Umut hakkı tartışmaları sürüyor: AİHM kararları uygulanmıyor

  • 09:01 3 Haziran 2026
  • Güncel
Dilan Babat
 
HABER MERKEZİ – AİHM’in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına ilişkin verdiği “umut hakkı” kararları uygulanmazken, hukukçular ve insan hakları örgütleri, yeniden inceleme mekanizmasının oluşturulmamasının insan hakları ihlallerini derinleştirdiğine dikkat çekiyor. 
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye hakkında verdiği “umut hakkı” ihlal kararları yıllardır uygulanmazken, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları ve infaz rejimine ilişkin tartışmalar sürüyor. Özellikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası üzerinden görünür hale gelen “umut hakkı”, yalnızca bir infaz hukuku meselesi değil, insan hakları ve insan onuru tartışmalarının da merkezinde yer alıyor. Türkiye, 27 Haziran 2025’te Avrupa Konseyi’ne bir eylem planı sundu ancak mevcut yaklaşımın korunması nedeniyle plan yeterli bulunmadı. Eylül 2025’te alınan ara kararda ise Türkiye’den gerekli düzenlemeleri gecikmeksizin hayata geçirmesi istendi. Komite’nin Türkiye’ye tanıdığı sürenin Haziran ayında dolacak olması dikkat çekerken, gözler Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Haziran ayında yapacağı toplantıya çevrilmiş durumda.
 
AİHM’in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına ilişkin içtihatları, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin denetim süreci ve Türkiye’nin yükümlülüklerine dair tartışmalar sürerken, umut hakkının hukuki boyutunu ve olası gelişmeleri derledik.
 
AİHM: Tamamen umutsuz bırakmak insanlık dışı
 
AİHM, umut hakkını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen 3’üncü maddesi kapsamında değerlendiriyor. Mahkeme içtihatlarına göre bir kişinin yaşamı boyunca hiçbir koşulda özgürlüğüne kavuşma ihtimalinin bulunmaması ve cezasının yeniden değerlendirilmesine olanak tanınmaması insan onuruyla bağdaşmıyor. 
 
Mahkeme kararlarında modern ceza hukukunun yalnızca cezalandırma amacı taşımadığı, aynı zamanda rehabilitasyon ve topluma yeniden kazandırma ilkelerine dayanması gerektiği vurgulanıyor. Bu nedenle umut hakkı; otomatik tahliye ya da af anlamına değil, belirli bir sürenin ardından cezanın yeniden değerlendirilmesini talep etme hakkına işaret ediyor. 
 
Tartışmalar Öcalan kararıyla büyüdü
 
Türkiye’de umut hakkı tartışmaları özellikle Abdullah Öcalan hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası sonrasında gündeme geldi. AİHM Büyük Dairesi, 18 Mart 2014 tarihinde verdiği Öcalan/Türkiye (No.2) kararında, hiçbir tahliye ihtimali tanımayan ağırlaştırılmış müebbet cezasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesini ihlal ettiğine hükmetti. Karar 13 Ekim 2014 tarihinde kesinleşti. 
 
Mahkeme, Türkiye’deki sistemin mahpuslara belirli bir süre sonunda cezalarının yeniden değerlendirilmesini sağlayacak bir mekanizma sunmadığını ve özgürlüğe kavuşma perspektifini tamamen ortadan kaldırdığını belirtti. Daha sonra verilen Kaytan, Gurban ve Boltan kararlarında da benzer ihlal tespitleri yapıldı. 
 
Avrupa Konseyi’nden düzenleme çağrısı
 
AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, yıllardır Türkiye’ye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına ilişkin yasal düzenleme yapılması çağrısında bulunuyor. Komite, tutsakların umut hakkına erişimini güvence altına alacak ve cezaların belirli bir süre sonunda yeniden değerlendirilmesini sağlayacak mekanizmaların oluşturulmasını talep ediyor. 
 
Ancak Türkiye bugüne kadar bu konuda kapsamlı bir yasal değişiklik gerçekleştirmedi. Mevcut sistemde bazı suçlar bakımından koşullu salıverme imkânı bulunmazken, insan hakları örgütleri bunun fiilen “ölünceye kadar hapis” anlamına geldiğini belirtiyor. 
 
Tecrit tartışmalarıyla birlikte ele alınıyor
 
İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit koşulları da umut hakkı tartışmalarıyla birlikte değerlendiriliyor. Hukuk örgütleri ve avukatlar, umut hakkının yalnızca tahliye ihtimaliyle sınırlı olmadığını; avukat ve aile görüşleri, iletişim hakkı ile hukuki denetim mekanizmalarının da bu çerçevede ele alınması gerektiğini ifade ediyor. 
 
Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) raporlarında ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının açıklamalarında da İmralı’daki izolasyon uygulamalarına ilişkin değerlendirmeler yer alıyor. 
 
Hukukçular: Sorun yapısal
 
İnsan hakları savunucuları ve hukuk örgütleri, umut hakkı meselesinin yalnızca belirli tutsakları ilgilendirmediğini vurguluyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de dosyayı bireysel değil, yapısal bir sorun olarak tanımlıyor. Buna göre sorun; ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimi, yeniden inceleme mekanizmasının bulunmaması ve bazı suç tiplerinde koşullu salıvermenin tamamen kapatılmasından kaynaklanıyor. 
 
İnsan onuru tartışmasının merkezinde
 
Avrupa insan hakları hukukunda giderek güçlenen yaklaşım, hiçbir kişinin tamamen umutsuz bırakılmaması gerektiği yönünde. AİHM kararlarında da özgürlüğün sınırlandırılabileceği ancak kişinin geleceğe dair tüm ihtimallerinin sonsuza kadar ortadan kaldırılmasının insan onuruyla bağdaşmadığı vurgulanıyor. Bu nedenle umut hakkı tartışmaları, yalnızca infaz hukukuna ilişkin bir başlık değil; devletin cezalandırma sınırları, insan onuru ve temel haklar ekseninde süren bir hukuk tartışması olarak önemini koruyor.