AP’de İran’ın geleceği ve alternatif çözümler tartışıldı
- 21:10 11 Haziran 2026
- Dünya
HABER MERKEZİ - Avrupa Parlamentosu’nda “Demokratik İran’ı Birlikte Örüyoruz” başlıklı konferansında İran’ın geleceği, demokratik inşa ve alternatif ihtimaller üzerinde duruldu.
İran’daki farklı halklar ve toplulukları temsil eden örgütlerin bir araya geldiği İran Demokratik Platformu tarafından organize edilen kapsamlı konferansın üçüncü ve dördüncü panellerinde demokratik bir İran’ın inşasının bileşenleri ve demokratik alternatif ihtimaller üzerine duruldu. Konferansta aynı zamanda İran’daki mevcut durum, tırmanan baskılar, ABD-İsrail’in başlattığı savaşın etkileri ve sonuçları da çok yönlü ele alındı.
İlk iki panelde özellikle Kürt, Beluc ve Ahvaz halklarının temsilcileri, demokratik ve ademi-merkeziyetçi bir İran’ın çözüm olacağına vurgu yaptı. Panellerde, tüm halkların resmi olarak tanınması, eşit olanaklara sahip olması ve baskıcı otoriter rejime son verilerek, halkların doğrudan katılımı ile demokratik bir ülkenin kurulması yönündeki talepler ifade edildi.
Üçüncü panel “Demokratik bir İran'ın inşasının bileşenleri” başlığı altında yapıldı.
Bu panelde Woman Life Freedom (Jin Jiyan Azadî) Ağı sözcülerinden Shirin Shams, İran Özgürlük Kongresi Denetim Kurulu Üyesi Azam Bahrami, siyasi aktivist ve İran Özgürlük Kongresi Denetim Kurulu Üyesi Mahdieh Colroo, araştırmacı gazeteci, aktivist ve İran Özgürlük Kongresi Denetim Kurulu Üyesi Kambiz Ghafouri birer sunum yaptı.
'İran'a halkarın gözünden bakın'
İlk konuşmayı yapan Mahdieh Colroo, İran’daki duruma ilişkin karanlık bir tablo sundu. Mahdieh Colroo, “İran’a yalnızca bir güvenlik meselesi ya da diplomatik bir sorun olarak bakmamanızı rica ediyorum. İran’a halkının gözünden bakın” dedi.
2026 yılında İran’da yaşananlara dair sunduğu özette Mahdieh Colroo, “Şimdiye kadar İslam Cumhuriyeti en az 30 bin kişiyi öldürdü. Binlerce kişi tutuklandı. Ülke tarihinin en uzun süreli internet kesintisi yaşandı. Protestoculara askeri silahlarla ateş açıldı. Yüzlerce kişi kalıcı olarak kör bırakıldı. En az 685 idam vakası kaydedildi” diye belirtti.
Trajedinin yalnızca bundan ibaret olmadığını belirten Mahdieh Colroo, “Halkım, diktatörlüğün yanı sıra askeri saldırılar ve savaşın yıkımıyla da karşı karşıya kaldı. İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin saldırılarında 3 bin 600’den fazla kişi hayatını kaybetti. 225 binden fazla konut ve sivil yaşam alanı bombalandı. Otuz üniversite bombalandı. On binlerce ev yıkıldı. Savaş nedeniyle on binlerce işçi işini kaybetti” diye ekledi.
Mahdieh Colroo, “Bugün, İran’daki son ayaklanmanın üzerinden 144 gün geçmiş bulunuyor. Farklı siyasi görüşlere, farklı geçmişlere ve farklı inançlara sahip insanlar İslam Cumhuriyeti’ne karşı birleşti. Mesajları açık ve nettir: İslam Cumhuriyeti’ni istemiyoruz. Dini otoriter bir yönetim istemiyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Halkların sesi iki propaganda arasında kayboluyor'
Protestolar sona erdikten sonra bile şiddetin durmadığını kaydeden Mahdieh Colroo, “Şimdi rejim daha da acımasız bir yöne savruluyor. Tutuklanan birçok kişi ölüm cezasıyla karşı karşıya. İdam tehdidi üzerlerinde bir gölge gibi duruyor. Kürtler, Türkler, Araplar, Beluclar, Türkmenler, Farslar; kadınlar ve erkekler; öğrenciler ve işçiler; Şiiler, Sünniler ve ateistler tutuklandı. İslam Cumhuriyeti, dünyanın en eski ve en zengin ülkelerinden biri üzerinde küçük bir grubun oligarşik yönetimidir” ifadelerini kullandı.
İran halkının hikâyelerinin iki güçlü propagandanın arasında kaybolduğunu belirten Mahdieh Colroo, “Bir yanda İslam Cumhuriyeti’nin propagandası, diğer yanda Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in propagandası. Sıradan insanları göremiyoruz, seslerini duyamıyoruz. Onların hikâyeleri propaganda, sansür ve savaşın gölgesi altında gizleniyor” dedi. Mahdieh Colroo, demokrasi talebini yineleyerek, konuşmasını tamamladı.
'İran'da biyoçeşitlilik tahrip ediliyor'
İran Özgürlük Kongresi Denetim Kurulu Üyesi Azam Bahrami, İran’da hem biyolojik çeşitlilik ve çevresel tahribatlar ile kadına ve çocuklara olan etkilerine dikkat çekti.
Azam Bahrami, “Biyolojik çeşitlilik tahrip edilmektedir. Çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan çevreyi yok eden projeler hayata geçirilmektedir” dedi.
İran’daki çevre krizinin bugün yeni ve çok daha ağır bir boyut kazandığını ifade eden Azam Bahrami, “Savaştan önce Tahran’daki PM2.5 düzeyindeki ince partikül madde oranı 100’ün üzerindeydi; bu oran, Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği güvenli sınırın yaklaşık 17 katına ulaşmıştı. Tahran, İsfahan ve Karac’daki yakıt depolarının bombalanması ise bu kirliliği daha da artırmış ve rüzgârlarla birlikte Tahran’a taşınan yeni bir hava kirliliği tabakası oluşturmuştur” diye konuştu.
‘En kırılgan kesim kadınlar ve çocuklar'
Petrol ve petrokimya tesislerinin bombalanmasının yol açtığı kirliliğe de işaret eden Azam Bahrami, “Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar kirliliğe bağlı hastalıklara karşı daha fazla risk altındadır. Aynı zamanda zorunlu göç süreçlerinde de en kırılgan kesimleri oluşturmaktadırlar” diye konuştu.
İran’daki en kırılgan topluluklardan birinin kırsal bölgelerde yaşayan kadınlar olduğunu söyleyen Azam Bahrami, “Onların yaşadığı acılar çoğu zaman hiçbir dilde anlatılmamakta ve görünür kılınmamaktadır. Bu acılar ne resmî istatistiklere yansımakta ne de hükümetin karar alma süreçlerinde dikkate alınmaktadır” diye belirtti.
İran’da toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile çevresel adaletsizliğin birbirinden ayrı iki kriz olmadığını vurgulayan Azam Bahrami, “Bunlar, birbirine sıkı sıkıya bağlı yapısal bir düğüm oluşturmaktadır ve geliştirilecek her politika bu iki boyutu birlikte ele almak zorundadır” dedi.
'İran'ın geleceği sadece İran'a ait değidir'
Araştırmacı gazeteci, aktivist ve İran Özgürlük Kongresi Denetim Kurulu Üyesi Kambiz Ghafouri, “Eğer İran için demokratik bir gelecek inşa etmek istiyorsak, toplumun yeniden örgütlenme sürecinin cezasızlık, belirsizlik ve adaletsizlikle dolu karanlık dönemlerden geçmemesini sağlamalıyız. Ortak vicdanımızın yaralı, kafa karışıklığı içinde ya da intikam, inkâr ve toplumsal unutkanlığa açık bırakılmamasını güvence altına almalıyız” dedi.
Shirin Shams: Jin Jiyan Azadî hareketi ortak bir gelecek talebini ifade etmekte
Woman Life Freedom (Jin Jiyan Azadî) Ağı sözcülerinden Shirin Shams, kadın mücadelesinin önemine vurgu yaparak, “İslam Cumhuriyeti'nin üzerine kurulduğu devrimci temeller artık rejimin bütünlüğünü sorgulanır hale getirmiştir. Bugün insanlar ‘Jin Jiyan Azadî’, özgürlük, insan onuru ve insan haysiyeti sloganlarıyla mücadele etmektedir. Bu hareket Kürdistan'dan Tahran'a, Belucistan'dan Azerbaycan'a, Huzistan'dan İran'ın diğer bölgelerine kadar yayılmıştır. Bu devrim, yıllardır dayatılan yapay ayrımları ortadan kaldırmıştır. Kadınlar ve erkekler, Kürtler ve Farslar, Beluclar, Lorlar, Araplar, dindarlar ve dindar olmayanlar; kısacası farklı kimliklere sahip insanlar ortak bir noktada buluşmuştur: İslam Cumhuriyeti'nin sona erdirilmesi ve insan onuruna dayalı bir yaşamın kurulması. Jin Jiyan Azadî hareketi tam da bu anlamı taşımaktadır; insanların etnik kökenleri, inançları ya da toplumsal farklılıkları ne olursa olsun eşit bir yaşam ve ortak bir gelecek talebini ifade etmektedir” diye kaydetti.
‘Dünya bir tercih ile karşı karşıya’
Shirin Shams, “Bugün dünya bir tercih ile karşı karşıyadır” diyerek şöyle konuştu: “Ya bu rejime meşruiyet kazandırarak mevcut insanlık dışı düzenin sürmesini, örgütlü baskıların ve güvensizliğin devam etmesini, insan haklarının açık ve sürekli ihlal edilmesini ve insanlığa karşı işlenen suçların tekrarlanmasını kabul edecektir; ya da siyasi, ekonomik ve enerji krizlerinin yanı sıra örgütlü baskılarla mücadele eden; buna rağmen özgürlük, eşitlik, laiklik, din ile devlet işlerinin ayrılması, dinin eğitim sisteminden ve yargıdan ayrılması, insan onuru ve demokrasi talebini yükselten toplumun yanında duracaktır.
İran halkının talebi budur. Demokrasi yalnızca bir yönetim biçimi değildir. Demokrasi, iktidarın insanla kurduğu ilişkinin niteliğidir.
Demokrasi; kadınlarla, ezilen halklarla, anadilinde eğitim hakkından mahrum bırakılanlarla, temiz suya erişemeyenlerle, seçme hakkı olmayanlarla, kimliği inkâr edilenlerle, ifade özgürlüğünden yoksun bırakılanlarla, düşünce ve inanç özgürlüğü engellenenlerle kurulan ilişkinin adıdır.
Demokrasi, halkın kendi kaderine doğrudan müdahil olması demektir. Demokrasi, insanların kendi gelecekleri hakkında söz sahibi olması ve kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahip olması demektir.”
Shirin Shams’ın şu talepleri sıraladı:
*Toplumsal mücadeleler arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi ve mücadele ağlarının genişletilmesi.
*Jin, Jiyan, Azadî” alternatifine yönelik siyasi, toplumsal ve medya alanlarında meşruiyetin oluşturulması.
*İran İslam Cumhuriyeti'nin ülke içindeki tecridinin ve uluslararası alandaki yalnızlığının derinleştirilmesi.
*İslam Cumhuriyeti'nin kadın düşmanlığına dayalı bir yönetim, insanlığa karşı suçlar işleyen ve devlet terörizmini uygulayan bir rejim olarak teşhir edilmesi.
*Olası siyasi açılımlara, rejim krizlerine ve hızlı devrimci dönüşümlere hazırlık yapılması.
*Özgürlük, eşitlik, toplumsal refah, laiklik ve halk egemenliği ilkelerine dayanan bir toplumun inşası.
*Halkın kendi kaderini tayin etme hakkının ve kendi geleceği üzerinde söz sahibi olmasının güvence altına alınması."
Son panel: İran’ın geleceği ve demokratik alternatiflerin ihtimalleri
“İran’ın geleceği ve demokratik alternatiflerin ihtimalleri” başlıklı dördüncü ve son panelde Demokratik İran Platformu Yürütme Konseyi Üyesi Diako Murady, Komele Genel Sekreteri Yardımcısı Fariba Muhammedi, İran'da özgürlük ve eşitlik için dayanışma temsilcisi Kambiz Faroughi, Azadi Network kurucusu ve İran Özgürlük Kongresi Denetim Kurulu Üyesi Negin Shiraghaei, Demokratik Cumhuriyetçiler ve federal Demokratların Ortak Kongresi Kıdemli Danışmanı Hasan Shariat-Madari konuşmacı olarak yer aldı.
'Demokratik modernite yeni sürecin ihtiyacı'
Diako Murady, yeni bir sürece olan ihtiyaca vurgu yaparken, bunu “demokratik modernite” olarak tanımladı. “Eğer sorunu yalnızca siyasi otoriteye, ekonomik yolsuzluğa veya yönetsel başarısızlıklara indirgersek, aslında bu krizleri üreten mantığın içinde kalmaya devam etmiş oluruz” diyen Diako Murady, “Hükümetlerin değişmesi, devrimler, reformlar ve anayasanın yeniden yazılması tek başına İran’ın temel sorununu çözmeye yetmeyecektir. Çünkü değişmeden kalan şey, iktidar ile toplum, insan, doğa ve kadın arasındaki ilişkinin mantığı olmuştur” ifadelerini kullandı.
Diako Murady, şunları ekledi: Asıl soru şudur: ‘Birlikte hangi anlayış ve hangi toplumsal mantık temelinde yaşayacağız?’ Bu nedenle, rejimin köklü bir biçimde değiştirilmesiyle eş zamanlı olarak, insanın toplumla olan ilişkisine dair yeni bir anlayışın geliştirilmesi de zorunludur. Bu yeni anlayış; insan, toplum, doğa ve kadın arasındaki ilişkileri yeniden tanımlayan, özgürlüğü, eşitliği ve demokratik katılımı esas alan bir perspektife dayanmalıdır.”
Demokratik öz yönetim vurgusu
Demokratik öz yönetim temelinde, eşit ve özgür toplulukların örgütlenmesine vurgu yapan Murady, böyle bir yönetim modelinde halkların “kendi bölgelerinin işlerini yönetirken aynı zamanda ülke genelindeki ortak işlerde de katılım ve söz sahibi olacaklarını” ifade etti.
Murady, şöyle devam etti: “Böyle bir birlikte yaşam modeli; kalıcı barışın, demokratik bir toplumun ve özgür iradeye dayalı dayanışmanın temelini oluşturacaktır. Bu anlayış, demokratik, çok uluslu ve çok sesli bir İran'ın inşasını mümkün kılacaktır. Bu modelde devlet artık halkın üzerinde duran bir ‘baba’ ya da ‘vesayet makamı’ olmayacaktır. Aksine, toplumun demokratik gelişimini güvence altına alan ve ona hizmet eden bir kuruma dönüşecektir.”
Diyalog ve istişare mekanizmaları
Hasan Shariat-Madari, İran’ın temel sorunlarına gelecekte kalıcı çözümler bulunmak isteniyorsa, bu meselenin bugünden tartışılması gerektiğini belirtti. Shariat-Madari, “Demokratik ilkelere bağlı etnik, siyasi ve toplumsal örgütlerin bu konuları birlikte tartışmaları gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle siyasi örgütler ve demokratik kurumlar arasında diyalog ve istişare mekanizmalarının oluşturulması önem taşımaktadır” dedi.
Hasan Shariat-Madari, şunları ekledi: “Önerimiz; farklı tarafların katılımıyla ortak bir mekanizmanın oluşturulması ve bu çerçevede siyasi olarak tarafsız, ortak mutabakata dayalı bir sürecin geliştirilmesidir.
Çünkü İran'ın geçiş döneminde karşı karşıya olduğu en hassas meselelerden biri, ülkenin iç siyasi ve idari yapısının geleceğinin belirlenmesidir.
İran; geniş etnik çeşitliliğe sahip, uzun bir tarihe sahip olan, ekonomik merkezileşme sorunları yaşayan ve aynı zamanda jeopolitik açıdan son derece hassas bir konumda bulunan bir ülkedir. Bu nedenle iç sınırların, yerel yönetimlerin ve farklı halkların haklarının nasıl tanımlanacağı meselesi, siyasi geçiş sürecinin en temel konularından biridir. Etnik toplulukların hakları konusunda uzlaşma sağlanmadan ve tüm tarafların talepleri dikkate alınmadan kalıcı ve demokratik bir düzen kurulması mümkün olmayacaktır. Dünya deneyimleri göstermektedir ki, geçiş dönemlerinde kimlik, sınır ve temsil meselelerinin belirsiz bırakılması ya da çoğunlukçu yaklaşımlarla ele alınması, şiddetin ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden biri olmuştur. Geçmişte yaşanan birçok uluslararası örnek de bu değerlendirmeyi doğrulamaktadır.”
'İslam Cumhuriyeti, kadınların ve toplumun iradesini baskı altına almaya çalıştı'
Rojhilat Güçleri Siyasi İttifakı adına konuşan Komele Genel Sekreter Yardımcısı Fariba Muhammedi, “İslam Cumhuriyeti, kadınların ve toplumun iradesini uzun yıllar boyunca baskı altına almaya çalıştı. Ancak kadınlar ve halk, demokrasi ve özgürlük taleplerini yükseltmeye devam etti. Biz, çok uluslu ve çok kültürlü toplumun gerçekliğini tanıdık ve kabul ettik. Dilsel, etnik, cinsiyet temelli ve dini ayrımcılıkların ortadan kaldırılmasını savunduk. Toplumsal tabana sahip siyasi ve sosyal güçler, fikirleri toplumsal pratiğe dönüştürebilirler. Bu son derece önemlidir” dedi.
“Jin Jiyan Azadî” hareketinde bunun somut örneğini gördüklerini kaydeden Fariba Muhammedi, “Bir düşüncenin nasıl bir harekete dönüştüğüne, bir şehirden diğerine yayıldığına ve sonunda bütün İran'ı etkisi altına aldığına tanıklık ettik” diye belirtti.
Fariba Muhammedi, kadınların "Jin Jiyan Azadî" hareketi sırasında büyük bedeller ödediğini ama buna rağmen mücadelelerinden vazgeçmediklerini ve özgürlük taleplerini sürdürdüklerini vurguladı.
'İran savaşın gölgesinde baskıları arttırdı'
İran'da özgürlük ve eşitlik için dayanışma temsilcisi Kambiz Faroughi, ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşın etkilerine dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, bu savaş yalnızca askeri bir savaş değildir. Aynı zamanda İran'da insan hakları ihlallerinin ve geniş çaplı idamların gölgesinde yaşanmaktadır. Bu durum, İran İslam Cumhuriyeti'ne savaş atmosferinden yararlanma imkânı sağlamıştır. Rejim, savaş koşullarını kullanarak siyasi tutuklulara yönelik baskıları artırmış ve idamları sürdürmüştür.
Bu nedenle bu konuda sessiz kalınmamalıdır. Rejimin uyguladığı baskılara ve idamlara karşı açık biçimde tavır alınmalıdır. Biz, özgürlük ve demokrasi yanlısı tüm kesimlerin bu duruma dikkat çekmesini, protesto etmesini ve savaş bahanesiyle yürütülen baskılara karşı ses çıkarmasını istiyoruz. Aynı zamanda uluslararası toplumun, İran'daki idam makinesinin durdurulması için baskı yapması gerekmektedir. Bu gerçekten çok ciddi bir meseledir.”
Negin ShiraghaeiI: İran'da savaşın ortasındayız
Azadi Network kurucusu ve İran Özgürlük Kongresi Denetim Kurulu Üyesi Negin Shiraghaei, bütün baskı ve zulme rağmen, kendisine sürekli şu soruyu sorduğunu söyledi: “Umut nereden geliyor? Bugün bizi ayakta tutan bu enerji nereden geliyor?”
Negin Shiraghaei, şöyle devam etti: "Bunca acıya, bunca kayba ve her gün yeniden yaşadığımız bütün bu zorluklara rağmen, bu gücü nasıl bulabiliyoruz? Nereden geliyor bu enerji? Çünkü biz kendi hayatlarımızı bir kenara bırakıp, hepimizin arzuladığı bir geleceği kurmak için mücadele ediyoruz. Sanırım bugün beni umutlandıran şey de budur. Dünyanın geri kalanına baktığımda, gerçekten çok zor bir dönemin içinden geçtiğimizi görüyorum. İran'ın doğal yaşam alanlarını ve ekosistemlerini tehdit eden bir savaşın ortasındayız. Aynı zamanda insanlar da hayatta kalmak ve özgürlükleri için mücadele ediyor.”
‘Yaşadığımız acılar, geleceğimizi kurmanın başlangıç noktası olmalıdır
İran’ın nasıl bir geleceği olması gerektiğine dair sorular yönelten Negin ShiraghaeiI, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Yaşadığımız acılar, geleceğimizi kurmanın başlangıç noktası olmalıdır. Bütün dikkatimizi ve çabamızı geleceğe yöneltmeliyiz. Öyle bir gelecek tasarlamalıyız ki, bizden sonra gelecek nesiller de ondan yararlanabilsin; onun üzerine yeni şeyler inşa edebilsin. Ve bir gün geriye dönüp baktığımızda diyebilelim ki:
Babalarımız ve annelerimiz bize değerli bir miras bıraktılar; biz de onu koruduk, geliştirdik ve gelecek kuşaklara aktardık.Böylece çocuklarımız ve torunlarımız daha özgür, daha adil ve daha insanca bir yaşam sürebilirler.”








