‘Sağlamcı ideoloji engellileri yaşamdan tecrit ediyor’

  • 09:07 13 Ağustos 2026
  • Yaşam
Rozerin Gültekin
 
AMED - “Normal” beden anlayışının engelli bireyleri toplumsal yaşamın dışına ittiğine dikkat çeken DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, sağlamcı ideolojinin engellileri tecrit eden ve eşitsizliği derinleştiren pratiklerine işaret ederek, “Tam insanın tanımı var mıdır? Kime göre bu tanımı belirleyeceğiz?” diye sordu.
 
Kapitalist sistemin “normal” beden anlayışı, engelli bireyleri muhtaçlık, hastalık ve acizlik üzerinden tanımlayarak toplumsal yaşamın dışına itiyor. Engelli Sağlık Kurulu raporlarını esas alan Ulusal Engelli Veri Sistemi’nin 2025 yılı verilerine göre, yaklaşık 4,5 milyon engelli birey bulunuyor. Engelli bireylerin karşı karşıya kaldığı eşitsizliklerin bir insan hakları ve demokrasi sorunu olduğu gerçeği göz ardı edilirken, “normal” kabul edilen beden üzerinden kurulan ayrımcılık yaşamın birçok alanında kendini gösteriyor. Engelli bireylerin bedensel farklılıklarını bir “eksiklik” olarak gören bu anlayışa karşı “denkleştirme” ilkesi, ekonomik, sosyal, kültürel ve fiziksel koşulların herkes için eşitlenmesini esas alıyor.
 
Engelliliğin bireyin bedeninden değil, yaşamı erişilemez kılan koşullardan kaynaklandığına dikkat çeken DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, engelli bireylerin karşı karşıya bırakıldığı sorunları ve sağlamcı ideolojinin toplumsal yaşamdaki yansımalarını JINNEWS’e anlattı.
 
Engellilerin tecritte geçen yaşamı
 
Engelli bireylerin yaşamının tecrit içerisinde geçtiğini dile getiren Hatice Betül Çelebi, bunun nedenlerinden biri olan sağlamcı ideolojinin ayrımcı pratiklere neden olduğunun altını çizdi. Hatice Betül Çelebi, “Ayrımcı ideoloji mikro, saldırganlığa dönüşmüş pratikler olarak engellilerin hayatına yansıyor. Bu pratikler, engellilerin inkarı diyebileceğimiz mimariyle şehirlerde hayat bulduğu için engellilerin hem toplumsal baskılar hem de yaşamın birlikte inşa edilmemesinden kaynaklı erişebilir olmayan yaşam, ulaşım, binalar, parklar, okullar, hastaneler ile ulaşılmaz oluyor. Amed'de 220 bin engelli yaşıyor, bundan dolayı dışarıda engelli yurttaş görmemiz gerekirdi ama büyük bir çoğunluğunun hayatı tecritte ve evde geçiyor” diye belirtti.
 
Çoklu ayrımcılığa uğrayan engelli kadınlar
 
“Engelliler açısından eşit yurttaşlık tanımı yapamayacağımız bir yaşam inşasıyla karşı karşıyayız” diyen Hatice Betül Çelebi, “Makbul yurttaşın erkek, Sünni ve Türk olduğu bu normun dışında kalan herkesin öteki kaldığı ve eşit yurttaş olamadığı sistem içerisinde yaşıyoruz. Engelli kadının hem cins olarak ayrımcılığa uğradığı hem de normun sağlıklı olmayan kısmına uymayan bedenin patolojize edildiği noktada çifte ayrımcılığa uğradığını söylememiz mümkün. Şiddetin çok daha derin bir şekilde hayatlarına yansıdığı, şiddetin dillendirilemediği, tecavüz, istismar vakalarında erişilebilir mekanların, şikayet hattının kurulmadığı bir yaşamdan bahsediyoruz. Engelli çocuğu olan kadınlar açısından da sağlamcı ideoloji engelli kadına yansıdığı şekliyle annelere de yansıyor. Dolayısıyla burada çoklu bir ayrımcılık var” dedi.
 
‘Tam insanın tanımı var mıdır?’
 
Engelli bireylerin “eksik” olarak tanımlanmasını kabul etmediğini belirten Hatice Betül Çelebi, “Aristo eksik erkeklik olarak tanımlar kadını. Aristo’ya göre bedenin ruha, kadının erkeğe, kölenin efendiye uyum sağlaması gerekir. Resmi engellilik ideolojisi dediğimiz mesele tam da denklemi buradan kuruyor. Norm bedeni asıl kabul eden ve onun dışında kalan herkesi eksik olarak tanımlayan bir sistem var. Tam da burada sağlamcılık dediğimiz o mekanizma doğuyor yani sağlam. Bu, gerçekten çok ironik bir tanımlama. Tam bir insanı nasıl tanımlayabiliriz? Tam insanın tanımı var mıdır? Kime göre bu tanımı belirleyeceğiz? Örneğin siz gazetecisiniz bu işi yapıyorsunuz, belirli yetileriniz var. Size desem ki ameliyat yapın yapabilir misiniz? Yapamazsınız, o zaman sizi eksik mi göreceğim?” diye sordu.
 
Mücadelenin ortaklaştığı bir zemin vurgusu 
 
Diğer siyasi partilerin engellilere yönelik söylemlerinde sağlamcı dilin hakim olduğuna dikkat çeken Hatice Betül Çelebi, şu sözleri kullandı: “Bizim siyasal alanda vermiş olduğumuz mücadelenin öncesine baktığınızda siyasi partilerin ortak sağlamcı bir dili ile karşı karşıyaydık. Meselenin toplumsal alandan bireysel alana indirilmesi bile bir şiddet biçimi. İlk savunumuz engellilik meselesinin, insana, topluma dair bir mesele olduğu dolayısıyla politik bir mücadelenin örülmesi gerektiği noktasında ilk çalışmamızı ‘DEM Parti Engellilik Manifestosu’ ile yaptık. Manifesto gerçekten engellilik alanında yazılmış ilk siyasi metindir, yol haritasıdır. Çölleşmiş bir toprağa düşen ilk su damlası gibiydi. İkinci olarak ayrımcı tabirler raporumuz var. Farkına varmadığımız kelimelerle nasıl sağlamcı ideoloji inşa ettiğimizi anlatan, buna itirazı yükselten ve dili dönüştürerek sağlamcı ideolojiyi dönüştürebileceğimiz bir rapor hazırladık. Bu iki politik içerik sivil toplum örgütleri, farklı engelli gruplar tarafından da benimsenen ve mücadelenin ortaklaştığı bir zemin oldu diyebiliriz. Komisyonun çalışmaları panel, forum, çalıştay ve konferans biçiminde devam etti. Engelliler onur yürüyüşünü her Mayıs’ın ilk Pazarı yapmaya başladık, ilkini 3 Mayıs’ta Amed'de yaptık.”
 
'Kapsayıcı bir toplum inşa etmeliyiz’
 
Hatice Betül Çelebi, son olarak şunları dile getirdi: “Siyasi ve kamusal alanın yanı sıra yerel yönetimlerin de yerine getirmesi gereken sorumluluklar var. Engellilerle eşit ve adil bir ortak yaşamı inşa edebiliriz noktasında yerel yönetimlere çok büyük görevler düşüyor. Üç büyükşehir belediyemizde engelli ve yaşlı daire başkanlıklarımız kuruldu. Bunlar gerçekten alan için çok heyecan verici çalışmalardır. Engelli belediye meclis üyesi arkadaşlarımız var. Onların kendi alanlarına dönük sözlerini söylemeleri ve temsiliyetin olması heyecan yaratan çalışmalar oldu. Özellikle demokratik cumhuriyeti konuştuğumuz şu günlerde aslında bedeni toplumsal olarak tartışmaya açmamız gerekiyor. Kapitalizmin bedene iki tür yaklaşımı var. Faydacı yani bir güç olarak düşündüğü, diğer taraftan da metaya ve pazar ürününe dönüştürdüğünü görmemiz gerekiyor. Tüm farklılıkları kucakladığımız kapsayıcı bir toplumu inşa etmemiz gerekiyor.”