Stratejik kişilik, inşanın gücü ve yasanın anlamı
- 11:10 21 Ağustos 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - İmralı Sekretaryası üyesi Ergin Atabey, son dönemde yoğunlaşan yasa tartışmalarına ilişkin, “Neredeyse ‘yasa’ deyip kalktık, ‘yasa’ deyip yattık” değerlendirmesinde bulundu. Yasanın bir araç olduğuna işaret eden Engin Atabey, asıl stratejik hedefin demokratik komünal toplumun inşası olduğunu vurguladı.
İmralı Adası’nda tutulan ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yanında İmralı Sekreterayası üyelerinden olan Ergin Atabey, Özgür Halk Dergisi için “Stratejik Kişilik, İnşanın Gücü ve Yasanın Anlamı” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Yazı şu şekilde:
“Genel olarak süreç üzerine yapılan tartışmalara bakıldığında maalesef daha çok teknik, tâlî denilebilecek yönleriyle tartışılıyor. Özel savaş rejiminin psikolojik savaşı bunda etkili olsa da en önemli boyutları bununla izah edilemez. Özellikle demokratik komünal toplum inşa etme sorumluluğu olan bizler, yaşadığımız yüzeysellikler nedeniyle tâlî-teknik yönlerden kurtulup stratejik düzeyde düşünemiyoruz. Bu nedenle tartışmalarımız ve çalışmalarımız özlü olamıyor, esas gündeme giremiyoruz. Bunun sonucu olarak, söylediklerimiz haklı da olsa psikolojik savaşın sınırlarında kalıyoruz. Dolayısıyla esas gündem, tartışma ve konulardan uzak kalıyoruz.
Önder Öcalan, ‘Ben stratejik çalışırım.’ der. Stratejik çalışmanın dayandığı zemin stratejik kişiliktir. Bunun en önemli özelliklerinden biri gündemi, tartışmayı ve çalışmayı öz ve esas olana göre belirlemektir. Tarihin en gelişkin psikolojik savaşı Önder Öcalan’a karşı geliştirilmektedir. Özellikle gündemine, tartışmasına ve çalışmasına kendilerince yön vermek için bu psikolojik savaş yürütülmektedir. Ancak tarihte ve günümüzde bir başka örneği olmayan kuşatılmışlık altında olmasına rağmen Önder Öcalan’ın gündemine, tartışmasına ve çalışmasına yön verilemiyor. Bunun sırrı Önder Öcalan’ın kendisinde inşa ettiği stratejik kişiliktedir. Fakat Önder Öcalan’ın yaşadığı temel dezavantaj, bizim kendimizde aynı düzeyde stratejik kişilik inşa edemeyişimizdir. Bu nedenle olup bitenleri tam anlayamıyoruz. Özel savaş rejiminin tâlî-teknik hususları gündemleştirerek kurduğu tuzakları göremiyoruz. Genel olarak söz konusu tuzağa düşüyoruz. Bu da bizi meselenin esasından uzaklaştırıyor. Bunun yarattığı sonuç ise Önder Öcalan’a olumsuzluk olarak dönüyor. Objektif olarak geliştirdiği stratejiyi geliştiremiyoruz. Dezavantaj dediğimiz husus budur.
Stratejik kişilik düzeyini yakalamak
Genel olarak Önder Öcalan’a yönelik kuşatılmışlık dezavantaj olarak değerlendirilmektedir. Şüphesiz Önder Öcalan’a yönelik kuşatılmışlık olmasaydı durum daha farklı olurdu. Ancak geçmişten günümüze doğru bakıldığında esas mesele gelip bize dayanmaktadır. Geçmişte de Önder Öcalan’ın hamleleriyle geliştirdiği stratejik dönemlerin gereğini yapamadık. Ortalama olarak her on yılda bir döneme denk gelen birçok stratejik hamleleri, bizim stratejik kişilik düzeyini yakalayamamamız büyük oranda boşa çıkarttı. Şimdi de karşı karşıya olduğumuz gerçeklik budur. Bizim stratejik kişilik düzeyini yakalayamayışımız Önder Öcalan açısından en temel dezavantajdır.
Önder Öcalan stratejik olarak bakışını çözümlerken, ‘Kürtlerin içinde tutulduğu soykırım ve savaş kıskacını kırmak ve soykırımı önleyip özgür varlık olarak alanını inşa etmek.’ olarak tanımlıyor. Yarım yüz yıllık stratejik doğrultu, direnç, çalışma bu cümleyle en çarpıcı temelde ifade edilmiştir. İçinde bulunulan sürecin anlamını da ifade eden bir gerçekliktir. Kürtler üzerindeki soykırım kıskacı devam etmektedir. Fiilen Kürtler kabul edilmiş olsa da hâlâ özgür varlık değildir. Son stratejik hamle, Kürtlerin bu konumu aşması içindir. Bu hamlenin geliştirildiği ‘günden’ itibaren yapıp ettiklerimizi gözden geçirelim. Yapıp ettiklerimiz en çok söylemlerimize yansımaktadır. Söylemimizin en çok yoğunlaştığı dönem ise son bir-bir buçuk aydır. Bu anlamda ‘yasa’ denilen olgu etrafında söylediklerimiz, stratejik hamlenin neresinde olduğumuzu göstermektedir. Neredeyse ‘yasa’ deyip kalktık, ‘yasa’ deyip yattık. Bu stratejik hamle karşısındaki duruşumuzun, bu ‘kalkma’ ve ‘yatma’ ifadeleri olduğunu söylersek haksızlık etmiş sayılmayız. Aslında stratejik kişilik düzeyini yakalayamamamızın en temel gerekçesi, bu ‘yasayla yatıp’ bu ‘yasayla kalkma’mızdır. Bu noktada ilk olarak, Kürde dayatılan soykırım kıskacı savaşının doğasını tam olarak anlayamama durumumuz var. İkincisi ise meselenin özü yasa değildir. Yasa tümüyle inkâr edilemez. Bu bir mücadele aşamasıdır. Mücadele denilirken de hiçbir geliştiriciliği kalmamış, içi boşaltılmış bir aktivizm ve tepkici konumlanma kastedilmemektedir.
Demokratik komünal toplumun inşası
Şu hususu tam anlamıyla anladığımız söylenemez. İnşa temelinde mücadele yükseltilmediği sürece istenildiği kadar çağrı yapılsın, tepkiselliği aşamayan söylem geliştirilsin ve yürütülsün sonuç alınamaz. Daha çok, hiçbir anlamı olmayan ve kendini özne olmaktan çıkartan, ‘şunu isteriz, bunu isteriz’ sınırlarında kalınır. Önder Öcalan’ın geliştirdiği son stratejik hamlenin stratejisi, demokratik komünal toplumun inşasıdır. Bizim politik olarak tutturduğumuz yol ise tam tersidir. Biz stratejik olanı neredeyse bir tarafa bırakmış, taktik olanı esas gündem haline getirmişiz. Bu anlayışımızda stratejik-taktik kopukluğu kadar, amaç-araç ilişkisini ters yüz etme de söz konusudur. Tali-teknik olanı gündemleştirmek, tam da bu noktada yaşadığımız yüzeyselliktir. Oysa eğer stratejik kişilik düzeyini yakalamış olsaydık, esas olarak gündemleştireceğimiz husus strateji olacaktı. Demokratik komünal toplum inşasını stratejik olarak tüm çalışmalarımızın ana gündemi yapmadan sürece girmiş olmayız ve sorumluluğumuzu yerine getiremeyiz. Öte yandan demokratik komünal toplum stratejisinin muhatabı da demokratik komünalist inşacılardır. Nasıl ki taktik, stratejinin bir aracıysa, yasa da öyledir. Stratejik çalışma olan demokratik komünal toplumun inşası fiilen gerçekleştirildikçe, kendi yasasını dayatır ve çıkartır. Yani yasa önce gelmez.
Demokratik komünal toplum inşası gerçekleştirildikçe, toplumsal alanda ortaya çıkan güç ile kendi yaptırımını gerçekleştirir. Zaten son yarım asırlık mücadele, direnç diyalektiğinde gerçekleşen bu değil midir? Şimdi bu diyalektiğe, pozitif devrim çalışma tarzı olan inşacılık da eklenmiştir. Buna engel olan neydi, ne oldu? En başta da belirttiğimiz gibi buna tek engel, stratejik kişilik ve çalışma tarzında yaşadığımız eksiklik, yüzeysellik ve yanılgıdır. Bu konuda her türlü kolaycılığa kaçıp sağı-solu suçlamamıza gerek yok. Önder Öcalan, “Kaderimizi yasalara bırakmayacağız.” demektedir. Elbette yasa tümden önemsizdir, denilmemektedir. Fakat yasa denilen olgu meselenin ‘kabuğu’dur. Dört dörtlük yasa olsa da stratejik kişilik ve çalışma tarzı olmadı mı, o tuzak olur. Önderlik, “Başkalarının yaptığı değil, bizim yaptığımız belirleyici olacak.” der. Bu bakışla iradeyi, kararlılığı ve pratikleşmeyi açığa çıkartmak yaşamsal derecede önemlidir. Bizi, bu stratejik kişilikle açığa çıkmış öz düşüncemiz, irademiz ve pratiğimiz demokratik komünal toplum hedefine ulaştıracaktır. Bu anlamıyla hukuk redçiliğine ve tutuculuğuna düşmemek önemlidir. Ne inkâr etmeli ne de biçimselliğine takılmalıyız. Esas olarak yoğunlaşmamız gereken husus, hamlenin can alıcı yönü olan stratejik boyutudur. Bunun, ‘varlık özgürlüğü, kadın özgürlüğü, düşünceyi-ideolojiyi ifade etme ve örgütlenme özgürlüğü ve sistemsel özgürlüğünü’ inşa ettikçe çözüm gücü ve çözüm gelişir.
Bunun için ciddi bir potansiyelimiz var. Onun tecrübesi ve birikimi de var. Zaten kimse kolay olacağını vadetmedi bize. Tersine, pozitif devrim devrimlerin en zorudur. Ama zaten devrimciler zor olanı başarmak için varlar. Tabi geçmişin olanaksızlıklarını düşündüğümüzde, günümüzde var olan olanakların içinde başarmak daha zor değildir. Yeter ki daha fazla stratejik kişilik üzerinde durup, o düzeyi ve çalışma tarzını geliştirelim.”







