toplantı ve açıklayacağı rapor öncesi AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasına yönelik hukuki adımların atılma ihtimali de var.
 
MGK kararı ve raporu ile başlayacak süreç 4 bin siyasi hükümlünün özgürlüğüne kavuşacağı ve 75 bin siyasi dosyası olan insanın hayatına dokunacak bir durumu kapsayacak.
 
İsrail karşısında demokratik siyaset
 
Bugüne kadar ve bugün de barışa, sürece karşı güçlerin ortaya attığı, üzerinden algı yarattığı demokratik siyaset ve demokratik toplumu örtülemeye çalıştığı gerçek dışı paranoya “Kürtler devlet kuruyor. Kürtlere devlet kurduruluyor” manipülasyonu oldu.
 
Veysi Aktaş bu manipülasyona karşı gerçekliği şu ifadelerle ortaya koydu: “Kürt sorunun çözümü de tek başına Türkiye'nin başarabileceği bir şey değil. Tek başına diyorum. Çünkü Ortadoğu'da hiçbir sorunun tek bir tane aktörü yok. İsrail tek başına yapamıyor. İngiltere tek başına yapmıyor. Ankara da tek başına yönlendiremiyor. Şimdi Kürt meselesi de sadece Türkiye'nin bir iç siyaset meselesi değil. Bölgesel bir meseledir hatta küresel bir meseledir.
 
Eğer Türkiye bu sorunu çözemezse farklı güçler devreye girecek ve bu sürecin başlamasında bölgedeki siyasal gelişmelerin direkt payı var. Önderlik bunu şöyle ifade etti. Proto İsrail ve post İsrail teorisi olarak tanımladı. Çok önemli bir teoriydi bu. Devlet niye bu noktaya geldi? Çok isteyerek bu noktaya gelmedi.
 
Proto İsrail dediğimiz: Ortadoğu'da İsrail'in kabul edilebilmesi ve oluşturulabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti'ne ihtiyaç vardı. O bir zemin olarak kullanıldı. İsrail'in Orta Doğu'da kurulabilmesi ve kabul edilebilmesi için Türkiye Cumhuriyeti'ne ihtiyaç vardı. O bir zemindi. Ama bugün o ihtiyaç ortadan kalktı. İlişki neyin üzerinden kuruldu? Bu ilişkiyi geliştiren baş aktör İngiltere'dir. Ve İngilizler kendi sistemlerini oluştururken ‘yaralı bir Kürt'e’ ihtiyaç duydu. Yani Ortadoğu'yu yönetmek istiyorsan Kürtleri ne yaşatacaksın, ne öldüreceksin? Yaralı bırakacaksın.
 
Kürtler bir özne hâline gelerek bu sistemi dağıttı. Şimdi İngiltere'nin yeniden Ortadoğu'ya müdahalesi biraz bununla ilgili. Ayrıca bugün İsrail'in varlığını sürdürebilmesi için Orta Doğu'da bir Kürdistan'a ve ikinci bir İsrail'e ihtiyacı var.
 
Yani milliyetçi bir ulusun devlete ihtiyacı var. Bu kabul edilmiyor. Bunu anlamak lazım.
 
Önderliğin zaten karşı çıktığı husus bu. Milliyetçiliğin her türüne karşı çıkıyor. Bu sürecin gelişmesinin bir nedeni de buydu.”
 
Sonuç olarak toplantıda ortaya konan ve analiz edilen önemli bir başlık da bu paranoyanın anlamsızlığı ve bunun neden yaratıldığı oldu. Ortadoğu’da ulus devletler kurdurularak oluşan yapının analizinde bir Kürt devleti kurdurmanın İsrail yararına bir İsrail projesi olduğu tarihsel derinliği ile ifade edildi. İsrail, İngiltere ve dış güçlerin bunu “Kürtleri hep yaralı bırakarak” bir argüman olarak elinde tuttuğu belirtildi.
 
Bunun için de son iki yüzyılda bir proje olarak Kürt-Türk ilişkisinin kesildiği ifade edildi.
 
Bu oyunu bozanın, bu projeyi engelleyenin ve onun karşısına öncelikle Türk-Kürt kardeşlik ve bütünlüğünü; demokratik toplum ve demokratik siyaset çözümlemesini koyan Abdullah Öcalan’ın paradigması ve Abdullah Öcalan çözümlemesi ve devletin de bu eksende aynı masada olması.
 
Süreç ilerlerken, onun toplumsal derinliğini oluşturmada, tüm Orta Doğu’da 100 yıllık planları, hedefleri ve hegemonyayı altüst eden; belki de tarihsel, düşünsel ve sosyolojik derinliği tam anlaşılamamış bu paradigmayı anlatmak ve toplumsallaştırmak, 21. yüzyılın en büyük devrimini ve bölgesel barış mücadelesini gerçekleştirmenin birincil gerekliliği olacak.
 
Demokratik siyaset dört parçayı da kapsayacak
 
Toplantıda süreç ilerlerken silah yerine siyaset; demokratik toplum, demokratik siyaset anlayışının Abdullah Öcalan’ın ısrarla vurguladığı gibi dört bölgeyi de kapsadığı ve bir bütün olduğu vurgulandı. Bunun bir gereği olarak de her iki tarafın da Mazlum Abdi ile temas kurulması noktasında iradesi olduğu belirtildi.
 
Önümüzdeki dönemde Mazlum Abdi ve Îlham Ehmed’in sürece dâhil olması ve açık temas sağlanması beklenen gelişmeler içinde yer alıyor.
 
 
Kürt demokratik siyaseti için yeni yapılanma yolda 
 
Sürecin yansımalarından bir diğer önemli başlık ve merak edilen de DEM Parti ile ilgili. Partinin olağan kongresi 6 Eylül’de yapılacak ama burada bir şey değişmeyecek. Fakat ondan sonra yeni bir hazırlık başlayacak.
 
Abdullah Öcalan’ın yeni bir parti oluşumundan söz ettiğini biliyoruz. Bu oluşumun hayata geçmesi için planlanan zaman da önümüzdeki Newroz’a denk gelecek gibi gözüküyor.
 
Heyetin verdiği bilgiler kongre sonrası bir kurucular kurulu oluşturma ihtimalini ortaya koyuyor. Akabinde hem tüzük değişikliği hem program değişikliği hem de kadro değişikliğinin yeni bir yapılanma, yeni bir hareket ile şekillenecek.
 
DEM Parti’deki değişimin ya da yeni siyasal oluşumun ayrıntıları ve kapsamı ise DEM Parti Eş Genel Başkanları’nın önümüzdeki günlerde İmralı’da Abdullah Öcalan ile yapacağı görüşme sonrası daha netlik kazanacak.
 
Demokratik toplum ve demokratik siyaset paradigmasının siyasal hayatımızdaki kapsamlı ilk yansıması DEM Parti ve Kürt siyaseti içinde oluşacak.
 
İşin özü 
 
İmralı heyeti ile yapılan basın buluşmasında ortaya çıkan ana fikri özetlemek istersek; süreç artık güvenlikçi çatışma zemininden çıkıyor, toplum ile iç içe pozitif barışa giden yolun hukuki zemini ve adımlarının atıldığı, demokratik siyasete geçişin ve siyasi iradenin statüyü ve Kürt varlığı kabul ettiği yerden, isyan ve imhadan Türk-Kürt hukukuna dönüştüğü yere uzanıyor. Cumhuriyetin demokratikleşmesi bütün hakların ortak kaderini belirleyecek bir gereklilik. Modern devletin oluşması anayasada hukuk dışına itilen kimliklerin, Kürtlerin hukukun içine girmesiyle mümkün olacak ve demokrasi ve demokratik adımlar sürece karşıt olanların da hakkını, hukukunu oluşturacak. Kayyımlar, siyasetin kriminalize edilmesi artık son verilmesi gerekiyor. Düşünce, ifade ve kimlik özgürlüğü bütün alanlara sirayet etmek zorunda.
 
Zor bir yol, zor bir süreç ama iki senedir çatışmanın durduğu, şiddetin sonlandığı, her iki taraftan da ölümlerin olmadığı bir iklimde şimdi barış için daha güçlü söz kurulmasının önü açılıyor. Tek taraflı değerlendirmeler yerine empati ile renkleri yarıştırmadan ortak duyguda bütünleşmeye, barışın toplumsallaşması ve sürecin doğru aktarılmasında sorumluluk ve sağduyuya dünden daha çok ihtiyaç var. Her şey daha yeni başlıyor…