Paula Maier bir enternasyonalist, sosyalist, Rojava fikrinin savunucusu (1)

  • 09:01 5 Eylül 2026
  • Güncel
Melek Avcı 
 
ANKARA - FKO’dan Lilli Pfeiffner, Geri Gönderme Merkezi’nde tecavüze uğradığını açıklayan Paula Maier’in yalnızca uğradığı şiddetle anılmasına karşı çıkarak, “Paula bir enternasyonalist, sosyalist, Rojava fikrinin, kadın devriminin ve sosyalizmin savunucusu olan bir aktivisttir. Onun hikâyesini anlamak, hücredeki mücadelesinin öncesini ve sonrasını da anlamaktır” dedi.
 
Almanya’dan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) davetiyle Türkiye’ye gelen 16 kişilik enternasyonalist heyette yer alan sosyalist aktivist Paula Maier, gözaltına alınmasının ardından tutulduğu Geri Gönderme Merkezi’nde tecavüze uğradığını açıklamıştı. Paula Maier’in yaşadıklarının bir süre sonra kamuoyuyla paylaşılması, gözaltı ve tutukluluk koşullarında kadınlara yönelik cinsel şiddeti ve bu şiddetin politik baskının bir aracı olarak hala kullanılmasını yeniden gündeme taşıdı.
 
Kürt özgürlük mücadelesi ve Rojava ile dayanışmak, bölgedeki politik gelişmeleri yerinde gözlemlemek amacıyla Türkiye’ye gelen heyet üyelerinin farklı biçimlerde fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete maruz bırakıldığını belirten FKO (Föderation Klassenkämpferischer Organisationen), Paula Maier’in yaşadıklarının diğer baskı ve kötü muamele iddialarından bağımsız değerlendirilemeyeceğine dikkat çekiyor. Örgüt, Paula Maier’in açıklamasını kamuoyuna taşıma kararının ise uzun bir sürecin ardından ve kendi iradesi doğrultusunda alındığını belirtiyor. 
 
FKO Basın Sözcüsü Lilli Pfeiffner, Paula Maier’in yaşadıklarını, başvurulması değerlendirilen hukuki ve uluslararası mekanizmaları, Türkiye ve Almanya hükümetlerinin tutumunu ve gözaltında kadınlara yönelik cinsel şiddete karşı uluslararası dayanışmanın sorumluluğunu sorularımızla yanıtladı.
 
 “Bu yolculuk aynı zamanda enternasyonalist dayanışmanın bir parçasıydı. Kürdistan ve Rojava hakkında yalnızca uzaktan konuşmak istemiyorduk sahadaki insanlarla konuşmak, onların bakış açılarını öğrenmek ve politik gelişmelere ilişkin kendi anlayışımızı oluşturmak istiyorduk.”
 
*Heyetin Türkiye'ye gidiş amacı ve DEM Parti'nin daveti üzerine düzenlenen bu ziyaretin planlanma süreci hakkında bilgi verir misiniz?
 
Heyet, Almanya’dan gelen 16 enternasyonalistten oluşuyordu ve DEM Parti’nin daveti üzerine bölgeye gitti. Almanya’daki sosyalistler olarak, Kürdistan’daki mücadeleleri desteklemeyi ve mümkün olan her yerde bu mücadelelerden söz etmeyi kendi sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Almanya, yalnızca bir NATO ortağı olarak Türkiye’nin eylemlerine dahil olmakla kalmıyor burada, Almanya’da da Kürt Özgürlük Hareketi defalarca ağır baskılara maruz kaldı. Amacımız, sahadaki politik durumu yerinde görmek ve anlamak, gelişmeleri belgelemek ve ardından Almanya’ya döndüğümüzde bunları kamuoyuna aktarmaktı. Böylece Avrupa medyasının sessiz kaldığı konular hakkında kamuoyunda farkındalık yaratmayı amaçlıyorduk. Bu yolculuk aynı zamanda enternasyonalist dayanışmanın bir parçasıydı. Kürdistan ve Rojava hakkında yalnızca uzaktan konuşmak istemiyorduk sahadaki insanlarla konuşmak, onların bakış açılarını öğrenmek ve politik gelişmelere ilişkin kendi anlayışımızı oluşturmak istiyorduk. Rojava’daki durum bu açıdan özellikle önemli bir yere sahipti. Kadınların örgütlenmesi ve yeni bir toplum modelinin inşa edilmesi bizim açımızdan önemli bir politik anlam taşıyor. 2026 yılının başında Halep’in Kürt mahalleleri saldırıya uğradığında ve Kuzey ve Doğu Suriye’deki durum tırmandığında, uluslararası kamuoyunun farkındalığının ve dayanışmanın daha da önemli hale geleceği bizim için açık hale geldi. Nihayetinde söz konusu olan, kadın devriminin kazanımlarının savunulmasıdır. Dolayısıyla bu heyetin ziyareti ne turistik bir gezi ne de bir provokasyondu. Bu, bilgi edinmeyi, kamuoyunda farkındalık yaratmayı ve oradaki insanlara uluslararası alanda yalnız olmadıklarını göstermeyi amaçlayan politik bir dayanışma ziyaretiydi.
 
 “Utanç ve korkunun nihayetinde devleti ve faili korumasını istemedik. Tam tersine, utanç taraf değiştirmelidir.”
 
*Öncelikle şunu sormak istiyorum, FKO olarak Paula Maier'in açıklamasını kamuoyuyla paylaşma kararı uzun bir zaman aldı, bu karar nasıl verildi?  
 
Paula Maier’in açıklamasını kamuoyuyla paylaşma kararı, kolaylıkla aldığımız bir karar değildi. Açıklama, onun tecrit altında tutulduğu sırada maruz kaldığı ciddi bir cinselleştirilmiş şiddet deneyimiyle ilgilidir. Böyle bir deneyimi kamuoyuyla paylaşmak aynı zamanda, şiddete maruz kalan kişinin kişisel geçmişinin bir bölümünü, kamusal alanda ifşa anlamına gelir.  Bu nedenle öncelikle Paula’nın bu kararı kendisinin verebileceğinden ve bu süreçte yalnız bırakılmayacağından emin olmak istedik. Almanya’ya döndükten sonra güven ilişkisinin kurulması, yaşadıklarının birlikte ele alınıp işlenmesi ve atılacak bu adımın politik olarak nasıl desteklenebileceğinin netleştirilmesi zaman aldı. Aynı zamanda, onun bireysel deneyimini içinde bulunduğu politik bağlamdan koparmamak bizim için önemliydi. Paula’yı “bir olayın mağduru” olarak değil, Kürt özgürlük mücadelesiyle dayanışması nedeniyle yoldaşlarıyla birlikte tutuklanan ve egemen sisteme ve Türk devletine karşı direnişi nedeniyle baskıya maruz kalan politik bir aktivist olarak görüyoruz. Onun açıklamasını kamuoyuyla paylaşma kararı iki temel düşünceden doğdu: Birincisi, Paula’ya karşı taşıdığımız sorumluluk ve kendi hikâyesine ne olacağına kendisinin karar verme hakkıydı. İkincisi ise politik tutukluluk koşullarında kadınlara yönelik cinselleştirilmiş şiddet ve işkencenin sessizlik içinde kaybolmasına izin vermemek; aksine bununla açıkça yüzleşmek ve dünyanın dört bir yanındaki sayısız kadınla birlikte buna karşı mücadele edebilmek gerekliliğiydi. Utanç ve korkunun nihayetinde devleti ve faili korumasını istemedik. Tam tersine, utanç taraf değiştirmelidir.
 
“Bu yaşananlar birbirinden bağımsız olaylar olarak değerlendirilemez. Bunlar, enternasyonalist aktivistlerin, gazetecilerin ve Kürt siyasi aktörlerin sürekli olarak devlet baskısıyla karşı karşıya kaldığı politik ortamın bir parçasıdır.”
 
*Heyette yer alan diğer üyelerden kaçı benzer şiddet iddialarında bulundu, bunların hepsi kayıt altına alındı mı?
 
Baskı, işkence ve kötü muameleye ilişkin başka vakalar hakkında da bilgiler aldık. Ancak bunları yaşayan kişilerin mahremiyetini ve güvenliğini korumak istiyoruz. Bu nedenle, ilgili kişiler açıkça onay vermediği sürece herhangi bir sayı ya da kişisel bilgiyi kamuoyuyla paylaşmayacağız. Farklı baskı biçimleri arasında ayrım yapıyor ve farklı deneyimleri birbiriyle eşitlemek istemiyoruz. Paula, maruz kaldığı cinselleştirilmiş işkence, yani tecavüz hakkında kamuoyuna açık bir şekilde konuştu. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre heyetin tüm katılımcıları fiziksel, psikolojik ve cinselleştirilmiş şiddetin farklı biçimlerine maruz kaldı. Bazı durumlarda yaşanan şiddet kamuoyuna da yansıdı. Linksjugend’den (Sol Gençlik) Anjo Genow’un yaşadıkları da bunlardan biriydi. Bizim açımızdan asıl önemli olan şu: Bu yaşananlar birbirinden bağımsız olaylar olarak değerlendirilemez. Bunlar, enternasyonalist aktivistlerin, gazetecilerin ve Kürt siyasi aktörlerin sürekli olarak devlet baskısıyla karşı karşıya kaldığı politik ortamın bir parçasıdır.
 
“Devletin kadınları koruyacağına inanmak bir yanılsamadır. Kadınlar olarak şiddete ve işkenceye karşı kendi güvenliğimizi sağlayabilecek olan yine bizleriz.”
 
*Türk makamlarına bu iddialara ilişkin sizin tarafınızdan resmi bir başvuru yapıldı mı? Yapılmadıysa neden, yapılacaksa ne zaman ve hangi mercilere?
 
Hukuki seçenekleri değerlendiriyor ve hukuk danışmanlarımızla görüşerek bundan sonra hangi adımların atılabileceğini belirlemeye çalışıyoruz. Devlet gözetimi altında gerçekleşen tecavüz söz konusu olduğunda bazı özel zorluklarla karşılaşılıyor. Şiddete maruz kalan kişi, devlet karşısında son derece eşitsiz bir güç ilişkisi içinde bulunuyor. Bunun yanı sıra sorumluların kimliklerinin tespit edilmesi, delillerin güvence altına alınması ve şiddete maruz kalan kişilerin güvenliğinin sağlanması gibi sorunlar da var. Bu nedenle amacımız, politik açıdan anlamlı olduğunu düşündüğümüz sürece, elimizdeki bütün imkânlardan yararlanmak. Hukuki yollara başvurmak, Türkiye’deki cezaevlerinde bulunan diğer kadınların yaşadıklarına inanılmadığında Paula’nın davasını dayanak göstermelerine yardımcı olabilir. Aynı zamanda politik mücadeleyi ve kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik çalışmaları destekleyebilir, failin yaptıklarının sonuçlarıyla karşılaşmasını sağlayabilir ve en azından bir süre için başkaları açısından caydırıcı olabilir. Öte yandan hukuki yollara başvurmak, başka insanlarda adaletin mahkemeler aracılığıyla sağlanabileceği düşüncesini de yaratabilir. Biz bu görüşü paylaşmıyoruz. Türkiye devletinin kendi işkence yöntemlerini soruşturmak gibi bir niyeti olduğuna inanmıyoruz. Aynı şekilde, bir mahkeme kararının tecavüzün ardından adaleti sağlayabileceğine de inanmıyoruz. Bu açıdan politik olarak nasıl bir yol izleneceği sorusu bizim için temel önemdedir. Devletin kadınları koruyacağına inanmak bir yanılsamadır. Kadınlar olarak şiddete ve işkenceye karşı kendi güvenliğimizi sağlayabilecek olan yine bizleriz.
 
*Olay anında görev yapan personelin kimliğinin tespiti için elinizde herhangi bir bilgi veya belge var mı?
 
Şu anda bu amaç doğrultusunda hangi bilgi ve belgelerin mevcut olduğunu ve bunlardan hangilerinin hukuken geçerli delil olarak kullanılabileceğini değerlendiriyoruz. Bunlar genel olarak gözaltı sürecine, tutuldukları yere, sürece dahil olan yetkili kurumlara ve diğer belgelere ilişkin bilgileri kapsıyor. Ancak bu aşamada bunlara dair herhangi bir ayrıntı paylaşmak istemiyoruz.
 
*Peki, Geri Gönderme Merkezindeki kamera kayıtlarının talep edilip edilmediğini biliyor musunuz? 
 
Şu anda hangi seçeneklerin mevcut olduğunu değerlendiriyoruz. Elimizde herhangi bir video kaydı bulunmuyor.
 
 “Türkiye hükümetinden ya da ilgili kurumlardan, söz konusu iddialara ilişkin şu ana kadar kamuoyuna yapılmış kapsamlı bir açıklama almadık. Bu sessizlik politik açıdan önemlidir.”
 
*Türkiye'deki avukatlarla hak örgütleriyle şu ana kadar ne tür bir hukuki temas kuruldu? Yine, Türkiye ya da ilgili kurumlardan (Göç İdaresi, İçişleri Bakanlığı) bugüne kadar herhangi bir yanıt ya da açıklama aldınız mı?
 
Siyasi baskı, insan hakları ve Türkiye’deki siyasi tutukluların durumu konusunda deneyimli kişilerle temas halindeyiz, daha doğrusu zaten temaslarımız vardı. Bu ilişkileri daha da geliştirmek, bundan sonra atacağımız adımların önemli bir parçasını oluşturuyor. Mesele yalnızca Paula’nın yaşadıkları değil. Bu vakayı daha geniş bir bağlam içinde ele almak ve Türkiye cezaevlerindeki işkenceye, siyasi baskı ve takiplere, cinsiyete dayalı şiddete karşı yıllardır mücadele eden örgütlerin ve hukukçuların deneyimlerinden yararlanmak istiyoruz. Enternasyonalist dayanışma, Avrupa’daki örgütlerin Türkiye’deki kadınlar adına mücadele etmesi anlamına gelmez. Bu dayanışma, söz konusu mücadeleyi yıllardır sürdürenlerle birlikte hareket etmeye ve onlarla iş birliği içinde olmaya dayanmalıdır. Türkiye hükümetinden ya da ilgili kurumlardan, söz konusu iddialara ilişkin şu ana kadar kamuoyuna yapılmış kapsamlı bir açıklama almadık. Bu sessizlik politik açıdan önemlidir. Bir kişi devlet gözetimi altındayken cinsel şiddete maruz kalıyorsa, devletin buna yanıtı sessiz kalmak olamaz. Bağımsız bir soruşturma yürütülmesini ve sürecin şeffaf bir şekilde araştırılmasını talep ediyoruz.
 
 “Bu durum bize Alman dış politikasındaki temel bir çelişkiyi gösteriyor. Bir yandan sürekli insan haklarından söz ediliyor, diğer yandan jeopolitik ve ekonomik çıkarlar ya da göç politikalarına ilişkin çıkarlar söz konusu olduğunda bu ilkeler bir kenara bırakılıyor. Biz bunun yanlış olduğunu düşünüyoruz.”
 
*Alman Dışişleri Bakanlığı, konsolosluk düzeyinde "durumu açıklığa kavuşturma" çabası dışında somut bir adım attı mı?
 
Bildiğimiz kadarıyla, yaşananların açıklığa kavuşturulması için herhangi bir konsolosluk ya da diplomatik girişimde bulunulmadı. İddiaların ciddiyetiyle orantılı, daha kapsamlı bir siyasi tepki de görmedik. Bizim açımızdan sorun tam da burada yatıyor. Alman devleti, Türkiye ile yaptığı anlaşmalar nedeniyle yıllardır silah ticareti, sınır dışı uygulamaları ve mülteci kampları konusunda kendisini suç ortağı haline getirmiş durumda. Bu anlaşmalar nedeniyle Türkiye’yi ya da iki ülke arasındaki ilişkileri eleştirmek için herhangi bir siyasi irade gösterilmiyor. Ancak bizim için bir şey çok açık: İnsan hakları yalnızca dış politika açısından uygun olduğunda savunulamaz. Cezaevlerinde uygulanan cinselleştirilmiş işkence, Türkiye ile ilişkilerde görmezden gelinebilecek ya da tolere edilebilecek tali bir mesele değildir. Aksine, bu durum söz konusu anlaşmaların sona erdirilmesini gerektirmelidir.
 
*Bu tepkisizliğin nedenini Türkiye ile geliştirilen ilişkiler olduğunu mu söylüyorsunuz? 
 
Evet, bu bağlantının ele alınmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Almanya, Türkiye ile yakın siyasi, ekonomik ve güvenlik ilişkilerini sürdürüyor. Buna göç politikalarındaki iş birliği, ekonomik çıkarlar ve Türkiye’nin NATO üyeliği de dahil. Dolayısıyla Almanya’nın, Türkiye hükümetiyle ilişkilerini temelden sarsacak bir gerilimden kaçınma konusunda önemli bir çıkarı var. Bu durum bize Alman dış politikasındaki temel bir çelişkiyi gösteriyor. Bir yandan sürekli insan haklarından söz ediliyor, diğer yandan jeopolitik ve ekonomik çıkarlar ya da göç politikalarına ilişkin çıkarlar söz konusu olduğunda bu ilkeler bir kenara bırakılıyor.Biz bunun yanlış olduğunu düşünüyoruz. Özellikle Almanya’nın daha büyük bir sorumluluğu var, çünkü kendisi de bölgeyi etkileyen siyasi ve ekonomik yapıların bir parçası. Bizim için enternasyonalizm aynı zamanda Almanya’nın buradaki sorumluluğuna karşı bulunduğumuz yerde mücadele etmek, savaş politikalarına ve emperyalist çıkarlarına karşı çıkmak anlamına geliyor.
 
 “Amacımız yalnızca tek bir olayı mümkün olduğunca geniş biçimde Avrupa’nın gündemine taşımak değil. Siyasi baskının ve gözaltında uygulanan cinselleştirilmiş şiddetin, Avrupa’nın görmezden gelebileceği bir iç mesele olmadığını ortaya koymak istiyoruz.”
 
*Uluslararası hukuk yollarına, Avrupa Birliği kurumlarına ya da Avrupa Parlamentosu'na bu konuda bir başvuru yapılacak mı?
 
Avrupa ve uluslararası düzeyde hangi seçeneklerin bulunduğunu da değerlendiriyoruz. Bunlar arasında konunun parlamentolarda gündeme getirilmesi, Avrupa’daki insan hakları örgütleriyle temas kurulması ve mümkün olduğu ölçüde Avrupa kurumlarının sürece dahil edilmesi yer alabilir. Amacımız yalnızca tek bir olayı mümkün olduğunca geniş biçimde Avrupa’nın gündemine taşımak değil. Siyasi baskının ve gözaltında uygulanan cinselleştirilmiş şiddetin, Avrupa’nın görmezden gelebileceği bir iç mesele olmadığını ortaya koymak istiyoruz. Aynı zamanda bu kurumların tümüne güvenemeyiz. Türkiye ve Almanya’nın politikalarına karşı en açık tutumu ortaya koyacak olan yine bizleriz. Bu nedenle Almanya’da sokaklara çıkıyor ve protestolar düzenliyoruz. Üç temel noktaya odaklanıyoruz: Yalnızca Paula’nın yaşadıkları üzerinden harekete geçmek değil, cinselleştirilmiş işkenceyi ve baskıyı bir bütün olarak ele almak, enternasyonalistlere yönelik baskının nasıl ve neden uygulandığını ortaya koymak. İkincisi , heyetin ziyaret amacını unutmamak, Kürt özgürlük mücadelesini görünür kılmak ve Türkiye’nin politikalarını teşhir etmek. Son olarak, patriyarkayı açıkça ortaya koymak, kadınların sömürülmesi ve baskı altında tutulması için şiddetin nasıl yaygın biçimde kullanıldığını anlatmak ve buna karşı mücadele etmek.
 
Çeşitli hukuki yolları değerlendiriyoruz. Buna, Türkiye’de hukuki bir sürecin hangi koşullarda mümkün ve anlamlı olabileceği, bunun yanı sıra daha sonra ya da eş zamanlı olarak hangi uluslararası hukuk yollarına başvurulabileceği de dahil. Ancak öncelikle hangi yargı makamlarının yetkili olduğunun netleştirilmesini ve bu süreçten doğrudan etkilenen kişi olarak Paula’nın korunmasını sağlamak istiyoruz. Yalnızca politik bir mesaj vermek amacıyla uluslararası hukuk yollarına başvurmak sorumsuzca olurdu. Aynı zamanda konunun kamuoyunun gündeminde tutulmasını, çalışmalarımızın başlı başına gerekli ve önemli bir parçası olarak görüyoruz.
 
*Sizce Avrupa hükümetleri, göçmen-geri gönderme politikaları çerçevesinde Türkiye ile kurduğu iş birliği nedeniyle bu tür ihlalleri görmezden gelme eğiliminde diyebilir miyiz?
 
Evet. Avrupa’nın göç politikası, Türkiye gibi devletlere yapısal bir bağımlılık yaratmış durumda. İnsanlar Avrupa’nın dış sınırlarında ve üçüncü ülkelerde tutulurken, Avrupa hükümetleri aynı zamanda bu ülkelerin hükümetleriyle iş birliği yapıyor. Üstelik bu ülkelerde ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı belgelenmiş olmasına rağmen bu iş birliği devam ediyor. Bu durum, insan haklarının pazarlık konusu haline geldiği bir siyasi anlayış yaratıyor. Bir devlet Avrupa adına göçü “kontrol altında tuttuğu” sürece, o devletin izlediği diğer politikalar belirli ölçülerde görmezden geliniyor. Biz bu anlayışı reddediyoruz. İnsan hakları, Avrupa hükümetlerinin göçü kontrol etmek, ekonomik ilişkilerini sürdürmek ya da jeopolitik iş birliğini korumak uğruna ödediği bir bedel haline getirilemez.
 
* Paula Maier'in kendisi bizzat bir suç duyurusunda bulunmayı düşünüyor mu, yoksa örgüt adına mı bir başvuru yapılacak? BM Kadın Birimi, CEDAW Komitesi gibi uluslararası kadın hakları mekanizmalarına başvuru yapmayı düşünüyor musunuz?
 
Suç duyurusunda bulunma ya da başka hukuki adımlar atma kararı, her şeyden önce her zaman şiddete maruz kalan kişinin kendisine ait olmalıdır. Bu konuda da açıklamanın kamuoyuyla paylaşılması meselesinde benimsediğimiz tutumu benimsiyoruz. Bu adımı atacak kadınların bunu kendilerinin istemesi ve bu konuda kendi kararlarından emin olmaları gerekir. Hiç kimsenin onları herhangi bir şey yapmaya zorlamaya ya da baskı altına almaya hakkı yoktur. Siyasi bir örgütün görevi, şiddete maruz kalan kişileri desteklemek ve siyasi mücadele için elindeki bütün imkânları kullanmaktır. Bu nedenle FKO bugün Paula’ya siyasi ve örgütsel olarak destek olabilir, ancak onun kendi hikâyesi hakkında onun adına karar veremez. Aynı zamanda, özellikle kadınlara yönelik cinselleştirilmiş şiddetin ve devlet gözetimi altında uygulanan şiddetin ele alınabileceği uluslararası mekanizmaları da değerlendiriyoruz.
 
*Peki, sizce uluslararası kadın dayanışma ağları, gözaltındaki kadınlara yönelik şiddet, taciz, tecavüz olaylarını takip etme konusunda yeterince etkin mi?
 
Hayır, bu konuda hâlâ ciddi eksiklikler olduğunu düşünüyoruz. Güçlü kadın dayanışması ve uluslararası dayanışma ağları var, ancak siyasi tutukluluk sırasında yaşanan cinselleştirilmiş şiddet vakaları çoğu zaman ancak buna maruz kalan kişiler yaşadıklarını kamuoyuyla paylaştığında görünür hale geliyor. Sorun yapısal. Tutuklu kadınlar son derece ağır bir bağımlılık ilişkisi içinde bulunuyor. Çoğu zaman avukatlara, doktorlara ya da bağımsız gözlemcilere erişimleri olmuyor. Aynı zamanda cinselleştirilmiş şiddet, kadınları kırmak ve susturmak için bilinçli bir şekilde kullanılıyor. Bu nedenle yalnızca şiddet yaşandıktan sonra gösterilen dayanışmaya değil, tutukluluk koşullarını sistematik olarak izleyen, iddiaları belgeleyen, şiddete maruz kalanları destekleyen, faillerin hesap vermesini sağlayan ve sorumlular üzerinde siyasi baskı oluşturan yapılara ihtiyacımız var.
 
*Bu olayın, benzer olaylara sessiz kalınmaması için nasıl bir emsal oluşturmasını umuyorsunuz? Paula Maier'e ve benzer durumdaki kadınlara destek olmak isteyenler ne yapabilir, hangi kanallardan ulaşılabilir?
 
Sayısız kadının sessizliğini kırmasına katkıda bulunmak istiyoruz. Eğer bir devlet cinselleştirilmiş şiddeti bir baskı aracı olarak kullanıyor ve ardından şiddete maruz kalan kişinin utanç nedeniyle sessiz kalacağına güvenebiliyorsa, bu şiddetin etkisi doğrudan fiziksel saldırının çok ötesine geçer. Bu nedenle mesajımız açık: Gözaltında uygulanan cinselleştirilmiş şiddet görünmez kalmayacak. Bir devlet insanları sindirmeye çalıştığında, siyasi baskının kendiliğinden amacına ulaşmadığını göstermek istiyoruz.
 
Başlangıçta en önemli şey, Paula’yı ve benzer deneyimleri yaşayan diğer kişileri yalnızca maruz kaldıkları şiddet üzerinden tanımlamamak. Paula bir enternasyonalist, sosyalist, Rojava fikrinin, kadın devriminin ve sosyalizmin savunucusu olan bir aktivisttir ve öyle kalmaya devam edecektir. Onu da bu şekilde anlamak gerekir. Onun hikâyesini ciddiye almak, yalnızca hücrede verdiği mücadeleyi değil, öncesinde ve sonrasında sürdürdüğü mücadeleyi de anlamak demektir. Bu aynı zamanda neden böyle bir saldırıya maruz kaldığını da anlamayı gerektirir. Bunun ötesinde, kamuoyunun dikkatine ve somut dayanışmaya ihtiyacımız var. İnsanlar siyasi tutukluların durumu ve Türkiye’deki baskılarla ilgili bilgilerin yayılmasına katkıda bulunabilir, etkinlikleri ve kampanyaları destekleyebilir ve siyasi mücadeleye dahil olabilir. Örneğin Almanya’da FKO içerisinde örgütlenebilirler. Alman hükümeti üzerinde siyasi baskı oluşturmak da aynı derecede önemli. Türkiye’nin aktivistlere yönelik uygulamaları ekonomik çıkarların, göç anlaşmalarının ya da jeopolitik çıkarların gölgesinde kalmamalı.
 
Devamı yarın...