Kapatmalardan dijital sansüre: Hakikat susmadı

  • 09:03 5 Eylül 2026
  • Güncel
İSTANBUL - Gazeteci Reyhan Hacıoğlu, Özgür Basını’nın kapatmalardan tutuklamalara, büroların bombalanmasından dijital sansüre uzanan saldırılar karşısında hakikati görünür kılma ısrarını sürdürdüğünü belirterek, “Özgür basın mağdur değil, direnen taraftır” dedi.
 
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e sansürün yöntemleri değişse de iktidarların basını denetim altına alma politikaları kesintisiz sürdü. Bu baskı politikalarının en ağır biçimde yöneldiği Özgür Basını ise kapatılan gazetelerden bombalanan bürolara, katledilen ve tutuklanan gazetecilerden erişim engellerine kadar birçok saldırıyla karşı karşıya kaldı. Tüm baskılara rağmen hakikati görünür kılma ısrarından vazgeçmeyen özgür basın çalışanları, yarattıkları yayıncılık geleneğini dayanışma ve direnişle bugüne taşıdı. 
 
6 Ekim Dünya Özgür Basın Günü dolayısıyla gazeteci-yazar Reyhan Hacıoğlu ile Özgür Basını’nın tarihsel serüvenini ve günümüzde karşı karşıya olduğu baskıları konuştuk. 
 
80’lerden günümüze hakikat arayışı
 
Dünyada 90’lı yılların, “tarihin sonu” söylemleriyle kapitalist sistemin inşa süreci olarak nitelendirildiğini hatırlatan Reyhan Hacıoğlu, “Sovyetler Birliği dağılınca artık dünyanın tamamıyla kapitalist bir düzen üzerinden yürüyeceği, yani böyle bir inşa sürecinin başladığı ifade edildi. Bu noktada özgür basının taraflı ve mesleki açıdan daha güçlü, daha görünür olması gerekiyordu. Özgür basın kavramının 90’lı yıllarda hayatımıza bu kadar gelişkin bir şekilde girmesinin en temel sebeplerinden biri buydu. Halklar açısından, tarihin farklı kesitlerinin sesi olmak açısından özgür basın kavramı o dönemlerde hayatımıza girdi” şeklinde ifade etti.
 
'Kürdistan’da kesintisiz bir tarih akışına girdik'
 
Özgür basınının tarihsel köklerine dikkat çeken Reyhan Hacıoğlu, 1898-1998 yılları arasındaki dönemin kesintisiz bir gelenek oluşturduğuna vurgu yaptı. Reyhan Hacıoğlu, “Özgür basın tarihini Kürt basını açısından 100 yıllık bir tarih olarak ele alıyoruz. Ancak 90’lı yıllardan başlatmamızın sebebi, öncesinde kapatmaların ve sansürlerin çok fazla olmasıydı. 90’lı yıllardan sonra ise kesintisiz bir tarih akışına girdik. Bu, Kürt halkı için de tarihî bir dönemdi. O dönemlerde Kürt özgürlük mücadelesiyle birlikte Kürt halkına yönelik çok fazla saldırı ve konsept vardı. Bu durum, beraberinde güçlü bir yayıncılık ihtiyacını getirdi” şeklinde dile getirdi.
 
'Hakikati ortaya koyan bir gelenek'
 
12 Eylül 1980 askerî darbesinin ardından toplumun bütün kesimleri üzerindeki baskının arttığını ifade eden Reyhan Hacıoğlu, darbe sonrasında sesin ve sözün doğru anlatılabilmesi için basına çok fazla iş düştüğünü dile getirdi. Reyhan Hacıoğlu, “O dönemde de doğruyu hakikat olarak tanımlıyoruz. Onu ortaya koyabilecek gazetecileri ifade edebilmek açısından ‘özgür basın’ kavramı daha çok kullanılıyor. Bizler açısından o dönemde bu geleneği kesintisiz sürdüren, 90’larda çok sayıda gazete, ardından televizyonlar ve ajanslar var. Bugün binlerce arkadaştan ve yüzlerce kurumdan bahsedebiliyorsak bu, tam da o dönem başlatılan hakikat ısrarının sonucudur” şeklinde ifade etti.
 
'Sansürün yöntemleri ve şiddeti değişti'
 
Osmanlı’dan günümüze Türkiye’deki basın tarihine uzanan sansür ve baskı politikalarına değinen Reyhan Hacıoğlu, tarihsel süreçte iktidarların basına dönük yaklaşımının ve uygulanan yöntemlerin farklılaştığına dikkat çekti. Reyhan Hacıoğlu, İstibdat dönemlerinden itibaren muhalif basının sürekli hedef alındığını belirtti. Reyhan Hacıoğlu, “Osmanlı döneminde de elbette basın faaliyetleri sürüyordu. Ancak o zaman iktidar ya da devlet açısından baskı, sömürü ve şiddetin meşrulaştırılmaya çalışıldığı İstibdat dönemlerinde basın bu kadar yaygın değildi. Matbu gazetelerin ve yayınların o dönemde de baskıya uğradığı, muhalif gazetecilerin sürgüne gönderildiği ya da çalışamayacakları koşulların yaratıldığı bir gerçekti. Ancak o dönemki baskı yöntemleri daha tekildi ve bugünkü kadar yoğun değildi” ifadelerini kullandı.
 
'Savaş süreçlerinde basının önemi arttı'
 
Cumhuriyet dönemiyle birlikte kitle iletişim araçlarının seyrine ve basının dördüncü güçten “birinci güce” dönüşmesine dikkat çeken Reyhan Hacıoğlu, iktidarların basın üzerindeki denetim arayışının hiç bitmediğini belirtti. Reyhan Hacıoğlu, “1950’lerden ve 60’lardan sonra Türkiye’deki siyaset değişirken dünyada da kitle iletişim araçları yaygınlık kazandı. Dünyayla paralel olarak kitle iletişim araçlarının önemi arttı. Yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü güç olarak tanımlanması tesadüf değildi. Özellikle savaş dönemlerinde ve konjonktürel süreçlerde basın, giderek güç kazanan bir noktadaydı” dedi.
 
'Baskı kesintiye uğramadı, yöntemler farklılaştı'
 
Tarihsel kesitlerde mücadelenin ve baskının dalgalanmalar yaşadığına değinen Reyhan Hacıoğlu, basının ise kesintisiz bir baskı çemberine alındığını kaydetti. Reyhan Hacıoğlu, “Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinin basın açısından temel handikabı, yöntemlerin farklılaşmasıdır. Dalgalanmalar şu şekilde oluyor: İktidarın baskı aygıtı arttığında basına yönelmesi çok daha rahat olabiliyor ve biz bunu tarihsel süreç boyunca çok daha net görebiliyoruz. Ancak sansür ve baskılar kesintiye uğramadı, yalnızca uygulanan yöntemler ve biçimler değişti” şeklinde belirtti.
 
'Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde korkunç bir tablo var'
 
Türkiye’nin uluslararası basın özgürlüğü sıralamalarındaki yerine dikkat çeken Reyhan Hacıoğlu, iktidarın algı politikaları ile ülkedeki hakikat arasında büyük bir uçurum olduğunu vurguladı. Reyhan Hacıoğlu, “180 ülke arasında Türkiye hep 150’nci ve daha sonraki sıralarda yer almıştır, en son 163’üncü sıradaydı. Bu, korkunç bir şey. Bugün çıkıp meydanlarda dünyanın kendisini kıskandığını söyleyen, toplumu manipüle etmeye çalışan bir iktidar ve algı anlayışı var. Ancak dönüp baktığınızda bir ülkenin özgürlüğü, basının ve halkların yaşadıklarıyla ölçülür. Bugün yine en fazla tutuklu gazetecinin olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Kürdistan ve Türkiye cezaevlerinde onlarca arkadaşımız tutuklu bulunuyor. Bu sayılara bakıldığında Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğünün hiçbir zaman hakkıyla yaşandığını söyleyemeyiz” diye ifade etti.
 
'Özgür basın mağdur değil, direnen taraftır'
 
Özgür basın çalışanlarının ağır baskılara ve ödedikleri bedellere rağmen geri adım atmadığını belirten Reyhan Hacıoğlu, iktidarın gözaltı ve tutuklama politikalarına karşı direnişin devam ettiğini ifade etti. Reyhan Hacıoğlu, “Özgür basını sadece ‘her dönemin mağduru’ olarak tanımlamayı haksızlık olarak görüyorum. Özgür basın; direnen, direnmek zorunda olan ve bedel ödetilen kesimdir. Özellikle 22 yıllık iktidar döneminde düşünce ve ifade özgürlüğü ne yazık ki çok fazla saldırıya uğradı ve geriletildi. Bugün sosyal medyada paylaşım yapan insanlar bile tutuklanıp gözaltına alınabiliyor. Bizim yaptığımız haberlerin halkta karşılığı çok daha fazla olduğu için yönelimler ve saldırılar da çok daha fazla oluyor. Hem kurumsal hem de bireysel hesaplarımız engelleniyor. Ancak tüm bu geriletmelere rağmen, karşısında ciddi bir muhalif basın gerçekliği ve direnci de var” diye konuştu.
 
'Dijitalleşme medya tekelini kıran bir alan sundu'
 
Geleneksel medyanın krizini ve dijitalleşmenin sunduğu olanakları değerlendiren Reyhan Hacıoğlu, dijital medyanın halkın haber alma hakkına sunduğu katkıya işaret etti. Reyhan Hacıoğlu, “Bugün gazetecilik mesleğinin yaşadığı kriz, matbu basının önemsizleşmesi ve dijitalleşmeyle beraber algoritmalar üzerinden şekillenen süreçle ilgilidir. İktidar eliyle yürütülen algı çarpıtmaları ve yalan haberlerle güvensizlik yaratılmaya çalışılıyor. Ancak sanal medya gerçekliği, bir yandan da işleri kolaylaştırıyor ve medyayı tekelden kurtaran bir imkân sunuyor. Bugün tek bir video çeken insan dahi hakikati ve yaşanan olayı anında ortaya çıkarabiliyor” şeklinde dile getirdi.
 
'Tarafsız olmak, güçlüden yana taraf olmaktır'
 
Özgür basın geleneğinin ilkesel duruşuna dair değerlendirmelerde bulunan Reyhan Hacıoğlu, bağımsızlık ile tarafsızlık kavramları arasındaki farka dikkat çekti. Reyhan Hacıoğlu, “Dünya tarihi açısından ezilenlerin ve haklıların olduğu; halklara yönelik saldırıların, soykırımların ve sömürünün sürdüğü müddetçe özgür basıncılara ihtiyaç var. Herhangi bir iktidarın güdümünde olmamak, tarafsız olmayı gerektirmiyor. Tarafsız olduğumuzu düşünmüyorum, tarafsız da olmamamız gerekiyor. Bu kadar baskının, haksızlığın ve sömürünün olduğu bir coğrafyada ‘tarafsızım’ demek, aslında güçlüden yana taraf tutmaktır. Bu yüzden haklı olanın kim olduğunu ortaya koyabilecek basının cesaretli olması lazım” şeklinde ifade etti.
 
'Parçalama politikalarına karşı dayanışma kurtarıcıdır'
 
İktidarların muhalif ve Kürt gazetecileri hedef alarak yürüttüğü ayrıştırma politikalarına değinen Reyhan Hacıoğlu, gazetecilik cephesinin ortak bir dayanışma ağını büyütmesi gerektiğinin altını çizdi. Reyhan Hacıoğlu, “Baskının en çok arttığı dönemlerde iktidarların kullandığı temel sistem; parçalamak, bölmek ve ayırmaktır. Kürt gazetecileri sürekli farklı söylemlerle hedef gösterme çabası söz konusuydu. Hatta yer yer meslek kuruluşlarının ve cemaatin zamanında attığı ‘terör’ manşetleri de buna hizmet ediyordu. Ancak bizler bugün basın özgürlüğü derken herkesin sözünü kurabildiği bir gerçeklikten ve coğrafyadan bahsediyoruz. Gerçek bilgi her zaman önemini koruyacaktır” diye belirtti.
 
'Gazetecilik cephesinin güçlü olması gerekiyor'
 
Özgür basının ve gazetecilerin her dönem yaratıcı yöntemler ve dayanışmayla bu baskı cenderesini aştığını vurgulayan Reyhan Hacıoğlu, “Bu dönemin en büyük kurtarıcılarından biri dayanışmadır. İktidarın bölme ve ötekileştirme hamlelerine karşı bizlerin de gazetecilik dediğimiz cepheyi güçlü tutması, yaratıcı olması ve ortak bir dayanışma içerisinde bulunması gerekiyor” dedi.